Mahir Kaynak
0 0 0000
Zayıf yanımız
Günümüzde geçmişte yapılan hatalarla uğraşıyor ve bunları bir başarı sayıyoruz. Mesela on yıl önceki darbe teşebbüsleri yargılanıyor, geçmişte Doğu Anadolu’da yapılan haksızlıklar sorgulanıyor. Bu yanlışlıkların ortaya çıkarılması, sanıkların yargılanması elbette doğru ama bunlar bir başarının değil yenilginin işaretleridir. Başarı, eleştirilen olayları gününde tespit etmek ve önlemektir. Mesela 2003 yılında hazırlanan bir darbeyi o zaman bilmemek ve şimdi gerçekleşmesi ihtimali yokken yargılamayı başarı sayamam. Bu süreç sırt üstü yatmış bir pehlivanın üstüne çıkıp yenmiş olmaya benziyor.
Olayları zamanında tespit etmek yasaklanmış gibi. Her şey geçmişte ne gibi hatalar yapıldığını ortaya çıkarmak ve bunlarla övünmek şekline dönmüş. Bu konuda geçmişte yapılanlara yaşadığım olaylardan örnek vermek istiyorum. Gerçi ailem yaşadıklarımı anlatmamı ve mağdur rolü oynamamı yasakladı ama sözlerim ne bir beklenti ne de bir talep anlamındadır. Sadece olayların iyi anlaşılmasını sağlayacağı için söylüyorum.
***
Geçmişte MİT’in bir operasyonunda görev aldım ve bu görev istihbarat açısından başarıyla tamamlandı. Ancak yargı darbe iddiasının yalan olduğuna ve bunu benim uydurduğuma karar verdi. Operasyonu bizzat yöneten MİT Müsteşarı Fuat Doğu, günümüzde kimsenin bilmediğini sandığım bir operasyonla, itibarsız hale getirildi ve Lizbon’a büyükelçi atanarak olay gizlendi. Fuat Doğu geleceği planlarken göreve teşkilatta devam etmemi uygun görmüştü. Ancak o tasfiye edilince ortada kaldım ve tayinim altı ay sonra çıktı. O sırada doçenttim ve üçüncü dereceden maaş alıyordum. Ancak teşkilata sekizinci dereceden, yani memuriyete yeni başlayanlar gibi atandım. Bu sadece maaşımı düşürmüyor görev yerimi de belirliyordu: Okuldan yeni mezun genç birinin emrine verildim.
28 Şubat sürecinde askerler gizli olan kişisel dosyamı en büyük gazeteye verdiler ve gazete bazı bilgileri olumsuz yönde değiştirerek yayınladı ama tazminat ödemeye mahkum oldu.
Bir ülkenin en önemli kurumlarından biri istihbarat örgütüdür ve onun görevi ülkeye yönelik yabancı operasyonları tespit etmek ve engellemektir. Son zamanlarda MİT Müsteşarına yönelik ithamlar, bana göre, bu örgütü etkisiz kılmak amacını taşıyordu. Yakından tanıdığım ve takdir ettiğim eski Müsteşar Emre Taner olayın yeni müsteşara yönelik tek kişilik bir operasyon olmadığı intibaı yaratmak için hedef alınmıştı. Yani Taner’e yönelik itham bir örtme operasyonuydu.
Hükümetin bu kişileri korumak amacıyla aldığı tedbir takdir edilmelidir. Türkiye ülkeye hizmet edenlerin cezalandırıldığı, yabancı güçlere hizmet edenlerin yükseldiği bir ülke olmamalıdır.
Bunun vazgeçilmez şartı bugün yapılanların gelecekte sorgulanmamasıdır. Yani bugün yapılanlar yarın iktidarın ve devletin haksızlıklarının bir simgesi haline gelir ve durum her dönem tekrarlanırsa devlete güven kalmaz. Son günlerde tek hedef demokrasi ve halk iktidarı iken güçlü bir devlet yapısını savunmamın nedeni ülkemizi güçlü kılmanın en önemli şartının bu olduğuna inanmamdır. Birbiriyle çatışmayan kurumlar, kendilerine karşı da olsa haklı bir eylemi hoş gören bir iktidar, adaleti hedef almış bir yargı ve başarısını ülkeyi korumak sayan güvenlik örgütleri demokrasi kadar önemlidir.
star
Bu yazı 1,137 defa okundu.
Diğer köşe yazıları
Tüm Yazılar
-
5 Ağustos 2012
Yeni değil
-
1 Temmuz 2012
Dünden bugüne
-
13 Mayıs 2012
Yönlendirme
-
14 Nisan 2012
28 Şubat
-
8 Nisan 2012
Dış güçlerin rolü
-
25 Mart 2012
Kürt sorunu
-
11 Mart 2012
İstihbarat operasyonu
-
4 Mart 2012
Zayıf yanımız
-
19 Şubat 2012
Ekonomik kriz
-
12 Şubat 2012
Suriye’de neler oluyor?
-
29 Ocak 2012
Görüntü ve gerçek
-
1 Ocak 2012
Siyaset ne işe yarar?
-
25 Aralık 2011
Kim seçilecek?
-
23 Ekim 2011
Ekonominin geleceği
-
16 Ekim 2011
Ülkenin gücü
-
17 Temmuz 2011
Karşı tarafın rolü
-
10 Temmuz 2011
Yeni Osmanlıcılık
-
25 Haziran 2011
Bakış açısı
-
19 Haziran 2011
Değişen muhalefet
-
11 Haziran 2011
Darbeyle hesaplaşmak
Yorumlar
+ Yorum Ekle