En Sıcak Konular

Ahmet Taşgetiren


Ahmet Taşgetiren
0 0 0000

Dindar gençlik meselesi



İnsanımızın bir "gençlik problemi" var.
Her anne babanın "evlat problemi" var.
Burada bir "genç insan" profili çizmeye kalksam ve her anne babadan bir özellik ifade etmelerini istesem ortaya nasıl bir profil çıkardı?
Uyuşturucu kullanan bir genç istiyor musunuz?
Şiddet eğilimi taşıyan bir genç?
Yolda, görmeyen birine oyun olsun diye çelme takan?
Yaşlı bir kadının çantasını çalan?
Eğitim hayatında hep sıfır çeken?
Yalan söyleyen? Kumar oynayan?
İnternette porno sitelerine giren?
Kız arkadaşını öldüren?
Yani hemen herkesin negatif diye nitelendirdiği özellikleri taşıyan bir evladınız olmasını ister miydiniz ya da evladınızın okul, sokak, iletişim araçları ortamında gerçekleşen eğitiminin sonunda onu böyle bir negatifler çukuruna düşürmesini?
İstemezdiniz eminim.
Peki bu negatifler çocuğunun üzerinde hangi klişe tanımlama bulunurdu?
Ya da bu özellikleri taşımayan, aksine toplumun pozitif değerler diye kabul ettiği özelliklerle yüklü gencin üzerinde hangi klişe tanımlama bulunurdu?
Biliyorum, kavga, devletin şu veya bu tür gençlik yetiştirme hakkı, yetkisi konusunda çıkıyor.

Laik devlet steril midir?

Aslında, devletin de, asgari bir "insanlık çerçevesi" her zaman vardır. Laik devletin de, demokratik devletin de... Siz buna mesela "evrensel değerler" dersiniz. Kim belirliyor bir değerin evrensel nitelikte olduğunu ve o değer, dinden bütünüyle soyutlanmış mıdır?
Laiklik ve demokrasi, devleti steril bir alan haline getirmez. Bu, mümkün de değildir. Sadece öğretmenin kişilik değerleri bile, toplum önündeki politik aktörlerin kişilik değerleri bile bir çocuğun kişilik eğitiminde etkili olur.
Onun için, devlet çocuğun kişilik eğitiminde hiçbir etkiye sahip olmasın demek, muhali istemek kadar anlamsızdır.
Peki yukarıdan aşağıya bir biçimlendirmeye ne demeli?
Bir: Aslında böyle bir biçimlendirme tekelinin oluşması imkânsızdır. Hele bu çağda.
İki: Bu tarz yukarıdan aşağıya biçimlendirme girişimleri genelde tepki doğurur. Bu Türkiye'de de başarılamadı, mesela İran'da da başarılamadı. 1994'te İran'a gittiğimde sordum, "Devrimin üzerinden 15 yıl geçti, İslam devrimi ideallerini içselleştiren bir nesil yetiştirdiniz mi" diye... Cevabı olumlu değildi.

Devlet gölge etmesin yeter!

Üç: Konferans için Anadolu'ya gittiğimde, dindar insanlarımızla bir arada oluyorum. İnsanların çocuklarının geleceği ile ilgili kaygıları var. "Ne olacak bu çocukların hali" sorusu, pek çok ebeveynin ortak derdi. Okul ortamından, sokaktan, internet kafelerden, TV'den şikâyet ediliyor. Yani açık açık "çocuklar elden çıkıyor" kaygısı.
Dört: Bu derdin çaresi olarak insanların devletten, "muhafazakâr demokrat iktidar"dan bir şeyler beklediği de doğru. Dindar insanların bir "İslam gençliği" yetişmesi arzusunun bulunduğu da bir vakıa. Taa Mehmet Akif'ten bu yana "Asım'ın nesli" hedefi hep diri kalmış. Necip Fazıl, gençlik inşasını hedeflemiş. Bu, çocuklarına bir "Allah emaneti" gibi bakan dindar anne babaların da ortak kaygısı.
Beş: Ben buluştuğum insanlara şunu söylüyorum: Yukarıdan aşağıya bir İslamlaşma beklentisinin karşılık bulması imkânı yok. Böyle bir İslamlaştırma hareketi, tepki de doğurur. İnsanlar, birilerinin kendi zihinlerine İslami bilinç aktarılmasına karşı zihni barikat oluştururlar. Onun yerine iktidarlardan beklenen, özgürlük ortamının hazırlanmasıdır. Müslümanlar bugüne kadar devlet barikatı ile karşılaştılar. Devlet özgürlük alanını açsın, İslami hassasiyet taşıyan sivil toplum örgütleri de, "yatay ilişkiler"le insanlara ulaşsın. Bu, dindarlar için bir sınav alanı. Moderniteye, post moderniteye karşı İslami kişilik inşası... İşte meydan okuma ve işte var oluş sınavı.
Yani devlete "Gölge etme başka ihsan istemez" diyebilmek.

bugün

Bu yazı 799 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 25 Eylül 2012 Vesayet tortusunu silmek...
    • 20 Eylül 2012 Ana gündem: Terörü yok etmek
    • 12 Eylül 2012 Gültan Kışanak kaçırılsa...
    • 11 Eylül 2012 AK Parti formatının önemi
    • 9 Eylül 2012 Ne kadar çok ''keşke'' diyoruz
    • 7 Eylül 2012 ''Akil adam'' enstrümanı
    • 28 Ağustos 2012 MGK ne yapacak?
    • 26 Ağustos 2012 Düşme, düşersen üzerine çullanırlar
    • 19 Ağustos 2012 Bayram nostaljisi
    • 14 Ağustos 2012 Aygün ve bölgenin çıplak gerçeği
    • 12 Ağustos 2012 115 asker ölseydi...
    • 9 Ağustos 2012 ''Güvenlikçi politika''
    • 7 Ağustos 2012 Şemdinlili bir ananın Karayılan'a mektubu
    • 2 Ağustos 2012 ''Daha büyük harita''
    • 27 Temmuz 2012 Ortak mutluluğu planlamak
    • 26 Temmuz 2012 Ortadoğu'da ne oluyor?
    • 24 Temmuz 2012 Bölgesel Kürt yapılanması
    • 19 Temmuz 2012 Erdoğan'ın kurgusu ne?
    • 18 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu için son raunt
    • 27 Haziran 2012 Türkiye sınanıyor

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,554 µs