En Sıcak Konular

Mustafa S. Tüter



Mustafa S. Tüter
0 0 0000

Cemaat toplumu olmak



Türkiye toplumu Osmanlı’dan bugüne cemaat yapılarına ihtiyaç duyan ve onları sürekli üreten bir toplum olagelmiştir. Toplumsal var oluşun modlarından biri olan bu cemaatleşme olgusunun doğru bir şekilde anlaşılması belki de Türkiye’nin en önemli meselelerinden biridir. Tarikatların yeraltına itilmesi veya yer üstünde faaliyet gösterilmesine izin verilmesi şeklinde iki uçlu belirlenen bir tartışma meseleyi doğru olarak ele alamaz. Cemaat ve tarikat olgularının ne anlama geldiği daha en başından tartışılmalıdır.

Ben de pek çok kimse gibi cemaat ve tarikat arasında bir ayrım yapılması gerektiği kanaatini taşıyorum. Tarikat olgusunun hem teknik anlamda içerdiği kendine has özellikleri hem de tarihsel olarak yaşadığı karmaşık serüven çok daha kapsamlı tahlilleri hak etmektedir. Burada benim üzerinde duracağım konu bugünün tartışmalarından yola çıkarak cemaat nosyonunun anlamı üzerine bir ufuk turu gerçekleştirme çabası olacaktır.

“Biz” diyerek bir araya gelen insanların “biz” deme ihtiyacı aslında cemaatleşme olgusunun altında yatan basit fakat bir o kadar da önemli nedeni vurgular. Bu biz vurgusunda bir taraftan insanın toplumsal boyutunun sesi duyulurken, diğer taraftan kimseye benzememe ve özgün bir yaşam sürme arzusu kendini gösterir.           

Cemaatleşme olgusu her şeyden önce bir imkan olarak değerlendirilmelidir. Ancak bu imkan “cemaat” fikrinin kendisi gibi, bir görüngü olarak cemaat yapısının da yenilenmesiyle mümkün olabilir. Osmanlı’da toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelen cemaatleşme, geleneğin ürünü olarak bugün varlığını sürdürüyorsa, bu durum o ihtiyacın hala var olduğunu göstermekle beraber “nasıl bir cemaat” sorusunu sormanın zorunluluğunu da işaret eder.

Bu soruyu Cumhuriyet tarihi boyunca soranlar ve sorgulayanlar çıkmıştır. Bunlardan en önemlisi hiç şüphesiz Cumhuriyet’in kuruluşunda fikri bakımdan büyük etkisi ve katkısı bulunan Ziya Gökalp’tir. Gökalp’in ortaya attığı halkçılık görüşü yeni bir siyasal, toplumsal ve ekonomik düzen tesis etme yoluna girmiş olan Cumhuriyet’e, sınıf sorununu meselenin merkezine alarak, bir reçete sunmayı amaçlamaktadır. Gökalp’in halkçılık anlayışı çerçevesinde savunduğu “meslek zümreleri” fikri, Osmanlı toplumundaki cemaat yapısına uygun bir model arama ihtiyacına dayanmaktadır. En temelde ise Gökalp gelenek ve modernitenin sentezlenmesi çabası içine girmiştir.

O yıllarda ağızdan ağza dolaşan ve herkesin tekrar ettiği bir gerçek vardı. Türkiye topraklarında hiçbir zaman sınıf çatışması ve savaşı olmadı, çünkü toplum sınıflardan meydana gelmiyordu. Öyleyse, ya yeni sınıflar oluşturulacak ve Batı’da olduğu gibi sınıflı toplumların doğal seyri takip edilerek ekonomik ve toplumsal anlamda gelişmeler sağlanacaktı. Ya da toplumsal yapımızın cemaatlerden meydana geldiği kabul edilerek ona göre bir formül üretilecekti.

Geleneksel toplumlar içinde birey ve toplum arasında farklı bir sosyolojik oluşumu ifade eden cemaatler, belki de en çok Ziya Gökalp’i derin düşüncelere sevk etmiştir. Bugün “cemaat” kavramı çevresinde yapılan tartışmaları düşündüğümüzde ve cemaate olan ihtiyaçtan bahsedildiğini göz önünde bulundurduğumuzda tartışma daha farklı bir anlam kazanmaktadır. O gün için liberalizmin vaat ettiği değer ve ideallerin sıcaklığı içinde cemaati öldürmekten çekinmeyen yeni sistem, çok kısa bir süre sonra cemaate olan özlemini tekrar gündeme getirmekten kendini alamamıştır. Bu korporatist düşüncenin ta kendisidir. Korporatist düşünce cemaate sahip çıkan, bireyselliğe ise geçit vermeyen bir siyasi yapılanma önermektedir. Bireyselleşme karşıtlığının sebebi ise kapitalizme olan düşmanlığıdır.

Günümüzün yeni sosyal hareketleri ve hatta sivil toplum kuruluşları (tüm kurumsallıklarıyla) ise cemaatleşmeye olan özlemlerini dile getirmeye başladılar. Sosyal tarih sanki tekrar tekrar dönüp duruyor gibi. Toplumsal yapının en iyi şekilde örgütlenme yolunun cemaat şeklinde örgütlenme olduğunu bugün tekrar gündeme getirenler, bunu bireyselleşme sürecinin yaşanmasının ardından söyledikleri için bir geriye dönüş olarak nitelenemez. Bugünkü cemaatler bireyselleşme sürecini yaşamış olanlar için asla geçmişteki gibi olmayacaktır. Öyleyse, korporatizmin bireyselleşme karşıtlığı ve cemaat talebi ne derece sosyal denetimi ve daha aşırıya götürülürse baskıyı hedefliyorsa, bugünkü cemaat talebi de o derecede bu sosyal denetimi yok saymaktadır. 19. yüzyıl boyunca sosyologların uğraştıkları “gemeinschaft-gesellschaft” ayrımı toplumsal düzenin muhafazası için cemaatin muhafazası fikrine dayanıyordu. Korporatizm de bundan farklı bir görüş dile getirmiyordu. Fakat bugünkü cemaat talebi bunun tam aksine toplumsal değişimin ancak cemaat yoluyla yapılacağına olan inancı yansıtmaktadır. Dolayısıyla cemaat derken neyi anladığımız cemaatten neyi talep ettiğimizle doğrudan alakalıdır.

Bütün bunlardan sonra şunu söylememiz gerekir: Türkiye toplumu bir cemaat toplumudur. “Cemaatleşen toplum” yapısının nasıl bir kültür kaynağı gerektirdiğini anladığımızda cemaat olgusu bizim için yepyeni anlamlar kazanacaktır. Dolayısıyla bugün tartışılanlardan bambaşka anlamlara doğru yürüme şansı elde edilebilecektir. Cemaatleşme bir kültür üretim biçimidir. Yani beşeri boyutta, insanla ilgili olan, bir toplumsal düzen oluşturma girişimidir. İnsan toplumsallığını kendi ürettiği cemaat yapısı içinde yaşamayı tercih etmektedir, eğer cemaatleşme yoluna girdiyse. Dolayısıyla cemaat aynı zamanda iktidarla problemli olanların oluşturduğu bir alandır. Yani iktidara talip olmayanların ya da iktidara burun kıvıranların bir araya geldiği bir alan. Cemaatleri siyasi partilerden ayıran en önemli özellik de zaten budur. İktidar, cemaatleşmeyi tercih eden insan için değersiz bir şeydir.

Bütün bu söylediklerimden cemaatleşen toplum yapısının pozitif karakteri kendiliğinden ortaya çıkar. Tabii bir şartla… Cemaat, bireyselliğe ve bireyselleşmeye müsaade ettiği sürece. Bu ise ancak cemaatlerin sayılarının alabildiğine çok, cemaat mensuplarının ise o denli az olmasıyla mümkün olabilir. Büyüyen ve genişleyen cemaat yapıları özünde var olan özelliği kaybederek zamanla cemaat olmaktan çıkar. Belki sadece bir topluluk olurlar. Daha önce belirttiğimiz gibi cemaat, iktidarı beğenmediği için cemaattir. Oysa büyümek ve genişlemek sonuçta cemaati ya iktidarın bir parçası ya da iktidarın ta kendisi olmaya sürükleyecektir.   

Cemaatlere sahip olmak toplum için büyük bir kazançtır, çünkü birey cemaat sayesinde iktidar alanının dışında bir hareket alanı elde eder. Birey ve toplum-devlet ilişkisi arasında bir “arayüz” olan cemaat, bireyin hem bireyselleşmesini hem de toplumsallaşmasını beraber yaşadığı en mükemmel yaşam alanıdır. Kendi farklılığını ve biricikliğini rahatlıkla ifade edebilen birey, aynı zamanda bu biricikliğini başkalarıyla paylaşarak toplumsal var oluşunu da tamamlar.



Bu yazı 336 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 20 Ocak 2007 Suikastın MİT’e dönük mesajı
    • 14 Ekim 2006 Fransa’nın horozu
    • 8 Ekim 2006 Filistin’de neler oluyor?
    • 21 Eylül 2006 Cemaat toplumu olmak
    • 5 Eylül 2006 İran’a asker göndermek…
    • 25 Ağustos 2006 Mezhepçi hassasiyetleri kaşımak
    • 18 Ağustos 2006 Lübnan bugün daha güçlü…
    • 14 Ağustos 2006 Araplar bizim neyimiz olur?
    • 28 Temmuz 2006 Çözümün anahtarı İsrail’de!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,421 µs