En Sıcak Konular

Vatan'ın iki yazarı "evet" dedi!

11 Eylül 2010 12:51 tsi
Vatan'ın iki yazarı Vatan gazetesinin iki yazarı bugün gerekçeleriyle neden evet diyeceklerini yazdı.

Okay Gönensin bugün köşesinde referandumdaki oyunun evet olacağını açıkladı. Cengiz Aktar da "yetmez ama evet" diyerek gerekçelerini anlattı.

İşte Gönensin’in yazısı:

***

Oyum ve gerekçelerim

Türkiye’nin 12 Eylül Anayasası’ndan tümüyle kurtulması şarttır. Bunun için, o anayasanın getirdiği “müesses nizam” ve o nizamın içinde yer alan çeşitli odakların iktidarının kırılması şarttır.

Yarın oylanacak olan anayasa değişikliği paketinin, tartışmalı maddeleri de dahil bütününün kabulüyle, şu anda hâkim “müesses nizam”da ciddi gedikler açılacak ve gerçekten demokratik bir anayasaya ulaşma imkânı yaratılmış olacaktır.

Tersi durumdaysa bugünkü 12 Eylül anayasası ve onun yarattığı cenderelerden kurtulmak için ülke daha çok bekleyecektir.

Bu “müesses nizam”ın en temel unsurlarından biri, kendi görev ve misyonunu “halka hizmet” değil “devleti korumak” olarak benimsemiş ve uygulamaları da bu yönde olan bir yargı düzenidir. Bir yerden başlayarak bu düzenin değişmesi zorunludur. Paketteki değişiklikler, başka sakıncalar getirmesine rağmen bir başlangıç noktası oluşturuyor. Gelecekte ne olur diye korkmak yerine, önce bugünkü iktidar odağının dönüşümünü başlatmak gerekir.

Dönüşümün şart olduğuna en önemli kanıt, Şemdinli savcısı olayıdır. İki astsubay bir kitapçıyı bombalamış, dönemin Genelkurmay Başkanı onlar hakkında“Tanırım, iyi çocuklardır” derken “bağımsız yargının anlı şanlı organı” HSYK, bu olayı kovuşturan savcıyı görevinden kovmakla yetinmemiş, avukatlık yapma hakkını bile elinden almıştır.

***

Başbakan Erdoğan’ın, bu referandumda istediği sonucu almasıyla eleştirdiğimiz anti-demokratik eğilimlerinin güçlenmesi, “yıkarım, çökertirim” tavrının daha da vahim hale gelmesi, elbette mümkündür. Erdoğan diğer liderlerden daha fazla ya da daha az demokrat değildir ve Türk siyasi hayatının gerçekten demokrasiyi özümsemiş liderlere kavuşmasına daha zaman vardır. Erdoğan, eğer kendi partisinin bile savunmakta zorlandığı bir siyasi üslubu tırmandırma eğilimine girerse, gereğini yapmak da her vatandaşın, demokrasiye bağlı herkesin hakkı ve görevidir.

12 Eylül 1980 darbesinin ardından ülkemiz en karanlık dönemlerinden birini yaşadı. O dönemin yaşatanlar yani bu “suç”un failleri de ne yaptıklarını bildikleri için, anayasaya kendilerini ve verdikleri emirlerle suç işleyenleri korumak için bir madde koydurmuşlardı. Bu madde kalktığı anda, bir insanlık suçu sayılan ve zaman aşımına girmeyen işkence suçuyla ilgili olarak, başta Kenan Evren olmak üzere o dönemin bütün asker ve sivil sorumluları hakkında dava açmak mümkün olacak.

İşkence suçlarında zaman aşımı yoktur, zaten anayasa değişikliğinin kabulünde 30 yıl dolmuş olmayacaktır.

***

Dönemi gazeteci olarak yaşamış bir Türk vatandaşıyım ve ülkenin dört bir yanında, o günlerin bütün işkencecileri için davalar açıldığını, suçluların yargı önünde hesap verdiklerini görmek istiyorum.

Diyarbakır askeri hapishanesinin bütün sorumlularının hesap vermesini istiyorum. Askeri cezaevlerinde polisler işkence uygularken başlarında duran asker kişilerin hesap vermesini istiyorum. O günleri özleyerek planlar yapanların da hesap vermesini istiyorum.

“Zaman aşımı“ diyerek, o işkencecilerin hesap vermesine engel olmaya çalışanların kimler olacağını ben tahmin ediyorum, ama bunları bütün vatandaşların da görmesini istiyorum.

Solun, CHP’li değil gerçek solun kendisini artık “devletçi-milliyetçi” etkilerden kurtarması gerektiğini, referandum sonrasındaki süreçte başlayacak tartışmaların o “kurtuluş”a katkıda bulunabileceğini umut ediyorum.

Ben, bu gerekçelerle; anayasa değişikliğiyle ülkeye bir günde demokrasi gelmeyeceğini bilerek, bu değişikliğin son derece yetersiz olduğunu da bilerek, “evet” oyu kullanacağım.

***

İşte Cengiz Aktar'ın yazısı:

Neden yetmez ama evet?

Referanduma gitme keyfiyeti açıklanır açıklanmaz oluşan ‘Yetmez ama evet’ çağrıcılarındanım. Anayasa değişiklik paketi gündeme geldiğinden bu yana yazılan ve konuşulanları izliyorum. Aslında içinde bulunduğumuz ortam son derece doğal.

İlkin, yaşanan gerginlik özünde değişim sürecinin gerginliği. Hükümetin paketinde asker ve yargıyı ilgilendiren damardan değişiklikler var. Demokratik temsili öne çıkaran, yüksek yargının siyasi hayatı engellemesini önlemek hedefiyle cumhurbaşkanı makamına ve meclise tanınan tasarruflar var. Bunlar dört dörtlük değil elbette. Erkler arası denge ve kontrol sağlamakta yetersizler. Ama asker ve yargının vesayetini kırar nitelikteler. Süregelen darbe girişimi davalarıyla birlikte okununca paket sabık dönemin tasfiyesi niteliğinde. Bunun verdiği huzursuzluğa AK Parti’ye duyulan derin güvensizlik ve dipten gelen değişim arzusuna duyulan hınç eklenince gerginlik had safhaya çıkıyor.

İkincisi, değişimi siyasete tahvil etme konum ve sorumluluğunda olan siyasi kadroların tasarrufları, deneyim ve becerileri kadar. Doğrudur, Temmuz 2007 seçimlerinden muzaffer çıkan AK Parti 1982 Anayasası’ndan kurtulmak için Türkiye’nin önüne gelen büyük fırsatı değerlendirmedi. Toplumdan gelen itiraz da Özbudun heyetinin hazırladığı taslağı gündemde tutmaya yetmedi. Ama bu memlekette hangi kamusal iş bir seferde, sıfır hatayla yapılıyor ki?

Üçüncüsü, bugünkü dinamik Türkiye’nin şartlarında belirleniyor. Değişimi ölüm kalım meselesi haline sokacak, örneğin 1981’de İspanya’daki askeri darbe gibi, açık bir kriz yok. Keza daha önceki değişikliklerin arkasından esen AB rüzgarı artık yok. Türkiye kabuğunu kendisi yırtıyor. Her demokratik toplumda o demokrasi düzeyine ulaşmak için verilen kavgadan başka bir şey değil yaşananlar. Türkiye başkasıyla değil kendisiyle hesaplaşıyor ve yüzleşiyor. Darbe Anayasası’nın askeri ve hukuki vesayetinden kurtulma şantiyesi bu.

Dördüncüsü, referandumun plebisit yani güven oylamasına dönüşmesi sonucunda ortaya çıkan tuhaf kampanya. Afiş ve pankartların artık Anayasa paketiyle pek bir ilgisi kalmadı. CHP ‘bu paket emekliye bir şey vermiyor’ diyor. Rahibeler, Simonlar üzerinden derin ırkçı bir dil. Ama bu sapmalar bize özgü değil. Seçmene çetrefilli ve içerik birliği olmayan maddelerden oluşan bir konuda ‘evet mi hayır mı’ sorusunu sorunca seçmen de siyasetçi de tartışmayı saptırır. 29 Mayıs 2005’te Fransızlar AB‘nin 448 maddeden oluşan yeni antlaşmasını referanduma götürünce kampanya hükümetin icraatlarına hayır oyuyla sonuçlanmıştı.

Sonuçta evet de çıksa hayır da, dünyalı Türkiye’nin normalleşmek için yeni bir toplumsal mutabakata ihtiyacı var. Evet çıkarsa yeni anayasa ivme kazanır, seçimin birincil maddesi haline gelir. Eğer paket reddedilirse hükümetin eli zayıflayacağından dolayı bu hayati ihtiyaç yine uzun bir süre rafa kalkar. Kürt sorunu başta olmak üzere çözüm bekleyen kadim sorunlarımızın çözümü de o ölçüde sekteye uğrar. Kimse rüya görmesin.

Diyarbakır Cezaevi

Başbakan’ın Diyarbakır mitinginde ‘Bize varlığı ile 12 Eylül’ü hatırlatan Diyarbakır Cezaevi’ni yıkacağım’ dedi. Düşünülmeden sarfedilmiş söz. Başbakan kendi yattığı Saray Cezaevi’ni de yıktırmayı düşünür mü? Diyarbakır zindanının gerçeği daha yeni ortaya çıkıyor. Bölgedeki kanaat önderlerinin ve hapishanenin mağdurlarıyla çalışan kuruluşların talebi bu utanç abidesinin kalıcı bir müzeye dönüştürülmesi.

Komünizm sonrasında bu müzelerden Avrupa’da çok açıldı. Prag’da ‘Komünizm Müzesi’, Romanya Sighet’te ‘Komünizm Kurbanları Anıtı ve Müzesi’, Macarlar Budapeşte’de önce faşist sonra komünistlerin kullandığı şehrin göbeğindeki işkence merkezini ‘Terör Müzesi’ne dönüştürdü... Elbette meşruiyetini tamamen kaybetmiş bir ideoloji üzerine müze yapmak nisbeten kolay. Zoru bizimkisi zira o zihniyet daha aslanlar gibi ayakta.

Bayramınız mübarek olsun.



Bu haber 956 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,331 µs