En Sıcak Konular

Bilal Kemikli



Bilal Kemikli
0 0 0000

İstemek ve Sevmek



Merhum Nurettin Topçu’nun en çok kullandığı kavramlardan birisi, okuyanlar bilir, iradedir. İrade kavramı üzerinde belki de en çok kafa yoran düşünürdür Topçu. Zaten genç neslin mutlaka okuması gereken kitaplarından birinin adı da İradenin Davası’dır.

İradenin Davası, esasen sadece genç nesil, üniversite talebeleri değil, orta yaşın da yeniden yeniden okuması gereken kitaptır. Çünkü hayat, merhum Cahit Zarifoğlu’nun ifadesiyle “bir değirmen olan bu dünya / hayat”  günbegün bizi öğütüyor. Tükeniyoruz… Lakin farkında değiliz.

İradenin Davası, tükendiğimizin farkına varmamızı sağlıyor. Mesela irade, “insan varlığının cevheridir” diyor. İnsan varlığının cevherini fark edince, insanlığının da farkına varıyor ve böylece tükenmemek için mücadele ediyor.  İnsan mücadele ederek var oluyor.

Var olmak… Bir yerde şöyle diyor: “Var olmak, istemek ve sevmektir.”

Şimdi iradeden söz ederken, birden bire istemek ve sevmek kavramlarını bir arada zikreder olduk. Buna şaşmamak lazım; zira var olmakla istemek arasında doğrudan doğruya bir ilişki var. İstemek, irade sahibi olmakla mümkün… İmdi aziz dost, neyi, niçin istediğini ve bu isteğine hangi yollarla ulaştığının muhasebesini yapacaksın.

Ne yapıyorum? Neden yapıyorum? Nasıl yapıyorum? Sorular, sorular… Soru sordukça, değirmenin dişlisine müdahil oluyorsunuz. İsyancı ruh, burada devreye giriyor.

Öte yandan istemek ne kadar rasyonel tarafımızla alakalıysa, sevmek de o kadar duygularımızla alakalıdır.  “Sevmek” diyor Topçu, “tabiattan ve cemiyetten bize gelen tesirlerdir.”
 
İnsan tesir altında kalan bir varlık. Mesele neyin ve kimin tesiri altında olduğunun, hangi bilginin ve hangi ilginin adamı olduğunun idrakinde olmandır.  Bugün hızla artan haber kaynakları ve habere erişim kolaylığı, gelişen medya ve reklam sektörü, neye ilgi duyup neyi öteleyeceğimize yön verir oldu. Dün ihtiyacımız olmayan şeylerin, bugün bağımlısı olduk; hatırımıza gelmeyenleri, arzular olduk. Sözün özü, sevgimiz illetli hale geldi. Merhum Topçu, bu noktada “ideal yaratma” fikrini dile getiriyor.
 
İdeal yaratmak… Bu tabir bendenize Mehmet Akif’in, “Âlemde ziyâ kalmazsa halk etmelisin halk!” mısraını hatırlattı. Ziya, yani ışık kalmadı diye şikâyetçi olup durma, kalk kendi ışığını kendin yarat! İşte Akif’i farklı kılan bu idealist yanıdır; yılmak, pes etmek ve yenilmek yok… Kalkıp yeniden başlamak gerek, diyor. Şimdi Topçu’nun Akif’i sevmesi de buradan kaynaklanıyor olmalı. İdeal yaratmak, seçme özgürlüğüdür. Ve seçmek, doğrudan doğruya iradeyle alakalıdır.

Diyor ki, “ideal yaratmazsan, başkalarının yarattığı idealin peşinde olursun.” Hani nasıldı o şarkı? “Başkası olma, kendin ol / Böyle çok daha güzelsin!”  Evet, kendin ol.

İdeal yaratmak, kendin olmandır; kiminle, nasıl ve niçin yola çıkacağının ayrımına varmandır mesela… Mesela, nerde duracağını ve nereye varacağını hesap edebilmen. Ama tabi, sana bu tercih yapma ve düşünüp uygulamaya koyma imkânını vereni unutmadan.

Tercih yapmak, düşünmek ve uygulamaya koymak derken de iradeden söz ediyoruz… Zira bütün bunların irade kavramıyla akrabalığı muhkemdir. Peki, irade nedir? Şöyle diyor: “İrade, dış dünyaya karşı koyduğumuz içsel kuvvettir.”  Ama tabi bu mukavemetin farklı tezahürleri var. Burada en azından ikisini zikredelim. İlkin, sana tokat vurana mukabele etmen, dişe diş demen, iradedir; ama bu mekanik bir iradedir. Fakat bir de Hallac-ı Mansur ve Gandi gibi, zulme tahammül edebilmek, sabırla gelene rıza göstermek ve bekleyebilmek… Bu da bir irade biçimidir.

Velhasıl şunu bir daha söyleyelim: İstemeyi ve sevmeyi öğrenmek için, Nurettin Topçu’yu yeniden yeniden okumaya, özellikle İradenin Davası’nı okumaya ihtiyacımız var. İrade eğitimi için bu şart.


Bu yazı 1,295 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 11 Nisan 2016 Öğrencime Mektup
    • 5 Şubat 2016 Sahici Büyük Kimdir?
    • 24 Ocak 2016 Aşkın Yolcuğu'na Dair
    • 1 Ocak 2016 Kar taneleri: Semada raks eden dervişler
    • 21 Aralık 2015 Eksik Gören Eksiktir
    • 10 Ağustos 2015 Çeşm-i Cihân'a Ağıt
    • 9 Temmuz 2015 Tevazu: İnsan toprağını işlemek
    • 28 Haziran 2015 Ses vermek?
    • 24 Haziran 2015 Bu kitap neden yazıldı?
    • 4 Haziran 2015 Muhalefeti mi seçeceğiz?
    • 10 Mayıs 2015 Ruhuma Sükünet Veren Şehir
    • 20 Nisan 2015 Sevgili kızım, beklemeyi bilmeliyiz
    • 5 Nisan 2015 Bedhah tuzaklara karşı
    • 9 Mart 2015 Bu iyi bir zamandır
    • 12 Şubat 2015 Oğluma birkaç not
    • 27 Ocak 2015 Öğüt Almak: Nasihatname geleneğimize dair
    • 19 Ocak 2015 Son hadiselere ve tartışmalara dair
    • 29 Ekim 2014 Dostun Bahçesinde Teferrüç Etmek
    • 14 Ekim 2014 Camide buluşalım…
    • 9 Eylül 2014 Bir Gönül Köprüsü

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,008 µs