En Sıcak Konular

Gündüz Aktan


Gündüz Aktan
0 0 0000

Türkiye kayıyor mu? (1)



Son zamanlarda çıkan bazı anketlerde halkın Amerika ve AB'ye soğuduğu, buna karşılık İran'a eskisinden çok daha sıcak baktığı bildiriliyor. Gerçi Bush yönetiminin politikaları dolayısıyla Amerika'ya desteğin, Türkiye gibi, çok yakın ilişkiler içinde olduğu İngiltere, Hollanda ve Almanya'da da düştüğü görülüyor. Ama Türkiye'deki düşüş adeta bir çöküş niteliğinde. Öte yandan Türk halkının AB üyeliğine verdiği destekte de büyük azalma var.
Yani Türkiye'nin genel olarak Batı ile ilişkileri ciddi bir bozulma sürecine girmiş bulunuyor.
Bu gelişmenin Türk dış politikasında bir kaymaya yol açması ihtimali, yeni ASAM Başkanı emekli büyükelçi Faruk Loğoğlu'nun birkaç gündür Milliyet'te çıkan mülakâtında da görüleceği gibi, Türkiye ile ilişkilere önem veren bazı Amerikan çevrelerinde endişeyle karşılanıyor.
Bu bağlamda 'Toplumun Batı'ya karşı tavrı geçici mi, yoksa kalıcı mı', 'Bu tehlikeli gidiş önlenebilir mi, nasıl önlenebilir' gibi sorulara cevap aramak gerekiyor.
Diplomatlar dış politikada anketlere fazla önem vermezler. Halkın eğilimlerinin daha çok duygusal olduğunu ve değişebileceğini düşünürler. Nitekim geçmişte de Amerika ile Johnson mektubu ve silah ambargosu krizleri oldu. İtalya gibi bazı Avrupa ülkeleriyle Öcalan dolayısıyla gerilimler yaşandı. Sonunda ilişkiler eski rayına oturtuldu.
Ancak bu kez gelişmeler bir birikim süreci oluşturuyor. Yani bir olayın olumsuz etkisi geçmeden diğeri ekleniyor. Toplumun giderek büyüyen bir kesimi Amerika'nın Türkiye'ye veya Müslümanlara dost olmadığını düşünüyor. Uğradığı hayal kırıklıkları Amerika'ya güvensizliğe dönüşüyor. Amerika ile geçmiş dostluk uzak bir hatıra olarak kalıyor. Bush yönetimiyle Amerika ve Amerikan halkı birbirinden ayrılamıyor.
Benzer bir süreç de AB'ye karşı işliyor.
Bu iki süreçteki muhataplarımızın da bize karşı benzer tavır ve düşünceler içinde oldukları görülüyor. Onlar da bizim tarafımızdan hayal kırıklığına uğratıldıklarını, güvenlerinin sarsıldığını, Türk halkının kendilerine karşı olumsuz duygularını gidermek için hükümet başta kimsenin gayret sarf etmediğini söylüyorlar.
Bizde ve onlarda böylesine büyük ve kalıcı bir değişim olduysa, bunun dış politikaya yansımasını engellemek mümkün olmayabilir. Bu nedenle
belki de ilişkilerin bozulma sürecini yakından incelemek, sorun alanlarını saptamak ve mümkünse karşılıklı önlem almak gerekebilir.
İlişkilerin bozulmasının ilk emaresi karşılıklı güvenin azalması oluyor. Buna birkaç olumsuz somut olay yol açıyor. Karşı tarafın kendisine açıkça zarar verdiğini gören bir taraf, gizli ve daha vahim eylemler beklemeye başlıyor. Bu durum komplo teorileriyle besleniyor. Karşı tarafın her türlü melaneti yapmaya muktedir olduğu vehmine kapılanlar çoğalıyor.
İlişkiler bozulurken karşı tarafın tek parça olmadığı; bize karşı olanlar gibi dost olanların da bulunduğu gerçeği geri plana itiliyor. ABD ve AB gibi çok sayıda eğilimin iç içe bulunduğu birimler bize blok halinde düşmanmış gibi algılanıyor. Hatta ABD ve AB birleştirilip, genelde Batı'nın bize düşmanlığından söz ediliyor.
Taraflar ilişkilerin bozulmasında kendi hatalarını görmekten ziyade karşıdakinin hatalarını görme eğilimine giriyor. O zaman ilişkilerin düzeltilmesi külfeti de karşı tarafın tavır değiştirmesine bağlanıyor ve ilk adım hep karşıdan bekleniyor.
İlişkilerin bozulmasının olası kötü sonuçları göz ardı ediliyor veya tüm maliyetin karşı tarafça çekileceği sanılıyor. Taraflarda meydan okuma,
tehdit etme eğilimleri beliriyor. Bunlar, en azından toplumun belli kesimlerinde, karşı tarafla mücadele etme kararlılığının doğmasına ve bu da giderek düşman yaratılmasına varıyor.
Amerika ve AB ile böyle bir sürece girmişe benziyoruz. Bu bozulmanın geçici olmaması, toplumda kalıcı bir Batı karşıtlığının yerleşmiş olması ihtimali var.
Bu gidişi durdurmak ve geriye döndürmek gerekiyor.
Ama bu işi Türkiye'nin yalnız başına yapması ne mümkün ne de hakça olur.



Bu yazı 335 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 16 Aralık 2006 Son durum
    • 21 Eylül 2006 Papa'nın verdiği fırsat
    • 16 Eylül 2006 Türkiye kayar mı? (2)
    • 14 Eylül 2006 Türkiye kayıyor mu? (1)
    • 9 Mayıs 2006 Tehlikeli gelişmeler

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,077 µs