En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Birlik ve beraberlik ha!



Orhan Pamuk'un Nobel edebiyat ödülüne lâyık görülmesi ardından başlayan tartışmalar bir gerçeği yeniden hatırlattı: Birlik ve beraberlik sözcüklerinin en fazla kullanıldığı ülke olmamıza rağmen, toplumumuz zihinsel bölünmüşlüğün bütün işaretlerini veriyor...

Nobel ödülü belli bir standart ölçüsü kabul edildiği için önemli. Siyasî tavır rol oynamıyor mu jürilerin değerlendirmesinde? Geçmişteki bir çok örnekten özellikle barış ve edebiyat ödülleri tercihlerinde politik mülâhazaların rol oynadığı biliniyor. Her ödül kazanan 'kalıcı bir değere sahip' oluyor mu? Nice ödül sahibi çoktan unutulmaya terk edildiğine göre, bir kişinin Nobel ödülü almış olması ondaki 'kalıcı değer'in belirtisi de sayılmaz.

Necip Mahfuz'un Nobel edebiyat ödülü alması Mısır'da tartışılmıştı; ancak ne ona ne de başka ülkelerden farklı isimlere lâyık görülen ödüller bizdekine benzer bir cepheleşmeye yol açtı. Üç yıl önce (2003), Şirin Abadi adlı bir hukukçuya verilen Nobel barış ödülü, tamamen rejim karşıtı politik bir mesaj taşımasına rağmen, İran'da ağırbaşlılıkla karşılanmıştı. Ödülün iptali için dâvâ açmaya veya iadesini istemeye kadar varan bir tepki galiba yalnızca bizde görülüyor.

Tepkilerin ödülden çok ödül verene dönük olması gerçeği değiştirmiyor. Necip Mahfuz da Mısır'da eserleri ve çıkışlarıyla tartışılan bir figürdü; Şirin Abadi ise ödül törenine ülkesinde 'meydan okuma' sayılabilecek bir giysiyle katılacak kadar tavırlı bir kişiydi. Sevmeyenleri Mahfuz ve Abadi'ye itirazlarını kayda geçirdiler, ama o kadar... Ülkemizde ise, süregiden tartışmalara 'slogan' düzeyinde bir cümleyle katılmış olması Orhan Pamuk'u harcamak için yeterli sayılıyor.

Toplumun görünür unsurlarının sevenleri kadar sevmeyenlerinin de bulunmasını doğal karşılamak gerekir. Görüşleriyle ortada olan kişiler görüşlerinin eleştirilmesine hazır olmalıdırlar. Orhan Pamuk da bu kuralın dışında kalmadı zaten; politik çıkışları, verdiği kışkırtıcı mesajlar, konuya ilgi duyanlardan cevaplarını aldı.

Bizi başka ülkelerden 'farklı' kılan özelliğimiz de o noktada başlıyor: Biz, açıklanan görüşe verilen cevaplarla yetinmedik, Orhan Pamuk hakkında dâvâ da açtık. Dâvânın düşmesi durumu değiştirmiyor; Nobel sonrası başlayan tartışmalar, yargının peşini bıraktığı Orhan Pamuk'u bazılarının zihinlerinde mahkum ettiğini gösteriyor.

Orhan Pamuk olayını Necip Mahfuz ve Şirin Abadi'yle kıyaslamak benim için de üzücü; Türkiye, bir çok yönden bölgesindeki ülkelerden hayli ileride bir ülke. Nobel ödülünün bir yazarımıza verilmesi üzerine başlayan tartışmalar yine de eksiğimizi yüzümüze vuruyor işte: Bölgenin başka ülkeleri hiç değilse Nobel hatırına hoşgörülü davranabilirken, bizde Nobel'i bile takmayıp hoşgörüsüzlüğü kurallaştırmak isteyenler çıkabiliyor.

Gördüğümüz gibi, ulusça birleşebileceğimiz, topluca keyfini çıkarabileceğimiz bir önemli başarıya bile, tartışmanın saflarında aldığımız yere göre tepki veriyoruz. Toplum zihinsel olarak bölündü de ondan. Orhan Pamuk'un Nobel ödülü kazanmasını, kendi özelliği açısından ele alıp sevinmek yerine, Ermeni ve Kürt sorunları ekseninden değerlendirip tepkisel sonuca gidiyoruz. O iki dikenli konuda Orhan Pamuk'a atfedilen görüşten rahatsızlık duyuyorsak “Ödülünü al da git” tavrına kadar vardırabiliyoruz tepkimizi...

Ayrılıkçılığın sürekli kınandığı, birlik ve beraberlik sözcüklerinin ağızlardan düşürülmediği takdire susamış bir ülkede, bu ülkenin bir ferdinin uluslararası arenada en üst düzey takdire mazhar olması, ne hazindir, bizi hemen ayrıştırıp cepheleştirebildi.

Esas utanmamız gereken 'bize özgü' bu durumumuzdur.



Bu yazı 43 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,818 µs