En Sıcak Konular

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta



Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta
0 0 0000

Doktor yazısı tarihe karışıyor



Afrika’dan Amerika’ya… Avrupa’dan Asya’ ya… Avustralya’ ya… Dünyanın her yerinde, el yazılarının ‘okunaksız’ olması tüm doktorların ortak özelliğidir.
Sanırım Türkçe’de de olduğu gibi birçok dilde ‘doktor yazısı’ için ‘Bunu ancak eczacılar okuyabilir’ diye sözler vardır.
Gerçekten de çok az doktorun yazısı okunaklıdır. Ben de bu azınlıkta kalanlardan biriyim. 
Yazımı gören pek çok hastamdan ‘Hocam, yazınız hiç de doktor yazısına benzemiyor’ esprisini duyarım.
Ben reçeteyi çok önemli bir belge olarak görürüm; yazımın okunaklı olması kadar ‘güzel’ olmasına da önem veririm.
Bir kere reçetenin okunaklı olması zaruridir. Yanlış okumalar hastalara yanlış ilaçların verilmesine veya yanlış dozların uygulanmasına neden olabilir. Bunun sonucu hastalar tedaviden yarar sağlamayacakları gibi, hatta büsbütün zarar bile görebilirler.
Reçetedeki yazının ‘güzel’ olması da bence hastaya verilen önemin, ona duyulan saygının bir ifadesidir. Hastalarımın ellerinde gördüğüm, kargacık-burgacık yazılmış, çok zor okunan veya bazen okunması hiçbir şekilde mümkün olmayan, karalanmış gibi reçeteler bana hastaya değer verilmemiş, saygısızlık yapılmış hissi verir.
Bu arada nadir de olsa, daktilo ile yazılmış reçeteler de görüyorum. Bunlar da, hastalarına saygı duyan, işlerini önemseyen, ama ne yaparsa yapsın el yazısı gerçekten kötü ve okunaksız olabilen meslektaşlarımın saygı duyulacak bir uygulaması.
 
DOZ VE KULLANIM ŞEKLİ
 
Reçetelerde ilaç isimlerinin okunaklı ve doğru olarak yazılması kadar önemli bir başka özellik de ilaçların dozları ve kullanma şekillerinin de mutlaka özenle belirtilmiş olmasıdır.
Birçok ilacın aynı isimli, ama farklı dozajlı şekilleri olduğu gibi, farklı miktarlı formları da vardır. Bunun için ilacın dozu (meselâ, kaç gram veya miligram… olduğu) ve miktarı (meselâ, 10 tablet veya 20 tablet…. gibi) okunaklı olarak yazılmalıdır.
İlacın nasıl kullanılacağı da çok önemlidir. Günde kaç kere alınacağı, tedavi süresi, yemek zamanlarıyla ilişkisi (aç, tok, yemek arası…) ve hastanın başka ilaçları varsa bunların hangisinin önce, sonra veya aynı zamanda mı alınacakları da reçetede belirtilmelidir.  
 
DOKTOR YAZISI NEDEN OKUNAKLI DEĞİLDİR

Doktorların yazılarının okunaklı olmamasının çeşitli nedenleri var.
Bunlar içinde her halde en mantıklı olanı, doktorların ilaç isimlerinin yazılışlarını tam bilmedikleri için, baş harfini ve birkaç harfini yazıp gerisini çiziktirdikleri şeklindeki açıklamadır. Çünkü, bazı ilaç isimlerini doğru yazmak gerçekten zordur; pek çok sessiz harf yan yanadır.
Bir başka neden olarak da, doktorların reçete yazarken zaman yitirmemek için çala kalem yazdıkları söylenir. Gerçekten de devlet hastaneleri polikliniklerinde günde 100’ e yakın hasta bakan hekimlerden özene bezene yazılmış bir reçeteyi kimse beklemez her hâlde.
Bizim zamanımızda ve tabii bizden önceki yıllarda şimdiki kadar bol kitap, dergi… gibi tıbbi kaynak olmadığı için tıp öğrencileri derslerde not tutmak, hocanın ağzından çıkan her sözü kaydetmek zorundaydılar. İşte bu her şeyi hızlı yazmanın yazıları kötüleştirdiği de söylenir. 
Oysa tıp fakültesi öğrencileri yıllardan beri eskisi gibi not tutmadıkları hâlde, yeni doktorların yazılarının da ‘büyüklerininkinden’ farkı olmamasını nasıl açıklamalı bilemiyorum.

ÇARE: ELEKTRONİK REÇETE

Hastaların zarar görmemesi için, doktorun da eczacının da zorda kalmaması için okunaklı doktor yazısı şart. Bu sorun için belki farklı öneriler ileri sürülebilir, ama bana kalırsa bunun en kolay ve kesin çözümü, en kısa zamanda elektronik reçete, yani e-reçeteye geçilmesi ile mümkün olacak.



Bu yazı 2,489 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Ekim 2014 Günde 3 bardak süt kemik kırığı ve ölüm riskini artırıyor
    • 14 Mayıs 2013 Akademik sahtekârlık geleneğinin kime ne zararı var
    • 11 Aralık 2012 Yakında ruh hastası olmayan kalmayacak
    • 9 Ekim 2012 Bir Türk tıp alanında Nobel alabilir mi?
    • 3 Ekim 2012 Burun damlaları ile aldatılıyor muyuz?
    • 2 Ekim 2012 Kimi kime şikâyet edelim?
    • 1 Ekim 2012 Türkiye'de mamografi taramaları rezaleti
    • 16 Eylül 2012 Mamografi taramalarına karşıyım
    • 10 Eylül 2012 Modern tıbbın son numarası: Aşırı teşhis
    • 8 Eylül 2012 Mamografi kanser riskini arttırıyor
    • 7 Eylül 2012 Benzer ilaç nedir?
    • 28 Ağustos 2012 Meme taraması saç taramaya benzemez
    • 14 Ağustos 2012 Antibakteriyel ürünlerdeki büyük tehlike
    • 6 Ağustos 2012 Sağlıklı suda hiçbir mikrop olmamalıdır
    • 30 Temmuz 2012 Enerji içecekleri yasaklanmalıdır
    • 23 Temmuz 2012 Damacana mı musluk suyu mu?
    • 10 Temmuz 2012 İlaç tanıtımında bundan iyisi Şam'da kayısı
    • 23 Haziran 2012 Bir sağlık haberi skandalı
    • 13 Haziran 2012 Ot-Çöp tüccarlarından alacağımız dersler de var
    • 17 Nisan 2012 Sönmez gene döndü

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,200 µs