En Sıcak Konular

Cevdet Batu



Cevdet Batu
0 0 0000

Hükümetin derdi nedir? Bunu bilmek isteriz!



"Soruyorum İsrail'in derdi nedir? Filistin'i tamamen işgal etmek mi? Bunu görmek, bilmek isteriz." Başbakan Erdoğan, sıcak bir Temmuz günü, İsrail'i Artvin'de bu sözlerle eleştirirken, Lübnan halkı İsrail'in saldırganlığı ile yüzleşmek durumundaydı. Başbakan haklıydı da. İsrail terazinin topuzunu kaçırmış, oraya buraya saldırıyor, Lübnan'da "militan"-sivil ayırmadan bombalıyor ve öldürüyordu. İsrail sadece insanları değil, şehirleri, doğayı, kısaca yaşamı yok ediyordu.

Bugün 21 Ağustos. Başbakan'ın konuşmasının üzerinden tam bir ay beş gün geçmiş. Sıcaklar hala devam ediyor. Peki Ortadoğu? Ateşkes sağlandı, ancak "sürdürülebilirliğine" inanç gün geçtikçe düşüyor. Üstelik bölgedeki BM barış gücünün takviyesinin bile bir işe yarayacağından kuşku duyan çok. Nitekim BM, Hizbullah'ı silahsızlandırmakta oldukça istekli. Bu durum bölgenin daha da karışabileceği, üstelik bu kez muhatapların birden fazla ülke olabileceği ihtimalini güçlendiriyor.

Türkiye elinden geleni yaptı mı?

Peki Türkiye? Burada biraz duralım.
Türkiye en başından beri İsrail'in siviller üzerinde aşırı güç kullanmasına karşı çıktı. Bunu çoğu kez ilk elden duyurdu. Ayrıca İsrail'i eleştirmekle kalmayıp harekete de geçti. Başbakan Erdoğan ateşkesin sağlanması umuduyla, ABD Başkanı Bush, İngiliz meslektaşı Blair ve Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yaptı. Dahası Lübnan Başbakanı Sinyora ile sık sık görüşerek, Fuad Bey'e hiç olmazsa psikolojik destek sağladı. Türkiye tek bir şeyin peşindeydi: ateşkes!

Ankara diplomatik yollarla taraflara ateşkes çağrısı yaparken, bir yandan da Lübnan halkına yardım için kolları sıvadı. İlk önce Lübnan'dan kaçmaya çalışan yabancıların bölgeden tahliyesi ile ön plana çıkan Türkiye, daha sonra Kızılay ve diğer sivil toplum örgütleri ile yardım kampanyalarına ağırlık verdi. Bu noktada Lübnan'dan tahliye çalışmalarına katılan Akçakoca gemimizin başına gelenlere değinmek çok isterdim. İsraillilerin mürettebata nasıl davrandığına da… Fakat bu konu biraz hassas ve bundan kaç yıl sonra yazacağımı bilmediğim kitabımın konularından. O yüzden şimdilik geçelim.

Türkiye Lübnan'a gider mi?

Peki, Türkiye bununla mı kaldı? Hayır! Ateşkes ilan edildiğinden beri, İsrail'in diline doladığı Lübnan'daki çokuluslu gücün takviyesi ve bölgeyi kontrol etmesi tartışmalarına doğrudan katıldı ("katıldı" kelimesi iki anlama gelir: kendi isteğinizle veya başkalarının isteğiyle katılmak. Türkiye'nin konumunun hangisine uyduğunu varın siz düşünün). Hükümetin baştan beri Lübnan'a asker göndermeye sıcak baktığı kesin. Bunun işaretlerini uzun zamandır veriyor. Hatta iyibilgi'nin diplomatik kaynaklara dayandırarak verdiği habere göre, bu karar prensipte çoktan alınmış. Sadece şekli tartışma konusu.

Türkiye'nin çekinceleri malum: BM barış gücünün Lübnan'da Hizbullah'ı silahsızlandırma çabası içerisinde olmasına karşı. Çünkü Ankara'ya göre bu durum "tarafgirlik" olarak algılanır ki hükümet, bölge halkları nezdinde Türkiye'nin "imajını" bozacak hiçbir çalışmanın içerisinde olmak istemiyor. Dışişleri Bakanı Gül, "atmosferi koklamak" için önce Lübnan, dün de İsrail'e gitti ve büyük bir ihtimalle bu çekincelerini taraflara iletti. Bu en azından ifade edilen…

Dananın kuyruğu burada kopar!

Bir de tabi ifade edilmeyenler var ki burası dananın kuyruğunun koptuğu yerdir. Hani şu indirilip aranan uçaklar var ya, hani İran'a ait olan… Bu bize söylenmeyen, hasıraltı edilendir. Basının "toplumsal mühendislik" damarı tutmasa, sittin sene duyacağımız da yoktur. Ben merak ediyorum. Acaba bölgeye silah taşıdığı endişesi ile aranan İran'a ait uçaklar gibi, İncirlik'ten kalkan uçaklar da "bölgeye silah taşıdığı endişesi" ile indirilip, arandı mı? Aslında uçak indirmeye gerek yok! İncirlik'ten çıkan ve üzerinde "patlayıcı madde" yazan onlarca konteynırın nereye gittiği soruldu mu? Bilmiyorum!
Bunu bilmiyorum da şunu merak ediyorum. Acaba Sayın Başbakan İsrail'in derdinin ne olduğunu sorarken, kendi ülkesinin çatışmaların tam bir tarafı olduğunun farkında mıydı? İran uçağını indirmek tarafını göstermektir. Ben indirilmesin demiyorum. Peki ya tutarlılık?

"İki İran uçağını indirdik"

Ben şunu da merak ediyorum. Acaba İran uçakları hangi anlaşmaya dayanılarak "indirildi." Sayın Başbakan'ın bu anlaşmalardan haberi var mı? Olmalı canım, o kadar da değil! Peki, anlaşmaları bilen hükümet, kendi ülkesinde, anlaşmalar gereği uçakları indirip aramak durumunda kaldığını biliyor da, acaba Lübnan'a gittiğinde, belki de yine aynı anlaşmalar gereği silah toplamak zorunda kalacağını bilmiyor mu? Yoksa hükümet "aman canım, duyurmayız, olur biter" mi diyor. Bunu da "ifade edilmeyenler" arasına katarım diye mi düşünüyor? Tersten düşünelim. Hükümet acaba "bana istemediğimi yaptıramazlar" inancında mı?

Hem de paşa paşa!

Yaptırırlar arkadaş, yaptırırlar. Hem de söke söke… Nasıl burada uçakları indirdin, orda da silahları toplarsın… Paşa paşa…
Haa, dersin ki, "abicim benim böyle bir derdim yok! Ben silah toplasam da olur toplamasam da! Gerekirse Hizbullah ile de çatışırım… Bölgedeki imajım da önemli değil zaten… Bugüne kadar tek tek ördüğüm duvarı bir tekmede yıkarım. Gözünün yaşına bakmam. Ben işime bakarım!"… O zaman yap, sana kimse karışmaz. Kalkar eleştiririz, ama deriz ki "tutarlı. Bir dediği diğeri ile çelişmiyor. Bir yaptığı diğerini ezmiyor." Ama sen hem diyeceksin ki "Ben tarafsız olurum", hem de anlaşmaları bileceksin… Hem "ben silah toplamam" diyeceksin, hem de BM'nin "gerekirse Hizbullah ile çatışırım" senedine rağmen, önce Lübnan'a, ardından İsrail'e gideceksin… Yani yolundan dönmeyeceksin… Soruyorum hükümetin derdi nedir? Göz göre göre Türkiye'yi bataklığa sokmak mı? Bunu görmek, bilmek isteriz!



Bu yazı 761 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2008 Kissinger Erdoğan'a ne yazdı
    • 22 Kasım 2007 Türk usulü çalışkanlık: Yumurta kapıya dayanınca!
    • 16 Kasım 2007 ‘Vahdettin haindir’ diyenler parmak kaldırsın!
    • 17 Ekim 2007 Göğsümdeki Amerikan bayrağı!
    • 14 Ekim 2007 Kimin nesi bu Facebook?
    • 7 Ekim 2007 Müjde Ar’ın gazoz kapağı
    • 5 Ekim 2007 Asıl Truva atı Fransa’ymış…
    • 26 Eylül 2007 Korku rehberi: Türbanlılarla ilgili acayip saptama!
    • 21 Eylül 2007 “Çok istiyorsa türbanı Erdoğan ve Gül taksın!”
    • 17 Eylül 2007 'Allah’tan Sami’ye: Türk muhafazakarlığının yeni harfleri!
    • 11 Eylül 2007 'Hain kılıçlar' neremize değdi?
    • 2 Eylül 2007 11 Eylül’den önce, 11 Eylül yazısı
    • 23 Ağustos 2007 Bekir Coşkun da beni kovacak mı?
    • 9 Temmuz 2007 Meydanlarda seçim kakofonisi!
    • 5 Haziran 2007 Yeniler için en önemli ders: Bir kişiden uzak durun!
    • 21 Mayıs 2007 “Putin’in gizli ordusu!”
    • 5 Mayıs 2007 Muhtıra günlerinde aşk!
    • 29 Nisan 2007 Deniz Baykal’a güzellemedir!
    • 24 Nisan 2007 Habertürk’ü yakan Melih Meriç değil, Bülent Arınç!
    • 13 Nisan 2007 Huzur formülü!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,717 µs