En Sıcak Konular

Sami Selçuk: Ne belge ne kağıt parçası

14 Temmuz 2009 14:02 tsi
Sami Selçuk: Ne belge ne kağıt parçası Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk, ‘AK Partiyi ve Gülen’i bitirme’ planının fotokopisine belge olarak bakılıp. bakılamayacağı konusunu yorumladı:

Sami Selçuk'un köşe yazısı

‘Belge’ (mi?) 

Bu köşedeki yazılar, siyasal konuların ve siyasallaştırılan güncel tartışmaların dışında kalan değerlendirmelere ayrılmıştır.

Sözgelimi Dreyfus Davası, Fransa’da yaşanan acılar bizde de yaşanmasın diye, ayrıntılarıyla işlendi.

Esasen ülkemizde her Allah’ın günü hukuk tartışılıyor.

Bu hem sağlık, hem de hastalık belirtisidir.

Bu sürece uyarak daha soğukkanlı bir ortamda Dreyfus Davasındaki ‘bordro’ gibi, ‘belge’ diye ünlenen ‘AK Partiyi ve Gülen’i bitirme’ tıpkıbasımına (fotokopi) ilişkin ve gündemden düşmüş gibi görünen tartışmalara değinmek istiyorum.

1-Hukukta ‘belge’ kavramı, yazı ya da benzeri işaretlerle/araçlarla düzenlenen, bir hak yaratan ya da onu kaldıran, özetle hukuki sonuç doğuran nesneyi anlatır.

Borç senedi, hakaret mektubu gibi.

Bunlar imza taklidiyle düzenlense bile, hukuki sonuç doğurur; belgedir, sahtecilik suçunun maddi konusudur.

Çünkü senet alacak hakkı, hakaret mektubu cezai ve hukuki kovuşturma hakları doğurur.

2-Tartışılan olayda ele geçen tıpkıbasım, asıl değildir. Bu yüzden bir ‘gerçek belge’ değildir. Ama sıradan bir ‘káğıt parçası’ da değildir.

Ceza yargılaması hukuk açısından üzerinde durulması gereken bir ‘bulgu’dur.

Bu bulgu, aslına uygunluğu başka kanıtlarla doğrulandığının mahkemece benimsendiği anda bir ‘gerçek sayılan belge’ye dönüşme gizilgücüne sahiptir.

Evet, yazıbilime (grafoloji) göre, tıpkıbasım, kaleme alanın kimliğini belirlemede incelemeye elverişsizdir. Çünkü yazanın kimliğini, tıpkı parmak izleri gibi, káğıt üzerindeki izler ele verir. İki insanın parmak izlerinin benzemesi olasılığı, en az on yedi milyar insanın bulunmasından sonra söz konusudur.

Bu nedenle tıpkıbasım üzerinden belki sadece kesin olmayan kanılar belirtilebilir. O kadar.

Tıpkıbasım, gerçek bir belge olmadığına göre, başka kanıtlara başvurmak gerekir. Tıpkıbasımda kullanılan aygıtlar, olayı gören, bilen tanıklar gibi.

3-Bu araştırmayı savcılık yapacak, asıl kuşkuluyu bulmaya çalışacaktır. Tıpkıbasım için kullanıldığı sanılan aygıtlar incelenerek onların özelliklerine göre sonuca ulaşılmaya çalışılacak, kuşkulu ve varsa olayın tanıkları dinlenecektir.

İtiraf, ceza yargılamasında önemli, ama kesin kanıt değildir. Bağlayıcı değil, değerlendirmeye açıktır.

Soruşturmacı, kanıtlar eylemin (suçun) işlendiği hususunda yeterli kuşku oluşturduğu anda kuşkulu hakkında kamu davasını açmak zorundadır.

Savcıların kanıtların inandırıcı olup olmadığını değerlendirme yetkisi yoktur. Bu yetki, sanık ve kanıtlarla yüz yüze gelen duruşma yargıcının tekelindedir.

Ceza yargılaması ‘kanıtları özgürce değerlendirme ilkesi’ne yaslanır. Tıpkıbasım, yasal olarak elde edilmişse, yargısal değerlendirme sonucunda bu konuda verilen karar, ‘kesin yargı’ ve bundan sonraki iddialar için temel olacaktır.

Zira yargı kararı, yaşanan gerçeğe uymasa bile, gerçek sayılır; kişileri bağlar.

4-Gerçek sayıldığı için de belgenin içeriği, sözgelimi, açıklanan eylemin varlığı, var ise suç boyutlarına ulaşıp ulaşmadığı elbette değerlendirilecektir.

Buna göre dava açmak gerekip gerekmeyeceği belirlenecek; açıldığı takdirde mahkeme suçun oluşup oluşmadığına karar verecektir.

Eylem suç değilse, yönetim, görevli hakkında disiplin soruşturması yapacaktır.

5-Olayımızda askeri savcı hemen soruşturmayı başlatmış, iki işlem yapmıştır:

a-İncelemeye elverişli olmayan tıpkıbasımın başka kanıtlarla da doğrulanmaması - ki bu kanıtlardan biri de askeri yazışma biçimlerine/biçemlerine uymamasıdır- gerekçesiyle ‘kovuşturmaya yer olmadığına kararı’ vermiştir.

b-Ardından da yazıyı düzenleyenin asker olmadığı ve ‘askeri karargáhta/yer’de işlenmediği gerekçesiyle dosyayı ilgili başsavcılığa yollamıştır.

6-Bu işlemler üzerine insanlarımız iki kutba ayrıldı. Ordunun darbe yapmasını yasal bir yetki olarak algılayanlar -ki bu yanlış bir hukuk yorumudur- askeri savcıyı desteklemişler; tıpkıbasımın orduyu güç durumda bırakmak isteyenlerce düzenlendiğini ileri sürmüşlerdir.

Darbeyi suç olarak görenler ise askeri savcıyı, işi ört bas etmeye yeltenmekle suçlamışlardır.

Kimiler de ileri gitmişler savcıyı ‘yanlı/şaibeli karar’ vermekle suçlamış ve kınamışlardır.

7-Gelelim hukukun dediğine.

a-Askeri savcının olaya hemen el koyması, eylemi; kanıtlar, işlendiği yer ve maddi yetki (görev) açısından ele alması yerindedir.

b-Dosyanın içeriğini, hukuku bilmeden savcının ulaştığı sonucu, ‘yanlı’ diye algılayarak ona göreviyle ilgili bir suç yüklemek, aşağılamadır. ‘Şaibeli’ demek kınamadır.

İki davranış da düşünce özgürlüğü kapsamına girmez.

c-Savcının ulaştığı her sonuç ise, sadece bir ‘görüş’tür.

Zira ceza yargılamasında savcı iddia eder; taraftır. Yargıç hüküm kurar; karar organıdır. Bunun da iki sonucu vardır:

aa-’Kovuşturmaya yer olmadığı kararı’ndaki karar sözcüğünün anlamı ulaşılan sonuç ile ilgili ‘görüş’tür. O kadar.

O yüzden söz konusu karar, savcının kendisi dáhil kimseyi bağlamaz.

bb-Bağlamaz, ama sıradan bir görüş de değildir. Zira savcılık görevini üstlenen bir hukukçunun hukuki görüşüdür; değerlendirilmesi gerekir.

cc-Bu nedenle askeri savcının, eylemin işlenmediği kanısına vardığında dosyayı sadece ilgili başsavcılığa yollamakla yetinmesi gerekirken, dava açılması için kanıtların kuşku noktasına ulaşmadığı değerlendirmesini yaparak kovuşturmaya yer olmadığına kararı vermesi tutarsızdır, gereksizdir, çelişkilidir, ağır bir görev kusurudur.

Tutarsızdır. Çünkü yetkili değildir.

Gereksizdir. Çünkü dava açma konusunda kendisinden sonraki savcıları, değerlendirmede göz ardı edilemeyecek ve zorlayıcı biçimde bir görüş sergilemiştir.

Çelişkilidir. Çünkü hem yetkisiz olduğunu söylemekte hem de işi büyük ölçüde sonuçlandırmaktadır.

Ağır bir görev kusurudur. Çünkü yargılama hukukundaki kavramların iyi özümsenmediği anlaşılmaktadır.

Kuşkusuz soruşturmayı yürüten görevli savcılar, ulaşılan görüşün bir yargıca değil, bir savcıya ait olduğu bilinciyle soruşturmalarını yürütecekler ve sonucuna göre davanın açılıp açılmamasına özgürce karar vereceklerdir.

Buna inanıyorum.

(Star)

 

 



Bu haber 845 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,822 µs