En Sıcak Konular

Lüferin Soyu Tükeniyor

7 Haziran 2010 12:34 tsi
Lüferin Soyu Tükeniyor İstanbul’un simgesi, Boğaz’ın incisi lüfer yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.

Başta zamansız, yanlış avlanma, Karadeniz’deki aşırı kirlenme, mevzuat ve kotalar lüferin soyunu kuruttu.

Dünya çapında örgütlü, ülkemizde de faaliyetleri olan yavaş yeme(Slow Food) gıda akımı, iyi temiz ve adil gıdanın peşinde, Boğaz’ın incisi lüfere sahip çıkıyor. Bu sahiplenme, sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen duyarlı STK’lerin çabasıyla ortaklaşa yürütülmeye çalışılmaktadır. Son yıllarda özellikle lüferin yok olmasıyla, sembolleşen deniz ürünlerindeki çeşit ve miktar kaybına sebep başta ülkemizi son otuz yıldır yöneten siyasi kadroların konuya miyop gözle bakmalarıdır. Bugün gelinen noktada lüfer stokları, 2002-2008 arasında 5’te biri oranında bir başka deyişle 25 bin tondan 5 bin tona düşmüştür. Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk’ün yaptığımız görüşmedeki açıklamaları meseleyi daha net görmemizi sağlamaktadır:

“Lüfer stoklarındaki azalmanın sebebi  lüfer balığının  aşırı, bilinçsiz avlanmasıdır, boyu 14 cm olan  balık avlanmaktadır. Oysa bu balık ancak 20 cm boya geldiğinde, 3 yaşından sonra yumurta verebilmektedir. Yani bir defa bile  yumurta vermeyen balığın yönetmelikteki düzenlemeyle avlanması yasallaştırılmıştır. Bir başka deyişle, yumurtlamamış genç balığın avlanmasına izin verilmektedir.” 19 sene yaşayabilen lüferi biz maalesef daha “defne, sarıkanat, çinekop” evrelerindeyken yok etmekteyiz. 2000 yılından sonra politik baskılarla düzenlemede değişiklik yapıldığını, bunun da lüferin yok olmasına ortam hazırladığını belirten Öztürk, toplumsal sorumluluğuyla düzenlemelerin değiştirilmesini istiyor.

Öztürk, avlanma dışında Karadeniz’deki aşırı kirlenmeye de işaret ediyor. “Lüfer temiz suları seven bir balık, kirlenme de stoklarda azalmaya neden olabilir, ama soyun tükenmesinde aşırı avcılık esas nedendir ve bu avcılığın önlenmesi gerekmektedir.”

Balığın avlanma koşulları ile ilgili açıklaması da şöyle: “Lüfer, gırgır ile avlanmaktadır. Esasen 2006-2009 yıllarında Su Ürünleri Fakültesi Dekanlığı da yaptım ve balıkçılığın, denizin içinden gelen biriyim. Biz balıkçı düşmanı değiliz, ben hiç değilim. Sadece sürdürülebilir bir balıkçılık yapılmasını istiyoruz.” Öztürk, kolyosda, uskumruda, kalkanda, mersinde yapılan hataların  lüferde yapılmasını istemediklerini ve önlem alınması için Fikir Sahibi Damaklar Oluşumu ile ortak kampanya yürüttüklerini belirtiyor.

Evet lüfere veda etmek üzereyiz. Eskilerin bolluğunu anlattıkları, Roma imparatorlarına bile İstanbul’dan giden, bir dönem dünyanın en zengini Yunanlı armatör Onasis için dünyanın öteki ucuna gönderilen bu şehrin balığı. Narin bedenli, ağızda dağılan lezzetiyle damak çatlatan, İstanbul Boğazı’nın medarı iftiharı lüferi aymazlığa dur denilmezse, artık maalesef tarih kitaplarında okuyacağız. İstanbul’un balığı lüferi yok eden yine İstanbullular. Onu sarıkanat veya çinekop gibi vaktinden önce yakalayan tekne sahibi, onu o ufacık haliyle tezgâhında satan balıkçı, onu satın alan restoranlar, restoranda ya da evinde pişirip yiyenler. Sorumsuzca, bilinçsizce bugüne kadar çinekopu, sarıkanatı tüketenler… Şimdi bu acımasız katliamın seyircisiyiz. Doğanın, denizlerin bize bahşettiği nimetleri hoyratça, geleceği hiç düşünmeden, şuursuzca tükettik. Çok değil 20-25 yıl içinde göz açıp kapayıncaya kadar oldu tüm bunlar. Bu durumun bedelini ne yazık ki 3 tarafı denizlerle çevrili ülkemizde ya daha az ve pahalı yerli balık tüketmek şeklinde ya da sofralarımıza lezzetsiz, kalitesiz, şoklanmış, okyanus ithal balıkların yer almasıyla ödüyoruz...

Sonuç, daha az balık tüketimi, daha sağlıksız bir toplum. Bu soruna, STK’lerin, bilim adamlarımızın, restoran işletmecilerimizin sahip çıkması sevindirici.

Ancak üzücü tarafı bütün bu olup bitenlerde yönetenlerin gerekli tedbirleri almamasıdır. Aslına bakarsanız güzel şeyler de olmuyor değil; her yıl 15 Nisan 30 Haziran tarihleri arasında üremek için esas yaşam alanı Van Gölü’nü terk edip akarsulara göç eden inci kefalinin yolculuğu boyunca avlanmaması için av yasağı uygulanıyor.

Kaçak avcılığın önlenmesi için de Jandarma ekipleri karakollar kurup gece-gündüz nöbet tutarak önlem alıyor. “inci kefali yok olmasın” projesine önderlik yapan Yüzüncü Yıl Üniversitesi Su Ürünleri Bölüm Başkanı ve Doğa Gözcüleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sarı’nın uzun yıllardır sürdürdüğü inançlı, kararlı, sabırlı mücadelesi Türkiye’ye örnek olsun.

Sadık Çelik / Cumhuriyet



Bu haber 1,174 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,195 µs