En Sıcak Konular

Leyla İpekçi


Leyla İpekçi
0 0 0000

Duanın görünmez yolculukları



Uzakta, çok uzaklarda sevdiğim insanlar var. Onlar için dua ederken özlem gideriyormuş gibi hissederim kendimi. Uzun zamanın hasreti onları anarak ettiğim dualarla, iyi dileklerle bir nebze olsun azalır ve aradaki mesafenin giderek anlamsızlaştığını fark ederim.

Bir insan için dua etmek onunla birlikte olmak demektir biraz da. Üstelik bu kişinin sizin yakınınız olması da gerekmez. Bazen hiç tanımadığınız insanlar için dua edersiniz. Savaşın mağdur ettiği çocuklara Allah’tan şifa dilersiniz örneğin. Hiç tanımadığınız insanlarla özdeşleşmiş, onları anlamış, onlara uzaktan yakınlaşmış olursunuz böylelikle. Acılarını anlamak onları ötekileştirmekten ve yabancılaştırmaktan vazgeçmenin, onlara yardım etmenin ilk yolu değil midir?

Başkaları için dua etmenin kendim için ettiğim dualardan daha etkili olduğunu hissederim bazen. Bunun vericilikle ilgili olduğunu düşünüyorum. Gönülden veren, karşılık beklemez. Tıpkı dua edenler gibi. Kendin için istediklerini ve daha fazlasını başkaları için isteyebilmenin gücü öylesine büyük bir enerji oluşturuyor ki kozmosta, insanı yeniden ilahi nitelikleriyle tanıştırıyor.

Evrensel tesbih

Kendimizde olanı vermek, bir çeşit duadır bence. Bu bazen bir iyi niyet olabilir, bazen sevgi sözcükleri, bazen de bir somun ekmek… Bizde olanları yalnız kendimizde tutmak yerine başkalarına yönelttiğimizde, kendimize ait ne varsa aslında bize emanet bırakıldığını anlarız…

Bir insan için dua etmek, onu affetmek demektir biraz da. Bize kötülüğü dokunan birinden intikam almak yerine, onu İlahi Takdir’e havale ederken, ona rahmet ulaşmasını dilersek, şu kâinata bir iyilik hediye etmiş olmaz mıyız? Karşılıksız olarak… Bu durumda bu iyilik gelir bizi içerden kuşatır ve bağışlayıcılığımızı kamçılar. Zaten O’nun rahmetinin gazabını geçmiş olduğu düşünülürse, insan bağışlayıcılığının da ilahi kaynağa bağlı olduğu fark edilecektir.

Bazen yakınlarınızdan beklediğiniz paylaşım bir türlü gelmezken, uzaklardaki bir yabancının size bilinmez yollardan ulaştığını, kalbini kalbinize bitiştirdiğini görürsünüz. Kişisel mutluluğu bulma yöntemleri egoyu şişirirken, dünyanın gizli bağlantıları yoluyla bize ulaşan bu tip ani mutluluklar ruhumuzu yüceltmeye başlar usulca.

İlahi bir sırrın paylaşılmakta olduğunu, tanımadıklarınızla sırdaş olduğunuzu bilirsiniz böyle anlarda. Perspektifle açıklanamayacak boyutlarda, neden-sonuç ilişkileriyle açıklanamayacak gelişmelere şahitlik edersiniz bu sır ortaklığında.

Âlemler arasındaki perdelerin geçirgen olabileceğini, yaratılmış her varlığın diğeriyle iletişime geçebileceğini sezersiniz. Aslında her birimizin iç sesinin aynı şeyi söylediğini işitir gibi, evrensel tesbihi duyar gibi olursunuz… Duanın insanları kul paydasında bir araya getirdiğini, çelişkileri, ayrımcılığı, vehimleri, önyargıları dağıtarak, onları kâinatın kanatları altında korumaya aldığını fark edersiniz.

Duanın görünmez yolculukları sonsuzdur… Bazen duasını ettiğim şeylerin birer sözcük veya öbek öbek harfler olarak yukarıya doğru yükseldiğini düşlerim. Aşağıda gerçekleşiyor olamaz dualarmızın seyr ü seferi. Yukarıda, ötelerde, yükseklerdedir. Ama bir o kadar da aramızda, içimizde… O vakit anlarım ki, ettiğimiz dualarla birlikte biz de uçucu, seyyal bir formata bürünmüşüzdür. Çünkü dualarımız bizi yukarıya kaldırmıştır.

Neredeyse şeffaf ama aynı zamanda katı bir maddenin ruhuna değmek üzereyizdir artık. Eşyanın hakikatine yaklaşmışızdır… Dünyanın dualar üzerinde durduğunu anlarım işte bu anlarda. Olacak olan her şeyin kendi duasıyla birlikte ezeli kayıtlarda yerini alması bana çok muhteşem gelir…

Olacak olan bir’dir elbette, ama önceden duasını etmekle, olacak olanı istemiş oluruz. Bir nevi iradedir bu. Levh-i Mahfuz’da yazılı olanı kendi cüzi irademizle seçmemizden daha eşsiz bir tevafuk olabilir mi? Kader ile iradenin çakışması sizi de büyülemez mi? Gayretlerimiz de tedbirlerimiz de, İlahi Takdir’e dahildir nihayetinde.

Biz istediğimiz için olmuş değildir hiçbir şey. Hak ettiğimize inandığımız her şey bize bir lütuf zaten… Fakat biz olacak olanı isteyerek hayata kendi irademizi, aklımızı, niyetimizi, kalbimizi katmış oluyoruz. İradî seçimlerimizin ardındaki İlahi İrade’yle bütünleşebilmek için, duası edilen her şeyde O’na muhtaç olduğumuzu görüyoruz yeniden. Ve anlıyoruz ki Allah istemedikçe biz isteyemeyiz…

Kesintisiz ibadet

Bu dünyanın titreşimlerini en çok birbiri için dua edenler duyuyor olmalı… Duası edilen bütün şeylerin, dudaklardan çıkan her fısıltının harf harf muhafaza edildiği bir ara katmanı hayal ediyorum. Harfsiz yakarışlar da olmalı orada. Orada dudaklar artık kıpırdamazken bile kalp kesintisiz bir dua olarak atmayı sürdürecektir. Bu sükût anında sesimizin Yaratan’a ulaşması büyülüyor beni. Suskunluğumuzda bile yalnız O’nun dili değil midir konuşan?

Allah’ın (cc) elbette bir şeyi ‘ol’durması için bizim duamıza ihtiyacı yoktur. Ama dua edebilmenin nimeti bana bir yazar olarak kalemi elime alma ruhsatı veriyor. Olacak olanı sadece O’ndan isteyecek olmak, bana irademi kullanma fırsatı tanıyarak O’nun eserini sevmeme, şükran ve övgülerimi her vesileyle iletmeme ve bana sunduklarını O’na teslim etmeme imkân sağlıyor…



Bu yazı 1,669 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 10 Haziran 2008 'Temel ilkelerin iktidarı'yla evrensel adalet mümkün mü?
    • 3 Haziran 2008 Barış Meclisi'nde, barışın ortak diliyle
    • 27 Mayıs 2008 Adaletin merkez ve çevresi
    • 20 Mayıs 2008 Güneydoğulu dillerde yaşamak
    • 13 Mayıs 2008 Orta Anadolu; Modern yerellikler, çoğul kimlikler
    • 6 Mayıs 2008 Asıl gayrimüslimler çekti bu ittihatçı zihniyetten!
    • 29 Nisan 2008 Adaleti hangi dil ile talep edebiliriz?
    • 22 Nisan 2008 Özgürlük ve barıştan korkanların 'Tam bağımsız Türkiye'si
    • 15 Nisan 2008 Hakikat, ideolojik birimlerle ölçülemez
    • 8 Nisan 2008 İktidardan indiriliş öyküleri: Hep aynı kelimelerle
    • 30 Mart 2008 Ateş ve bahçe
    • 25 Mart 2008 Taraf gazetesi nasıl 'İslamcı ve AKP yanlısı' oldu?
    • 11 Mart 2008 Zalimin diliyle hakkı savunmak
    • 4 Mart 2008 Üniversiteye tarikatlar girecek diye çeteler mi girsin?
    • 19 Şubat 2008 Başörtülüler 'herkes için özgürlük' isteyince...
    • 12 Şubat 2008 Korku tutsaklığından özgür düşünce çıkar mı?
    • 5 Şubat 2008 Ilımlı İslam, laiklik ve 'emperyalizm işbirlikçileri'
    • 31 Ocak 2008 Halkların 'kendi olma özgürlüğü'
    • 29 Ocak 2008 Türbandan korkanlar neden adaletsizlikten korkmuyor?
    • 27 Ocak 2008 Biricik olmak

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,127 µs