Bilal Kemikli
0 0 0000
Kültür, bilim ve sanat aynası
Garip bir milletiz… Garibiz; zira iş söze gelince hepimiz konuşuruz, ama hadi şu meseleyi birlikte halledelim deyince de kaçacak kapı ararız.
Değerlerimiz sözde… Bu değerleri tanımak, yeniden üretmek ve insanlığa sunmak için çabalayan bir avuç, kültür, bilim ve sanat insanı var. Onların çoğu, çok değil yakın zamana kadar yalnızlığa terkedilmişlerdi. Kendi hallerinde, kendi gayretleriyle tarihe, ana ve yarına gidip geldiler.
Eserler ortaya çıktı. Maalesef alakadar olması gereken kişi ve kurumlar, o eserleri de görmezden geldiler. O kişi ve kurumlar siyasi nutuklarında mütemadiyen “bize ait değerler”, dediler; ama hangi değerlerden bahsettiklerini kimse anlamadı. Çünkü kendilerinin “bizi”, o yalnızlığa terkedilmişi kültür, bilim ve sanat adamınınkinden farklıydı.
Sözü örtmeye gerek yok; açıkça beyan edeyim.
Milli kültür, lafını çokça ettik; ama bir milli kültür politikamız olmadı. Oldu diyenler beri gelsin…
İlimde ve fende muasır medeniyet seviyesini yakalamayı amaçladık, bu meyanda onca nutuk attık; lakin bilim adamlarımızı teşvik edip, önlerini açmayı, onların dertleriyle hemdert olmayı bir türlü akıl edemedik. Akıl tutulması yaşadık, senelerce…
Milli kültür ve bilimde sahih politikalar olmayınca, sanatta da ikilem yaşanacaktır. Nitekim yaşandı da. Sözgelimi Türk müziğinin Cumhuriyet dönemi yaşadığı trajik hikâyeyi hatırlayalım; o vakit ne demek istediğimiz açıkça anlaşılacaktır.
Oysa aşağılık duygusuna kapılarak tarihi okumaya, yenilgiyi kabullenmeye gerek yoktu. Biz “ne” isek, “o” idik; o neliğimizin idrakinde zamanın ruhunu yakalamanın yolunu yordamını aramalıydık.
Şimdi o yıllar alan eski-yeni tartışmalarını, köhne kültür diye aşağılayıcı resmi aydın bakışını ve kendi halinde sabırla eserlerine hayat veren münevver sanat, kültür ve bilim insanlarını hatırlayalım.
Sahi kim kazandı?
Millet olarak kazanmak, millet olarak başarmak, millet olarak onur duymak varken; bunca telaş, bunca aydın diktasına ne hacet vardı? Bizi bunlar nereye götürdü? Bir koca hiç… Hiç, işte. Oysa nerede durduğumu bilirsem, nereye gideceğimi de bilirim.
Modernleşme süreci, maalesef nerede durduğunu bilmeyen aydınların ve bu aydınların ürettiği karmaşık duyguların etkisinde kalan siyasetçilerin sözde çabalarıyla sorun üretme süreci olarak kaldı. İğreti, yabancı ve mütekebbir…
Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri töreninde, Çankaya’da ödüle layık görülen sanat, bilim ve kültür insanlarını, bilhassa değerli sanatkârımız Ahmet Hatiboğlu’nu dinlerken bendeniz bunları düşündüm… Ahmet Hatiboğlu, kendisinden yeterince yararlanamasam da öğrencisi olma şerefine erdiğim kardeşi Prof. Dr. Mehmet Hatiboğlu’nun cümlelerini andıran, sade, ama anlamlı sözleriyle dinleyicileri adeta büyüledi. Şimdi orada bir yerlerde, merhum Cinüçen Tanrıkorur da vardı; O da dinledi… Evet, dinledi; zira Sayın Hatiboğlu, onun sıkça dile getirdiği konuları, Türk müziğinin, tasavvufun, bize ait olan sanatların “öteki” muamelesi ve “eski” yahut “köhne” damgasıyla dışlanmasının hikâyesini anlattı.
Ahmet Hatiboğlu’na verilen ödül, kültür ve sanat politikalarının mecrasına oturduğuna işaretti. Orada Cumhurbaşkanımızın şu cümlesi bu işareti ele veriyor: “Türkiye olarak sanat kültür bilim alanına önem vermenin onu öne çıkarmanın zamanı çoktan geldi.”
Evet, zamanı çoktan geldi… Bu adeta bir itiraftır. Bu milletin yıllarına hükmedenlerin, bu cümleyi tekrar tekrar düşünmesinde yarar var.
Defterime Cumhurbaşkanımızın şu cümlelerini de not etmişim:
“Türkiye gibi pek çok medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Bu topraklarda bırakılan kültür miraslarını bugün hepimizin zenginliği olarak nasıl görüyorsak, bizim de şimdi Türk milleti olarak bırakacağımız sadece kendi insanlarımıza değil, bütün insanlığa hediye edeceğimiz muhakkak ki sanat kültür bilim başarıları söz konusu olacaktır.”
Ne demiş eskiler? Marifet iltifata tabidir…
Bu garip millet artık kendi sesine kavuşuyor mu? Ne dersiniz?
Bu yazı 1,821 defa okundu.
Diğer köşe yazıları
Tüm Yazılar
-
11 Nisan 2016
Öğrencime Mektup
-
5 Şubat 2016
Sahici Büyük Kimdir?
-
24 Ocak 2016
Aşkın Yolcuğu'na Dair
-
1 Ocak 2016
Kar taneleri: Semada raks eden dervişler
-
21 Aralık 2015
Eksik Gören Eksiktir
-
10 Ağustos 2015
Çeşm-i Cihân'a Ağıt
-
9 Temmuz 2015
Tevazu: İnsan toprağını işlemek
-
28 Haziran 2015
Ses vermek?
-
24 Haziran 2015
Bu kitap neden yazıldı?
-
4 Haziran 2015
Muhalefeti mi seçeceğiz?
-
10 Mayıs 2015
Ruhuma Sükünet Veren Şehir
-
20 Nisan 2015
Sevgili kızım, beklemeyi bilmeliyiz
-
5 Nisan 2015
Bedhah tuzaklara karşı
-
9 Mart 2015
Bu iyi bir zamandır
-
12 Şubat 2015
Oğluma birkaç not
-
27 Ocak 2015
Öğüt Almak: Nasihatname geleneğimize dair
-
19 Ocak 2015
Son hadiselere ve tartışmalara dair
-
29 Ekim 2014
Dostun Bahçesinde Teferrüç Etmek
-
14 Ekim 2014
Camide buluşalım
-
9 Eylül 2014
Bir Gönül Köprüsü
Yorumlar
+ Yorum Ekle