En Sıcak Konular

Bilal Kemikli



Bilal Kemikli
0 0 0000

Ahiliğin izinde tükenen şehri düşünmek



Şehirlerin tarihi, efsaneyle, dolayısıyla şiirle ve musikiyle birleşince zenginleşiyor… Bu zenginlikle şehir gerçekten şehir oluyor.  Yoksa birbirine benzer mimari yapılar, benzer mekânlar ve benzer kurumlar şehirleri de benzer kılıyor; farklılıkları yok ediyor. Oysa farklılıklar şehri şehir yapar. Bu farklılıkların temelinde tarih vardır, sözlü kültür vardır, dil vardır, lezzet vardır, coğrafi yapı vardır…

Bendeniz şehirlerde hep bu farklılıkları ararım. Uğradığım şehirlerde AVM'ler ve yeni yeni binalar dikkatimi çekmez; bu gibi yerlere uğramak zorunda kalırsam hemen ayrılmak, şehrin tenha ve köhne bir köşesine kendimi atmak isterim. Bu yüzden her hangi bir modern çarşıdaki cafede oturmaktansa, ara sokaklardaki bir çay ocağında yahut eski meydanları süsleyen modası geçmiş bir pastanede dinlenmekten zevk alırım. Yeni olana karşı değilim, bu yanlış anlaşılmasın; her şehirde aynısı ve benzeri olana karşı mesafeliyim. Çünkü şehirlerinde bir kişiliğinin olduğunun ayrımına varanlardanım. Kişilik demek, biraz da farklılık demek değil mi?

Farklı olmak demek, biraz da kendine has olmak demektir. O kendine haslık, biriciklik, bir tanelik cezbeder. Cazibe, işte o kendine haslıkta saklı… Yoksa her metropolün taklidi olan binalar, ortamlar, salonlar belki genç nesli n aradığı, sosyalleştiği ve kendilerini buldukları yerlerdir; fakat gerçekte onlar şehri şehir kılmıyor, sıradanlaştırıyor. Daha açık söyleyeyim; her şehirde aynı marka köfteyi yiyip, aynı marka kahveyi içerek, aynı marka salonlarda film seyretmek ve aynı koridorlarda gezmek insanı sıradanlaştırıyor.  Sıradanlaşan insan… Oysa şehir insanı sıradanlaştırmaz, çoğaltır; aklen, fikren ve maddeten zenginleştirir.

Anadolu'nun kadim şehirleri gün be gün sıradanlaşıyor… Şehrin tatları, özel ürettiği ürünleri, söz varlığı, örfü kaybolup gidiyor. Maalesef şehriler birer birer tükeniyor. Zaten o şehri hoyrat ellerimizle yıktık, sivil ve resmi mimarimizin daha yasını bile tutmaya fırsatımız olmadan, sıradanlık tuzağına yakalandık; yenilik adına, modernlik adına, sosyallik adına işte o manevi zenginliklerimiz de teker teker bizden uzaklaşıyor.

Ahilik haftası konuşulurken bendeniz bunları düşündüm… Yıktığımız kalelerimizi, medreselerimizi, tekkelerimizi, konaklarımızı, çeşmelerimizi vs bir kenara bırakıp, birer birer gurup eden tatları, unutulan efsaneleri, söylenen türküleri, yakılan ağıtları, bestelenen şarkıları, nesli tükenen nebatatı düşündüm. Şimdi şehri yönetmek için kolları sıvayan aday ve aday adaylarının -reislik diyeceğim ama genç nesil için yine de belediye başkanlığı diyeyim- kaçının aklından bu fakirin dikkat çektiği hususlar geçiyor, kaçının kaybolan şehri yeniden kendi farklılıklarıyla buluşturma projeleri geliştiriyor, bilemem; fakat şunu bilirim: Şehirlerimiz farklılıklarını kaybede kaybede sıradanlaşıyor… Ve bunun tabii neticesi, şehrin sakinleri bir türlü şehirli olamıyor! Sadece kalabalıklaşıyor, kalabalıklaşıyor; ama şehrin çoğaltmasından ziyade manen fakirleşip, maddeten obezleşiyor… Zenginleşmiyor, obezleşiyor.

Tükenen şehri yeniden kurmak lazım… İnsanı yeniden çoğaltmak, şehirli kılmak lazım! Ama nasıl? Ahilik haftasında belki de bu "nasıl?" konuşulmalıydı, konuşmadık. Her zaman yaptığımız gibi sadece tarihi ve önemli bir kurum olarak "aziz hatırası"nı yadettik; o kadar... Oysa o hatıradan bugüne ne taşınabiliri, çarşıyı ve dolayısıyla şehri inşa ederken bu tecrübeden nasıl yararlanabilirimi konuşsaydık belki biraz olsun bu şehirlerimizin tükenişine "dur!" deme gücüne kavuşurduk.     

Twitter Adresi: https://twitter.com/bilalkemikli



Bu yazı 866 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 11 Nisan 2016 Öğrencime Mektup
    • 5 Şubat 2016 Sahici Büyük Kimdir?
    • 24 Ocak 2016 Aşkın Yolcuğu'na Dair
    • 1 Ocak 2016 Kar taneleri: Semada raks eden dervişler
    • 21 Aralık 2015 Eksik Gören Eksiktir
    • 10 Ağustos 2015 Çeşm-i Cihân'a Ağıt
    • 9 Temmuz 2015 Tevazu: İnsan toprağını işlemek
    • 28 Haziran 2015 Ses vermek?
    • 24 Haziran 2015 Bu kitap neden yazıldı?
    • 4 Haziran 2015 Muhalefeti mi seçeceğiz?
    • 10 Mayıs 2015 Ruhuma Sükünet Veren Şehir
    • 20 Nisan 2015 Sevgili kızım, beklemeyi bilmeliyiz
    • 5 Nisan 2015 Bedhah tuzaklara karşı
    • 9 Mart 2015 Bu iyi bir zamandır
    • 12 Şubat 2015 Oğluma birkaç not
    • 27 Ocak 2015 Öğüt Almak: Nasihatname geleneğimize dair
    • 19 Ocak 2015 Son hadiselere ve tartışmalara dair
    • 29 Ekim 2014 Dostun Bahçesinde Teferrüç Etmek
    • 14 Ekim 2014 Camide buluşalım…
    • 9 Eylül 2014 Bir Gönül Köprüsü

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,566 µs