En Sıcak Konular

Murat Yetkin


Murat Yetkin
0 0 0000

Tayland, Macaristan, Vatikan, Türkiye



Tayland'da askerlerin yönetime el koyduğu haberini cep telefonu mesajından öğrendiğimizde, Ankara'da bir yemek davetindeydik. Türkiye Müteahhitler Birliği'nin yemekli toplantısında konuşmacı ABD Ankara Büyükelçisi Ross Wilson idi ve konuşması henüz başlamamıştı.
Masadakilerden biri, bir muhalefet partisinin kongre delegelerinden birisi, sanki olay Türkiye'de olmuşçasına ve sanki onaylanması gerekiyormuş edasıyla "İşte olacağı budur" dedi. Bir başkası "Olur mu canım" gibilerinden bir şey söyledi. Sonra beraberce, TMB üyelerinin ve konuklarının hep birlikte ABD elçisini PKK ve Irak konusunda terletmelerini izledik.
(Bu ayın ortasında ABD Savunma Bakanlığı ile işbirliği içinde ABD'nin askeri harekât düzenlediği bölgelerde ihale alma inceliklerini öğrenmek için seminer düzenleyecek olan TMB üyeleri ve konuklardan, ABD ile ilişkilerinin iş alanında nasıl geliştirilebileceğine ilişkin bir tek soru gelmedi. Herkes PKK ile mücadeleyi ve ABD Kara Kuvvetleri dergisinde yayımlanan parçalanmış ve Türkiye topraklarının bir böyümünde Kürdistan kurulacağını varsayan harita ile ilgileniyordu. Wilson, toplantı sonrasında "Sürpriz olmadı" dedi ama, herhalde Washington'a yazacağı rapor için ilginç bir nabız aldı.)
Konumuza dönersek, Tayland'da Genelkurmay Başkanı Sondhi Boonyaratklin, Başbakan Thaksin Shinavatra'nın BM toplantıları için New York'ta olduğu sırada tankları sokağa çıkarmış, yönetime el koymuştu. Dünyanın buna karşı çıkacağı yolundaki beklentiler, Shinavatra'nın darbeyi tanımadığını ve Genelkurmay Başkanı'nı görevden aldığını söylemesine karşın BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın devrilen başbakanın Genel Kurul'daki konuşmasının iptal edildiğini açıklamasıyla duvara çarptı. Avrupa Birliği'nden orta karar bir endişe beyanı ve bir an önce normale dönüş temennisi geldi. Oysa Shinavatra, 2001'de kurduğu partisiyle iktidar olmuş, ülkesi onun idaresinde büyüme rekorları kırmış, 2005 seçimlerindeyse 500 sandalyeli mecliste 377 sandalye ile tek başına iktidarını perçinlemişti. Anketler yüzde 40 civarında destek gösteriyordu ve muhalefetin yolsuzluklar konusundaki tepkileri sonucu, erken seçim kararı alınmıştı. Yine de, Shinavatra, 'çok sayıda özel televizyon varken, pazar ekonomisinde darbe mi olur?' yorumlarına karşın, devrildi. Bütün özel televizyonlar birkaç dakika içinde kazanandan yana yayına başlamış, bankalar ve borsa ise bir günlüğüne 'tatil edilmişti'. Dün, darbeci general iki hafta içinde demokrasiye dönüleceği sözü verdi.
Uluslararası bir arkadaş grubumuz var ve bunun bir üyesi de Tayland'dan bir insan hakları savunucusu. Adını yazmayacağım, çünkü zaten başı yeterince sıkıntıda. Önceki akşam darbeyi duyar duymaz, Brezilya'dan Arjantin'e, Kore'den Almanya'ya hepimiz onun akıbetini merak ettik.
O ise sakindi. "Merak etmeyin, kansız oldu" diyordu, "Zaten yolsuzluklara batmış bir hükümetti. Askerler de yakında normale dönüleceğine söz verdi." Şaşırdık. darbeler devrinin, Sovyetler Birliği'nin yıkılışıyla sona erdiğini, artık böyle şeylerin hoşgörülmeyeceğini düşünenler mi haksız çıkmıştı, yoksa dünya bambaşka bir rotaya mı girmişti?
Belki ikisi de doğru. Daha iki yıl önce AB üyesi olan Macaristan'da, başbakan Ferenc Gyurcsany'nin kendilerine yalan söylediğini anlayan vatandaşların tepkisinin nasıl patladığına birlikte tanık olduk.
Irak'ta ve Afganistan'da ABD planlarının tuttuğunu söylemek mümkün değil. Tersine, bu iki alan, giderek dinlerarası gerilim ve savaşın yayılma üsleri niteliği kazanmaya başladı.
Papa 16'ncı Benediktus'un açıklamaları küresel çapta ortamı daha da geriyor. Papa dün bir açıklama yaparak, belki kendince sözlerinin
etkisini yumuşatmaya çalıştı. Oysa, "Yanlış anlaşıldım" demek günümüz dünyasında artık bir pişmanlık işareti, bir gönül alma ifadesi sayılmıyor ve ipleri daha da geriyor.
Türkiye bu küresel dalgalanma ve gerilim ortamında, halen AB üyeliği hedefi olarak somutlaşan Batıcıl tercihini tartışmak lüksüne sahip mi? Bazı uluslararası yorumcuların tartışmayı sevdiği gibi, Türkiye için Batı yaşam tarzını terk edip Doğu yaşam tarzına, İslami nizama, bir Ortadoğu ülkesine dönüşmek bir siyasi seçenek olabilir mi?
Tabii ki olamaz ve olmamalı. Bunun için güvence, şu anda kırılgan görünen AB üyelik hedefinden çok, Türkiye'nin, çok partili, laik,
sosyal devlet sistemini demokratik rejim içinde sürdürebileceğine duyulan güven olmalı.



Bu yazı 442 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 22 Mart 2012 İki önemli mesele
    • 15 Mart 2012 Türkiye'nin yeni deniz stratejisi üzerine
    • 23 Aralık 2010 Şahin'den çağrı: Siyasi partiler yasası değişmeli
    • 11 Aralık 2010 Üniversitelerde ikinci 68 mi?
    • 5 Aralık 2010 Ankara'dan Tel Aviv'e: Özür insani-siyasi diye ayrılamaz
    • 21 Kasım 2010 'Diyarbakır'da 3. bir yol açabiliriz'
    • 19 Kasım 2010 'Füze kalkanında mutabakata yakınız'
    • 15 Kasım 2010 2010 model Ecevit çıkışı
    • 7 Kasım 2010 Hem AK Parti hem de CHP'de merkeze açılım
    • 23 Ekim 2010 Bedelli görüşülmedi ama söz siyasetin
    • 18 Ekim 2010 Gül ve Demirel'le dinleme üzerine
    • 3 Ekim 2010 Siyaset sahnesinde bu kez çok güzel hareketler var
    • 30 Eylül 2010 ABD, Irak sınırında güvenlik şeridine destek verdi
    • 26 Eylül 2010 Bilim dünyasına biraz daha ilgi
    • 16 Eylül 2010 CHP'nin hatası ve faturası
    • 11 Eylül 2010 Öcalan 'boykot' dedi, tansiyon yükseldi
    • 30 Temmuz 2010 Kılıçdaroğlu: Geçmişteki yanlışları telafi ediyoruz
    • 25 Temmuz 2010 Orduda değişim
    • 22 Temmuz 2010 Başbakan hesaplaşacaksa madde 35 ve YÖK'ü kaldırsın
    • 20 Temmuz 2010 AB elçisi: Yeni bir İran istemiyoruz

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,435 µs