En Sıcak Konular

Haşmet Babaoğlu


Haşmet Babaoğlu
0 0 0000

Sosyal uçurum, iftar ve samimiyetsizlik



En samimi halimiz samimiyetsizliğimiz.

Buna artık kesinkes inanıyorum.

Popüler kültür böyle işliyor çünkü..

Televizyon seyrediyorum, bakıyorum samimiyetsizliği paçalarından akan bir cümle en samimi ifade olarak gönül çalıyor.

Gazeteleri okuyorum, bir fikir veya bir tavır bütün samimiyetsizliğine karşın eğer duyguları gıdıklıyor, kolay öfkeleri besliyorsa en samimi “doğru” sayılıyor.

Toplumca çürüyorsak eğer, işte böyle çürüyoruz.

Herkes rüşvetçi olmaz çünkü, herkes hortumcu olmaz! Herkes mutsuzluğunu ahlakçılık haline getirecek kadar bağnaz, ahlaksızlığını mutluluk olarak gösterecek kadar cambaz olamaz çünkü...

Ama samimi samimiyetsizlik herkesi teslim alabilir ve ne yazık ki öyle oluyor!

***

Şimdi Ramazan geldi ya...

Neymiş...

Gariban çadırda, zengin 5 yıldızlı iftar sofralarındaymış..

Neymiş...

Saray sofralarını andıran iftar mönülerinde bir kuş sütü eksikmiş.

Neymiş...

Yoksullar belediyelerin iftar çadırlarında çorbaya kaşık sallamak için yağmur altında kuyruk oluyormuş da zenginlerin iftar sofralarında fasıl grubunun eşlikçiliğinde ilahilere “Lale Devri’nin çocuklarıyız biz” şarkıları karışıyormuş. Bu nasıl bir uçurummuş!..

E, doğru!

Doğru da...

Bu derin sosyal uçurum bir tek Ramazan’da var olmuyor ki?

Bu haberleri yapıp baş köşeye koyanlarla bu türden haberleri okuyunca ellerini ovuşturanlara soruyorum.

Ramazan’dan önce neredeydiniz?

Türkiye’nin büyük şehirlerinde her gün kuş sütü bile eksik olmayan sofralar kuruluyor.

Ve Türkiye’nin bütün şehir, kasaba ve köylerinde her gün yemek için kuru ekmek ve bakliyattan başka bir şey bulamayanların sayısı sürekli artıyor.

Peki bu uçurumu iftarı bahane etmeden dile getirmekte zorlanmanıza ne demeli?

Kaldı ki, on bir ay boyunca iyi yemek, güzel sofra, gurme lezzetler üzerine sayfalar dolusu yaz çiz. Böyle bir hayatı destekle, böyle bir hayattan ekmek ye!

Sonra aynı yerlerde, aynı restoranlarda Ramazan gelip güzel ve zengin iftar sofraları kurulmaya başlayınca kaşlarını çatıp “olmuyor ama!” havası takın!

Altında ne kadar samimi duygular yatarsa yatsın, ideolojik bir samimiyetsizlik değil de nedir bu!

*****

Laiklik tartışmasının burada ne işi var!
Balili’nin dini inanışlarına uymadığı için Federasyon maç gününü değiştirmiş...

Haber buydu!

Haberin baştan aşağı yalan yanlış olduğu dün ortaya çıktı.

Yine de üzerinde durmak ve bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Çünkü bu olay medyamızın azıcık düşünmek yerine nasıl en kolay, en ucuz ve en basmakalıp tepkileri göstermeye hazır ve nazır olduğunu bir kez daha gösterdi.

Nasıl mı? Anlatayım.

Balili, Sivasspor’un İsrailli futbolcusu.

Sivasspor’un Ankaragücü’yle oynayacağı maç Yom Kippur bayramına rastgeldiği ve Balili o günde inançları gereği herhangi bir sportif etkinlikte bulunamayacağı için, Federasyon maçı 1 gün önceye çekmiş...

Vayy sen nasıl öyle yaparsın!

Bazı köşe yazarlarımız hemen ortaya fırlayıp “laik bir ülkede bu normal bir uygulama sayılamaz; din gereği maç ertelenemez” diyerek tepki koydu.

Federasyon bu kararıyla Cumhuriyet ilkeleriyle çelişmiştir, diyen bile oldu.

Yahu, yıllardır Noel tatili nedeniyle yabancı futbolcular ülkelerine gitsin diye ligler erkenden tatile girerken neden bu akılları yürütmediniz?

Hem sonra farkında değil misiniz? Bütün liglerimizdeki maçlar daha yeni iftar saatlerine göre yeniden düzenlendi. Ne yapılsaydı? Burası laik bir ülkedir, maç saatleri iftara göre düzenlenemez mi denseydi?

Bu kadar hassas konularda bu kadar kolay atıp tutmak doğru mu?



Bu yazı 1,127 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 29 Nisan 2011 Çılgın projeyi eleştirenlere bakıyorum da...
    • 17 Temmuz 2010 Cep telefonu beyne zararlı mı?
    • 19 Aralık 2008 Gece... Mevlana... Düşünceler...
    • 16 Ağustos 2008 Giderayak İzmir, Çeşme, Alaçatı...
    • 17 Kasım 2007 Kaybedersek çok üzülmeyeceğim!
    • 27 Ekim 2007 Uçuruma doğru ilerleme
    • 13 Ekim 2007 Bayram gibi bayram!
    • 15 Eylül 2007 Kırılgan dünyalar, gergin tel gibi insanlar
    • 14 Temmuz 2007 İçimizdeki korkunç yalnızlık: Kıskançlık
    • 7 Temmuz 2007 Bu değil halkı, kendini bile tanımamaktır!
    • 5 Mayıs 2007 Mavi tuhaf ve karanlık bir renktir!
    • 21 Şubat 2007 Film deyip geçme, içinde ne çok şey var!
    • 26 Ocak 2007 Irkçılık, Şeytan ve Adem (insan)
    • 1 Ocak 2007 Beş yeni hayat... İşte bayram!
    • 11 Aralık 2006 Merakım dindi, geriye pek bir şey kalmadı!
    • 7 Aralık 2006 Papa ne yaptığını bilmiyor mu?
    • 6 Aralık 2006 Su bitecek, ilgileniyor musunuz?
    • 25 Kasım 2006 Philippe Noiret ölmüş diyorlar
    • 19 Kasım 2006 Romeo ve Jülyet yaşasaydı...
    • 8 Kasım 2006 Ecevit’in trajedisi: Bizi değil kendisini aldattı!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,659 µs