En Sıcak Konular

Şener: Birbirimizi mektupla sevdik, şimdi mesajlaşıyoruz...

0 0 0000 00:00 tsi
Şener: Birbirimizi mektupla sevdik, şimdi mesajlaşıyoruz... Abdüllatif Şener... Başbakan Yardımcısı... AK Parti Hükümetinin ilginç bir portresi. Şener sevgililer günü öncesinde bakın aşkı nasıl anlattı: "Aşk kelimesi sırıtır...

Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ile sevgili eşi Berrin Hanım'la Sevgililer Günü bahanesiyle biraraya geldik. Konu Sevgililer Günü olunca sohbette doğal olarak aşk ve sevgi üzerine yoğunlaştı. Şener, "Aşk kelimesi sırıtır, sevgi daha oturaklı bir kelime” diyerek aşk ve sevgi kavramları üzerine farklı bir yorum getirdi. Eşinin göründüğünden çok daha romantik biri olduğunu söyleyen Berrin Hanım ise yağmurlu günlerde ormanda yaptıkları yürüyüşleri anlattı bizlere. Kavgaları, hediyeleri, itirafları derken 6 Şubat'ta çeyrek asrı geride bırakan bir birlikteliğin Şener ailesine bıraktığı izler, keyifler bu eğlenceli ve bol kahkahalı geçen röportajda yer aldı.

Berrin Hanım, sizi medyada çok fazla görmüyoruz, geri planda kalıyorsunuz. Bu sizin tercihiniz mi?


B.Ş- İkimizin de tercihi değil. Biz normal, doğal hayatımızı yaşıyoruz. Ben rahatlıkla otobüse dolmuşa biner, çarşıya pazara giderim, sıradan bir yaşantı bana güzel geliyor. Tabi medyaya çıkmak gibi bir gayretimiz de yok. Adresimiz belli, evimiz belli. İsteyen istediği zaman bizi görebiliyor. Biz birbirimizin hayatına da çok karışmayız. Bazı yerlere de birlikte gidiyoruz. Yurtdışı seyahatlerimiz de oluyor.

Nasıl tanıştınız? Evlilik nasıl gerçekleşti?

B.Ş: İkimiz de Sivaslıyız. Ailelerimiz birbirlerini tanıyor, biliyorlar. Bir bayram günüydü herhalde birbirimizi görmemiz. Aslında benim halamın oğlu vesile oldu. Bizi birbirimize yakıştırmış. Abdüllatif Bey'in de arkadaşıydı. Bayram günü bir aile ortamında gördüm, konuşuyordu, benim de dikkatimi çekti. Güzel cümleler kuruyordu.


Sizin ilk dikkatiniz çeken yönü Sayın Bakan'ın konuşma ve hitabet yönü mü oldu?

B.Ş: Evet. Konuşması dikkatimi çekmişti. Bu kim diye bakmıştım şöyle.

A.Ş: Demek ki benim hitap biçimim hayatımın başından beri varmış.


Tanışmadan haberdar mıydınız giderken?

A.Ş: O atmosfer vardı. Aslında şöyle bir şey olduğunu zannediyorum. Cümleleri etkilemek için seçmiş olabilir miyim?

B.Ş: Başka insanlar da vardı, onların sözleri dikkatimi çekmemişti.

A:Ş. Yanlış hatırlamıyorsam dini konularla ilgili bir konuşmaydı. İçeriği din olduğu için dikkatini çektiğini zannediyorum. Çünkü o dönemlerde de dini konulara yakınlık duyuyordu.


İlk görüşmenizden sizin hatırınızda ne kaldı Berrin Hanım ile ilgili. Mesela nasıl bir kıyafet vardı üzerinde?

A.Ş: Üzerindeki kıyafetten öte, kendisi hafızamdadır. Kendisiyle daha sonra değişik zamanlarda görüştük, söz kesildi. Söz döneminde beraber gezmeye başladık. Nişanlılık döneminde fazla beraber gezemedik. Çünkü nişanlandığımızın ertesi günü askere gittim. 4 aylık askerliğin ardından 6 Şubat'ta 1982'de evlendik. Yaz dönemi askerliği yaptım. Askerden döndükten üç ay sonra evlendik.


GÜNLERİM TELEFON BAŞINDA GEÇTİ


O zaman askerlik döneminiz aşk ve sevdayla geçti.

A.Ş: Hiç sormayın, hayatımın en zor dönemlerinden biridir. Nişanlanıp askere gitmeyi kimseye tavsiye etmem.


Askerde mektup yazdınız mı birbirinize?

B.Ş: 5- 6 tane var o dört aylık dönemde. Ayda iki mektup atıyorduk. Nişanlanma döneminde de askerlik dışında mektuplarımız oldu. Hala duruyor mektuplarımız.

A.Ş: Mektuplaşmadığımız zaman da Ankara'da bulunduğumda Tokat'a gidiyordum. O dönemde Tokat'ta oturuyorlardı.

Mektuplarınızda neleri paylaştınız?

B.Ş: Mektuplarla tanımaya çalışıyorduk birbirimizi, nişanlılık döneminde, keşfetmeye çalışıyorduk.


Mektuplar da artık sanki eski zamanların haberleşme yöntemi gibi kaldı günümüzde maalesef.

A.Ş: Bizim nişanlılık ve sözlülük döneminin zor yanı mektuplar değil, telefonlardı. O dönemde telefon teknolojisi gelişmemişti, cep telefonu yoktu, hatta benim evimde sabit telefon da yoktu. Berrinlerin evinde vardı. Cebeci Postanesi'ne giderdim, yıldırım yazdırırdım, ama yıldırım telefonlar bazen 1,5 saat sürerdi, bazen hiç düşmezdi hatlar dolu olduğu için saatlerce beklememe rağmen. Ben de 'ulan ne yıldırımmış' derdim kendi kendime. Kabin görevlisinin hareketlerinden benim telefonum mu diye beklerdik, mektup beklemekten daha zordu telefon beklemek.


Sevgililer Günü'ne ya da diğer özel günlere nasıl bakıyorsunuz?

B.Ş: Sevgililer Günü dünyada kutlanıyor. Türkiye'de 81 yılından sonra kutlanmaya başladı özellikle 5-6 yıldır medya sayesinde popüler oldu. Ama ben seviyorum, güzel bir şey sevgiyi yaşatmak.


Yakın bir tarihte evlilik yıldönümünü kutlamışsınız. O günlerin tarihini hatırlıyor musunuz?

B.Ş: Tabi evlilik yıldönümünü hatırlıyoruz.

A.Ş: Ben şöyle bir itirafta bulunabilirim. Öyle zannediyorum Berrin'in ailesinin geçmişinde de benim aile geçmişimizde de özel günleri kutlama geleneği yoktur. Doğum günleri, evlilik yıldönümü, sevgililer günü kutlamak benim aile geleneğimde yok. Öyle zannediyorum ki, aynı gelenek Berrin'in ailesinde de yok.

B.Ş: Doğum günlerini yapardık…

A.Ş: Yerleşik bir şekilde sürmedi ama. Benim ailemde olaya batı kültürünün bir etkileşmesi olarak bakılırdı. Doğum günleri hoş karşılanmazdı. Başka bir kültüre mensubiyet anlamı ifade edecek, başka bir kültürün şemsiyesi altına girmek, kendine yabancılaşma olmayı ifade eder diye yorumlanırdı. Benim ailemde yılbaşı geceleri de kutlanmazdı. Ama böyle şeylere tamamıyla kapanmak, kendi içine çok çekilip, evrensel kavramlardan uzak durmak çok da sağlıklı bir şey değil. Öyle bir gelenek varsa bunun getirdiği renkliliği ve kıvılcımı paylaşabiliriz diye düşünmüşüzdür. Buna bağlı olarak çocukların doğum günleri, evlilik yıldönümleri, Sevgililer Günü'nü törensel içerikler taşımayan paylaşımlarla birlikte yaşıyoruz.


Bu 14 Şubat için bir programınız var mı?

A.Ş: Bu 14 Şubat hangi güne rastlıyor?

Çarşamba gününe..

A.Ş: (Elini başına vurarak) Eyvah o gün Romanya'dayız.

B.Ş: Evlilik yıldönümü de 6 Şubat'ta kutladığımız için artık iki kutlamayı birleştirmiş sayarız.


ESRARENGİZ NUMARADAN SEVGİ DOLU MESAJLAR


Telefonla mesajlaşıyor musunuz?

A.Ş: Bir gün sevgi dolu cümlelerle dolu bir mesaj, şöyle diyordu, 'her bir yağmur damlasının anlamı seni seviyorum demek olsaydı, sağanak gibi yağardım, sevgilim' diye devam ediyordu ama daha uzun.

BŞ: (Daha fazla anlatmasını istemeyerek) Burada kalsın

A.Ş: Altında isim falan yok,

B.Ş: Numaramı bilmiyor yani. (gülüşmeler)

A.Ş: Tanıdığım bir numara değil, ben cevap yazdım, kimsiniz, tanıyamadım diye..

Arkasından bir mesaj daha geldi, 'sevgim yetmiyor mu, kim olduğum önemli mi' diye. Baktım iş karışık gibi görünüyor. Cevap vermedim tekrar. Aradan 2 gün geçti, dedi ki sana gönderilen mesajlara niye cevap vermiyorsun. Ben de bozuntuya vermeden ne mesajıymış o dedim. Sana geçenlerde bir mesaj gelmedi mi dedi, o gün söylemedi ama, daha sonraki bir süreçte söyledi.


Eşiniz yoğun iş temposunda size vakit ayırabiliyor mu?

B.Ş. Zamanı kaliteli değerlendirmeye özen gösterir. En ufak boş zamanında bizimle ilgilenir, yemeğe çıkarız ormana gideriz. Yağmurlu havalarda dolaşmayı severiz. Kendisi belli etmese de romantiktir.

A.Ş. Beraber olduğumuz zaman çok kısıtlıdır. Bu nedenle çocuklara ayırabildiğim zamanın çok yetersiz olduğunu düşünüyorum aslına bakarsanız, çocuklarım aklıma geldiğinde vicdan azabı çekiyorum, gerekli vakti ayıramadığıma, gerekli sevgiyi yeteri kadar gösteremediğime, onların sorunlarıyla gerektiği ölçüde ilgilenemeyişim siyasette beni en fazla yoran konulardandır. Berrin iyi bir baba olduğumu söyledi ama bu açıdan değerlendirildiğinde kusurları ve günahları fazla bir baba olarak görüyorum kendimi.


Elinizde olmayan nedenlerle galiba.

A.Ş: Yaptığımız iş bize zaman bırakmıyor, herkes üzerinizde hak iddiasında. Özellikle ilk dönemde bayramları bile evde kalmazdım. Seçim bölgeme giderdim, o zaman yeni milletvekili olduğum için tanınayım diye 20-30 bin tane kartvizit dağıtırdım, her tokalaştığımın eline bir tane kartımı verirdim ki ismim aklında kalsın. O dönemde bir de baktım ki, çocuklar kocaman delikanlı olmuşlar şöyle bir kucağıma alıp da bir gün sevememişim. Şimdi de çocukları sevmek istediğimde, aramıza o zaman girmiş. Bizim küçük kızı sevdiğim zaman yanında ağabeyleri varsa onları gördüğüm zaman birden hatırlıyorum o geçirdiğim dönemi ve kırılmasınlar bir şeyleri hatırlamasınlar diye süreci normalleştirmeye çalışıyorum. Tüm bunları düşündüğümde bir baba olarak çok atladığım şeyler olduğunu düşünüyorum. Bu tempo, iyi bir aile düzenini sağlamak için yeterli değil. Burada aile düzenini sağlayan eşim Berrin Hanım, dolayısıyla benim tüm açıklarımı o kapatmaya çalışıyor. Benim aile sorumluluğumdan uzaklaştığım noktaları o üstleniyor. Dolayısıyla bir eşin bekleyeceğinden daha çok fedakarlık yapıyor. Hakkını helal et diyorum.


Yemeğe bekliyor musunuz?

B.Ş: Maalesef yemeğe bekleyemiyoruz, birlikte yemek yiyemiyoruz. Ama akşam çocuklar bekliyor, geldiği zaman birlikte sohbet yapıyoruz.


Evlendiğinizde başınız açıktı galiba.

B.Ş: Yeni örtmeye başlamıştım. Düğünde de açıktı ama sonra örtmeye başladım.

A.Ş: Ama benim fikrim değildi.


Nasıl karar verdiniz. Süreç nasıl gelişti?


B.Ş: Benim çocukluğumdan beri dini duyarlılığım vardı. Başörtüsü örtmek istiyordum, kendisi de bir şey söylemedi. Söylese de herhalde örterdim.

A.Ş. Şöyle oldu, beraber geziyoruz, dolaşıyoruz, konuşuyoruz, gelecekle ilgili paylaşımlarda bulunuyoruz. Kıyafetiyle ilgili olarak uzun süre bir şey söylemedi. Bir gün "Benim evlendikten sonra kıyafetim nasıl olacak" dedi. Ben, "Modayı takip etmedim hiç. Hele kadınlarla ilgili moda kültürüm hiç yoktur. Ben nerden bilebilirim" dedim. "Hayır onu kastetmiyorum, başımı örtersem nasıl olur" dedi. Ben o arada benim dini temayüllerim nedeniyle benim hoşlanacağım bir şeyi söylemeye çalışıyor diye düşündüm. Dedim ki "Benim öyle bir isteğim yok. Kıyafetini sen seçersin, isterse başını örtersin isterse açarsın." Buna rağmen "Ben başımı örtmeye karar verdim" dedi. Hatta şöyle bir cümle söyledi. Alındığım bir cümle o: "Ben evliliği dini bir hayat atmosferi içine girmek için istiyorum. Benim için evlilik dindar bir yaşantının içerisine girmek demektir. Sen de dindar birisi olduğun için evlenmeyi istedim. Ben öteden beri zaten başımı örtmeyi düşünüyordum, onun için başımı örteceğim" dedi. Ben de “Nasıl istersen öyle giyinirsin” dedim. Sonra nişanlılık dönemi içerisinde düğüne yakın günlerde, annesiyle alışverişten geliyordu, bir baktım ki başında örtü var, bir şey söylemedim. Düğündeki çıkarması hariç o gün bugündür başörtülüdür.


VAZGEÇİLMEZ OLDUĞUM İÇİN EVLENDİ ZANNETTİM

Sizinki bir mantık evliliği miydi o zaman?

A.Ş: Evet mantık evliliği,

B.Ş: Evet öyle başladı.


Siz alındım dediniz?


A.Ş: (Gülerek) Ben de zannediyorum ki, her şey bir tarafa beni gördü ve artık vazgeçilemez olduğumu hissetti.


Günümüzde sevgi aşk kolay tüketiliyor. Siz kendi evliliğinizden de yola çıkarak bu konuda ne söyleyebilirsiniz?

B.Ş: Hayat böyle üzüntülerin ve sevinçlerin arasında gidip gelmektir. Her şey yaşanır eşler arasında. Tabi olumsuzluklar olacaktır ama ben hep iyi tarafını görmeye çalışırım. O da öyle zannediyorum. Evliliğimiz oturdu, çok problemler yaşamadık, yaşadıysak da kendi içimizde halletmeye çalıştık, hiç kimseye yansıtmadık kendi ailelerimize.

A.Ş: (Gülerek) Aşk var mıydı aşk?

B.Ş: Aşksız olur mu, aşk var tabi ki.

A.Ş. Herhalde üç yıl oldu. Yine bir gazeteyle söyleşide eşinize aşık mısınız diye sordular. Ben de “Aşk kelimesi bana aşırı duygusallığı anlatıyor. Sevgiyi anlatıyor ama akıl ve mantıktan kopuk bir sevgiyi anlatıyor. Dolayısıyla ben bu aşk kelimesinden öte sevgi kelimesini kullanmayı tercih ederim. Aramızda derin bir sevgi var.” dedim. Bunu gazete yazmış. Yazınca eşimin arkadaşlarından biri aramış, 'Berrin Hanım Latif Bey'e çok kırıldım, hiç ondan beklemiyordum, aşık olmadığını söylemiş' falan diye, gazetede okuduklarını söylemiş.

Akşam geldim. Aşk olsun dedi. "Bana aşık olmadığını söylemişsin." "Ama seni çok derinden sevdiğimi söyledim" dedim. Olsun yine de niye aşık değilim diyorsun? Dedim ki, bence sevgi daha anlamlı bir kelime. Daha içerikli bir kelime, akıl, duygu var, samimiyet var, derinlik var. Ve çeyrek asır sonra karı koca arasındaki ilişkileri aşk kelimesiyle anlatmak herhalde biraz da sırıtır gibi geliyor bana, sevgi daha oturaklı bir kelime dedim. Haklısın dedi. Ama o gün kafama takıldı. Ben kafama bir şey takıldığında onu incelemeye koyulurum. Gece uykum kaçtı. Önüme Kur'an fihristini, birkaç tane de meal çıkardım koydum. Kur'an'ı baştan sona taradım. Kur'an da aşk kelimesi yoktur, kelime olarak. Ama bazı müfessirler bazı ifade biçimlerinin aşkı anlattığını söylerler. Ama Kur'an da kelime olarak aşk kelimesi yok. Arapça bir kelime olduğu halde. Ama o kadar çok sevgili kelimesi var ki. Sevmek, sevgili anlamına gelen o kadar çok kelime var ki, envanterini çıkardım gece, saat kaça kadar sürdü, bilmiyorum. Ondan sonra yatak odasına gittim, bir dakika uyanır mısın? Ya ne oldu dedi, çok önemli bir şey keşfettim. Telaşlandı, ne oldu diye.. Kalktık beraber salona gittik. Benim çalışma notlarıma baktık, Kur'an'da da sevgi kelimesi var ve ben Kur'an literatüründen süzülmüş bir kelimeyle ilişkimizi anlatıyorum' dedim.


Siyasetçiler genellikle mutlu aile tablosu çizerler. Gerçekten bütün siyasetçiler çok mutlu aileler mi yoksa öyle görüntü mü veriyorlar?

A.Ş: Herhalde siyasilerin aile hayatında sorunun az olması gerektiğini düşünüyorum. Eğer aile bağlılığı devam ediyorsa. Şundan dolayı, yoğunluktan dolayı kavga edecek fırsat bulamıyorlardır.


Sizin hatırladığınız iyi bir kavganız var mı?


B.Ş: Hiç hatırlamıyorum, ben böyle şeyleri hemen unuturum. Tartışmalarımız oldu ama hepsini unuttum ben.

A.Ş. Benim var. Herhalde bu bakanlıktan önceydi, bir Kurban bayramı öncesi, dedi ki bayramda Kadirli'ye gidelim, annemle babamla kardeşlerimle beraber geçirmek istiyorum dedi. Aslında bayram programında boşluk vardı ama nedense hayır gidemeyiz, bayramı bu sefer Ankara'da geçireceğiz dedim. Ankara'da mı geçireceğiz, Kadirli'de mi geçireceğiz diye birkaç günlük bir tartışma dönemi oldu, karşılıklı küsmeler darılmalar dahil. Bayramın ikinci günüydü galiba "hadi çoluk çocuk beraber pikniğe gidelim" dedik. Bindik arabaya direksiyonda ben varım, Gölbaşı'nda pikniğe gideceğiz, üzerimizde piknik kıyafetleri, ayağımda terlik mi ayakkabı mı var tam hatırlamıyorum. Yolda yine aynı tartışmaya başladık. "Ben bu bayramı annemle babamla geçirmek istiyordum, yine bizi Ankara'ya çiviledin, bu yaptığın hiç iyi olmadı" dedi. Ya üzülme dedim, hadi sizi Kadirli'ye götüreyim. Piknikte durmaktan vazgeçtik, istikamet de aynı.. Kadirli'ye kadar gittik. Bayramı Kadirli'de geçirdik.


Birbirinize aldığınız aklınızda kalan hediyeler var mı?

B.Ş. Evet var, Abdullatif Bey'in bana ilk hediyesi bir kitap olmuştu. Derviş ve Ölüm diye bir kitaptı. İlk kitap olduğu için onu hatırlıyorum.


Siz hediye almayı seviyor musunuz?

B.Ş: Evet. Alırım elbette. İlk evlilik yıldönümümüzde hatırlıyor musun ne aldığımı?

B.Ş: (Abdullatif Şener hatırlayamayınca) Masa kalemliği almıştım.

Özel günlerde sürpriz yapar mısınız?

A.Ş. İzmir'de Avni Anıl konserine gitmiştik. Programladığımızda evlilik yıldönümüne geldiğini hesaplamamıştık. 2003'ün 6 Şubat'ıydı. Konserden sonra beni kürsüye çağırdılar, kısa bir konuşma yapmam gerekiyordu. "12 yıldır siyasetteyim, mikrofonun arkasına geçtiğimde acaba ne söylesem diye hiç tereddüt etmedim. Ama bugün farklı bir akşam der demez" ortadan bir ses "Burası İzmir" diye bağırdı. Tabi ben bozuntuya vermedim. "Bir yanımızda solist usta Ahmet Özhan, öbür yanımızda Avni Anıl hoca. Ne söylesem. Bütün duyguları kelimelere yükleyemezsiniz, her duygu her düşünce söz ipliğine dizilemez. Ama bazen bir hal anlatmak istediğinizden de fazlasını anlatır. Bugün bizim evlilik yıldönümümüz ve eşimle beraber aranızdayız" dedim. Bunu der demez tam İzmir'in frekansına dört dörtlük uyan bir cümle. Salon alkıştan yıkıldı.


Şiirle aranız nasıl, okuyor musunuz eşinize.


A.Ş: Zaman zaman okurum, şiir yazmam. Lise yıllarında yazardım o şiirlerimi de daha sonra imha etmişim nedense bilmiyorum.


Soru: Aşk şiirleri mi?

A.Ş: Yani tabi lise yılları… aşk şiirleri. Ama ne zaman nasıl imha ettiğimi bilmiyorum.

Muhtemeldir ki şiir değeri de yoktur. Ama şiir okumayı severim. Değişik şairlerin şiirlerini okurum. Çok yoğunluk içindeyken, dinlenmek için şiir okurum. Berrin de alıştı benim şiirlerimi dinlemeye.

B.Ş: Onun çalışma odasına gidiyorum bazen, o zaman gel sana bir şiir okuyayım der. Genellikle Necip Fazıl'ın "Sayıklama" şiirini ve Sezai Karakoç'un "Ey sevgili"sini.

yenişafak- pazar



Bu haber 185 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,056 µs