En Sıcak Konular

Haşmet Babaoğlu


Haşmet Babaoğlu
0 0 0000

Ecevit’in trajedisi: Bizi değil kendisini aldattı!



Farkındayım, genç kuşaklar Bülent Ecevit’in siyasi hayatı üzerine iki gündür yazılıp çizilenleri tam olarak kavrayamıyor.

Onun, adı bir zamanlar dağa taşa “umudumuz” diye kazınan biri olduğunu bir türlü çıkartamıyorlar.

Ecevit denince çok saygın, çok yaşlı, çok kibar ve çok hasta bir siyaset adamı geliyor akıllarına...

Nedense bir Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanı tarafından suratına anayasa kitapçığı fırlatıldığı için üzüntüsünden kahrolan ve bu olay yüzünden ülkenin derin bir ekonomik krize sürüklenmesini önleyemeyen bir başbakan geliyor...

Oysa genç kuşaklara anlatmak isterim ki, gerçekten de “umudumuz”du Ecevit.

Aydının, işçinin, köylünün, memurun umuduydu.

“İktidara gelince şunları şunları yapacağım” dediği için değil, “o kişilikte biri iktidar olursa dünya daha güzel olur” diye düşündüğümüzden umudumuzdu.

Hayattan iktidar, siyasetten görkem beklemeden ve “köstebeğinden toprağına taşına/tırtılından kelebeğine kuşuna” bu dünyayı Rahşan’ıyla el ele seven birinin siyasal iktidara yürüyüşü çok heyecan vericiydi.

Genç kuşaklar nasıl bilsin bu duyguyu!

Ama sonra...

Kırılan umudumuz da oldu.

Değerli bir vazo gibi kırıldı gitti umudumuz ve bir daha o parçalar hiç bir araya gelemedi, getirilemedi.

***

Demokratik Sol’un onun hakkında bir sloganı var: “O sizi hiç aldatmadı.”

Doğru.

Kişisel yaşam tarzı ve ahlakı açısından; siyasal kararlılık ve üslup açısından bu sözün doğruluğuna kalıbımı basarım.

Ama siyasetteki ömrüne bakarsanız bizi çok şaşırttı Ecevit.

Meclise kadar taşıdığı antidemokratik tepkileriyle; bizzat kendi parti örgütünü çok değer verdiği özgürlük rüzgârlarından uzak tutmasıyla; yaptığı siyasal ittifaklar ve çalışma arkadaşı tercihleriyle defalarca şaşırttı.

Gerçek şu ki; bizi, yani halkı siyaseten aldatmamak için kendisini aldatmak zorunda kalmıştı.

Şairane inceliklere vakit ayırmak isteyen, derin düşüncelere sevdalı birinin aynı zamanda başarılı bir siyasetçi olabileceği konusunda kendini kandırmıştı.

Hayattan eşiyle baş başa geçen saatler ve demli koyu bir çay tadından başka belirgin maddi hazlar beklemeyen bir adamın da bunu başarabileceğine inanmıştı.

İnat etti bunun için.

Son nefesine kadar ısrar etti.

Ne yazık ki, yanılmıştı.

Bu çelişki Bülent Ecevit’in hayatının temel trajedisiydi.


*****

Not defterimden Denize bakmak
* Hava kararırken üst güvertede... Sular yüzeyde aydınlık henüz ama derinlerdeki karanlık şimdiden seziliyor. Deniz böyledir işte, onun için seviyorum zaten! Yaşamın çağrısıyla, ölüme çağrı aynı anda...

* Sabah denizi: Uçsuz bucaksız canlı balık havuzu. Pullu, yapışkan, soğuk.

* Öğle denizi: Solgun beyaza çalan büyük saç levha sanki çatırdıyor.

* Uzun zamandır denizin karşısındayım, bakıyorum. Ve bütün çabalarıma rağmen artık içime dolan ve nedenini bilemediğim şu hüznü dağıtamıyorum.

YOLCULUK GÜNLÜĞÜ / Albert Camus. (1994 tarihli notlarımdan)


*****

Bir mektup
Diyojen heykeli
Sayın Babaoğlu;

Ben Diyojen heykelini yapan ekibin sorumlusu olarak 2.11.2006 tarihli yazınıza teşekkür etmek isterim.

Günlerdir bir türlü anlam veremediğim bir tartışmanın içinde kendimizi bulduk ve ne olduğunu anlamadan yerel siyasete malzeme edildik. Bugün eserin sanatsal boyutu tartışılması gerekirken, çok önemli olan bu kültür mirasımızın kirletilmek istenmesini büyük bir acı içinde takip ediyorum.. Yıllarını sanata adamış bir sanatçı olarak ve bir Sinoplu olduğum için hiçbir ücret talep etmeden yapmayı kabul ettiğim bu esere değerli Sinoplular tarafından sahip çıkılacağını ümit ediyorum.

TURAN BAŞ 



Bu yazı 962 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 29 Nisan 2011 Çılgın projeyi eleştirenlere bakıyorum da...
    • 17 Temmuz 2010 Cep telefonu beyne zararlı mı?
    • 19 Aralık 2008 Gece... Mevlana... Düşünceler...
    • 16 Ağustos 2008 Giderayak İzmir, Çeşme, Alaçatı...
    • 17 Kasım 2007 Kaybedersek çok üzülmeyeceğim!
    • 27 Ekim 2007 Uçuruma doğru ilerleme
    • 13 Ekim 2007 Bayram gibi bayram!
    • 15 Eylül 2007 Kırılgan dünyalar, gergin tel gibi insanlar
    • 14 Temmuz 2007 İçimizdeki korkunç yalnızlık: Kıskançlık
    • 7 Temmuz 2007 Bu değil halkı, kendini bile tanımamaktır!
    • 5 Mayıs 2007 Mavi tuhaf ve karanlık bir renktir!
    • 21 Şubat 2007 Film deyip geçme, içinde ne çok şey var!
    • 26 Ocak 2007 Irkçılık, Şeytan ve Adem (insan)
    • 1 Ocak 2007 Beş yeni hayat... İşte bayram!
    • 11 Aralık 2006 Merakım dindi, geriye pek bir şey kalmadı!
    • 7 Aralık 2006 Papa ne yaptığını bilmiyor mu?
    • 6 Aralık 2006 Su bitecek, ilgileniyor musunuz?
    • 25 Kasım 2006 Philippe Noiret ölmüş diyorlar
    • 19 Kasım 2006 Romeo ve Jülyet yaşasaydı...
    • 8 Kasım 2006 Ecevit’in trajedisi: Bizi değil kendisini aldattı!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,343 µs