En Sıcak Konular

Fehmi Koru


Fehmi Koru
0 0 0000

Yalan dünya, hem de ne yalan



Değerli söz ve saz ustası, büyük ozan Neşet Ertaş’ın ‘İzmir’ ekseninde tartışma konusu olması herhalde en fazla kendisini şaşırtırdı. Ekmek parası için yıllarca yurtdışında yaşamak zorunda kalmıştı; kesin dönüşü İzmir’e olmuş, orada yerleşmişti. Övgü dolu söyleyişine bakılırsa sevmişti de İzmir’i...

İzmir sevgisi ‘lâik’ kimliğiyle ilişkiliymiş; öyle diyorlar...

Bir ‘bozkır’ çocuğuydu Neşet Ertaş; doğup büyüdüğü toprakların diliyle anlattı bütün hislerini... Onlar kadar mütevazı, onlar kadar sevecendi; onlar kadar neşeli ve hüzünlü türküler söyledi. Sazının tellerine nasırlı parmaklarıyla dokunurken çıkardığı inlemeler kıraç toprakların insanlarının feryadıydı aynı zamanda...

Yaşar Kemal’in romanlarıyla yaptığını türkülere tekrarlattı Neşet Ertaş...

Son yıllarda kazandığı kendisini de şaşırtan şöhrette en önemli payın sahibi bir başka saz ustası olan Bayram Bilge Tokel’dir. Önce ‘Bozkırın Tezenesi’ adıyla Neşet Usta’nın sanatını değerlendiren kitabı yazdı, sonra elinden tutup televizyon programlarına taşıdı; sırf onun onuruna ‘Gönül Dağı’ türküsünün adını taşıyan bir TV programı (Kanal-7’de) bile yaptı. Dar kapsamlı dost meclislerinde birebir tanıtımını yapan da odur.

Kendi hesabıma erken tanıyanlardan biriyim Neşet Ertaş’ın türkülerini; dost meclislerinde biraraya geldiğimizde ona eşlik edecek kadar pek çok eserinin sözleri belleğimdedir. Buluşmalarımızın birinde müzikle özel ilgisi bulunan oğlum kendisinden iyice eski ve popüler olmamış türkülerinden birini istediğinde ne kadar şaşırdığını iyi hatırlıyorum.

Çünkü kentli gençlerin sanatına ilgi göstermesine alışmamış biriydi Neşet Ertaş...

Televizyon programları kendisini ileri yaşında şöhretle tanıştırdı. ‘Bozkır’ havasıyla büyümüş geniş hayran kitlesine, kentin kenar mahallerinde yaşayanlar da böylece katıldı: Kentliler ise, üç telli saza farklı şeyler söyleten sanatçıyla tanışmaya çok direndiler...

Kabahat mi sayıyorum? Hayır. Târizde mi bulunuyorum? Yine hayır. Sadece son tartışmalar sırasında gözden kaçırılan bir gerçeği tespite çalışıyorum.

Ondan ‘modern bir ermiş’ çıkartmaya, ‘lâik bir ikon’ yaratmaya çalışan kalem erbabı, nasıl olmuş da, küçücükken sazı eline almış ve habire söylemiş Neşet Ertaş’la ilgili tek bir satır çiziktirmemişler o hayattayken? Tanıdıklarını hiç belli etmedikleri bir kişiye bugün ‘aziz’ muamelesi çekmeleri biraz yavan kaçmıyor mu?

Bir defasında bizleri Mustafa Karaalioğlu’nun biraraya getirdiğini hatırlıyorum. Gecenin konukları arasında birkaç bakan, daha fazla milletvekili, çok sayıda sanatçı ve yazar vardı. Herkese eşit derecede yakın, herkese mesafeli durdu Neşet Usta; karşısındakilerin kimliklerinden habersiz göründü. Gece ilerleyip gıyabi tanışıklığın sahihliği anlaşılınca, “Yoruldunuz” uyarılarına boş vererek çaldı da çaldı, söyledi de söyledi...

Şimdi bakıyorum da, yıllarca Neşet Ertaş ve onun takipçisi sayılanların sanatları ve eserlerine kulaklarını tıkamış, gözlerini kapamış olanlar, onun üzerinden siyasi mesajlar verme peşindeler. Meğer ne kadar çok severlermiş Neşet Ertaş’ı...

‘Yalan dünya’ diyor ya büyük usta, gerçekten ‘yalan’ bir dünya bu...

Sevenlerinin gönlünde yaşayacak...

star

Bu yazı 667 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Eylül 2012 Ak Parti kongresinin düşündürdükleri...
    • 28 Eylül 2012 Yalan dünya, hem de ne yalan
    • 23 Eylül 2012 Tartışma sağlık alametidir
    • 20 Eylül 2012 Darbeler, CHP ve Deniz Baykal...
    • 18 Eylül 2012 CHP’nin özrünün anlamı
    • 16 Eylül 2012 Hayasızca saldırının düşündürdükleri
    • 11 Eylül 2012 O da bir gün bitecek...
    • 9 Eylül 2012 Ne olur, ne olamaz...
    • 6 Eylül 2012 Suriye politikasına yeniden bakmak
    • 29 Ağustos 2012 Türkiye Pakistan, Hatay da Peşaver değil...
    • 26 Ağustos 2012 Hayatları oyun
    • 19 Ağustos 2012 Orhan Pamuk tiksiniyormuş, ben acıyorum...
    • 14 Ağustos 2012 Milletvekili neden kaçırılır?
    • 12 Ağustos 2012 ‘Yeni gazetecilik’ denen şey
    • 9 Ağustos 2012 Tuzak varsa tedbir nerede?
    • 3 Ağustos 2012 Komutan tanıklık yaptı
    • 31 Temmuz 2012 Abdullah Gül ‘yeniden’ ha, gerçekten mi?
    • 24 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu siyaseti kirli (mi) görüyor
    • 18 Temmuz 2012 CHP’nin Ak Parti açmazı
    • 17 Temmuz 2012 CHP makas değiştirirken...

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,958 µs