En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Biraz zarafet lütfen...



Politika, hiç kuşku yok, umut ve beklentilerin fazla yer tuttuğu bir uğraş alanıdır. İlk ilgiden hemen sonra gözler hep yukarıya doğru çevrilir politikada: Sıradan üye ilçe veya il başkanı olmak ister; il başkanları belediye başkanlığı veya milletvekilliği koltuğuna göz diker; milletvekili ise bakanlık beklentisi içindedir. Yukarıya doğru hareketlilik umudu olmasaydı politika herhalde çekilmez olurdu.

Bu sebeple, Ak Parti'de lider konumunda görev yapan politikacıların, bir gün başbakan veya cumhurbaşkanı olmayı akıllarından geçirmelerinde yadırganacak bir yön yok. Gelecek yıl mayıs ayında Çankaya Köşkü boşalacak ve yeni cumhurbaşkanını bu Meclis seçecek; Tayyip Erdoğan kendisi aday olmazsa Ak Parti'den birine geçit verecek; kendisi seçildiği taktirde de onun boşaltacağı başbakanlık koltuğunu Ak Parti içinden biri dolduracak...

Ak Parti'de ismi bilinen, önemli konumlarda bir politikacı olup da "Neden o ben olmayayım?" diye düşünmeyen sanırım pek az kişi vardır. Bunu da doğal karşılamak gerekiyor. Aklından ve gönlünden ikbal makamları geçtiği için insanları suçlamak çok yanlış...

Sorun o noktadan itibaren başlıyor zaten. İsviçre veya Almanya gibi bir ülke olsaydı Türkiye, politikanın evrensel kuralları çalışır, önceki konumunda başarılı olup etraftan daha çok destek devşirebilenler öne çıkar ve içlerinden en yakışanı o makama gelmeyi başarırdı. Ayak oyunları, tezviratlar oralarda da oluyor elbette; ancak her partinin kendi iç ayak oyunları veya adayları arasındaki çekememezlikler orada rastlananlar, yani katlanılabilir ölçekte politik manevralar...

Bizde öyle mi ya... Ak Parti lider tabakasından kimin cumhurbaşkanı olacağına (veya olmayacağına) karar vermeye muhalifler daha hevesli. "Falanca veya filâncanın adaylığı mutlaka engellenmeli" diyor biri... Bir başkası ise, "Aralarından en uyumlusu feşmekânca, o aday olursa destekleriz" diye görüş açıklıyor...

Burası özgür bir ülke, herkes görüşünü açıklayabilir elbette. Ancak, arzular, istekler, tercihler ve beğeniler, bu özgür ülkede, siyasetin alanının daha da daralmasına yol açabiliyor. Gelecekten kimse emin olamaz, o sebeple iddialı görünmek bana yakışmaz; ancak yine de şu soruyu sormak isterim: Politik zemin Ak Parti'nin altından yavaş yavaş kayıyorsa, bunda, gözlerini yüksek makamlara dikmiş Ak Partililerin katkıları hiç yok mu acaba?

Türkiye'de cumhurbaşkanlığı seçimleri hep kavgalı-gürültülü, ya da kaygılı-tereddütlü ortamlarda geçmiştir. Atatürk öldü, İsmet İnönü'nün seçilmesi için Meclis'in etrafının askerlerle sarılması gerekti. Fahri Korutürk bir 'uzlaşma' adayıydı; onun ismi etrafında uzlaşılabilmesi ancak askerî uçakların Meclis'in üzerinden alçaktan uçmasıyla gerçekleşebildi. En son seçimde, Ahmet Necdet Sezer ismi ortaya atılana kadar, ne gürültülü günler ve geceler yaşanmıştı, unutabilir misiniz?

Bu defaki seçimin gürültü ve tedirginliği başlayalı çok oluyor; seçime ise bir yıllık bir süre var daha. Bu bir yılı, hergün, "Kim aday olacak, kim olursa etraftan nasıl tepki alır?" tartışmalarıyla güle eğlene geçirebiliriz bizler de, Ak Parti'nin birlik ve bütünlüğü bu kadar kakafoniye dayanabilir mi, ondan fazla emin değilim... Bu sıkıntıya dağlar dayanmaz.

Acaba duyulan aykırı sesler bir taktik olabilir mi? Ak Parti liderleri, belki de, böyle gürültüyle gidilecek bir seçim sürecinden istedikleri sonucu alabilecekleri hesabıyla, yani bilerek isteyerek, bugünkü karmaşa ortamını kendi elleriyle hazırlıyorlar. Her kafadan bir ses çıkıyor görünse de, o sesler birbirinden bütünüyle bağımsız değil (mi acaba?)

Her yiğidin gönlünde bir aslan yatması, her politikacının makam rüyası görmesi doğaldır da, bugün doğal olmayan, bunun kabul edilebilir bir zerafetle yapılmaması...

Bu yazı 481 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,729 µs