En Sıcak Konular

Bilal Kemikli



Bilal Kemikli
0 0 0000

Yeniden okumak...Anlamak ve algılamak



Yeniden okumak, yeniden anlamak ve yeniden algılamak… Neyi? Dînî ve felsefî metni. Geçtiğimiz hafta, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin Sultanbeyli Belediyesi’nin katkılarıyla hayata geçirdiği bir proje vardı. Bu projeye on dokuz ayrı ülkeden kırk beş üniversiteden ilim adamı katıldı. Farklı disiplinlerden ve farklı dillerden gelen ilim adamları kendi disiplinleri bağlamında okuma, anlama ve algılama meselesine açıklık getirdiler. Yeni bilgiler, yeni sorular ve yeni tartışmalara öncülük eden bu proje, esası itibariyle bir sempozyumdu. Bu proje, bildiri metinleri yayımlanınca daha da kalıcı ve sorgulayıcı bir açılım imkânı sunacağı kesin olan bir buluşmaydı.

Proje, değerli ilim adamı dostumuz Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya’nın dört yıl önce bendenize aktardığı vasatta demlendi ve bu sene buluşma gerçekleşti. Ancak bir eksikle… Eksik neydi? Eksik şuydu: Bu anlamlı çalışmayı biz İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Kültür Dairesine yakıştırmıştık. Böylesine geniş oylumlu ve derin tesirler oluşturacak faaliyetin, kültür başkenti olarak ilan edilen ve yüzlerce güzel çalışmaya ev sahipliği yapan İstanbul Belediyesinin himayesinde olması daha geniş ve etki alanını genişletici bir ilim ziyafetine fırsat verecekti. Olmadı… Bürokrasi aşılamadı. İstanbul’un yeni ve yükselen değerlerinden birisi olan Sultanbeyli’nin genç başkanı imkânları ölçüsünde Prof. Çetinkaya’nın hayallerine olumlu cevap verdi. Güzel bir buluşma oldu.

Üniversitelerin ulusal ve uluslararası büyük ölçekli çalışmalarına yerel desteklerin olması iyi neticeler ortaya çıkarıyor. Sultanbeyli’de felsefi, dini yüksek nitelikli bir toplantının gerçekleşmesi, şehrin ufkunu açmıştır. Şehrin bilimsel etkinlikle anılması bile bir değerdir. Fakat İstanbul İlahiyat Fakültesi, Fatih Belediyesinin bir adım ötesindedir. Bu anlamlı projede Büyük Şehrin anlı şanlı bürokratları bir akıl tutulması yaşamıştır, bu belli. Ama Fatih’in Belediye Başkanı neredeydi? Neden bu meseleyle alakadar olmadı? Sempozyumun ikinci günü, Fatih’te Fakülte binasında buluştuğumuz ilim adamlarından bazıları bu soruyu soruyorlardı. Bendeniz bu türden ortak projelere katkı koyan bazı bilimsel etkinlikleri koordine eden birisi olarak şunu biliyorum: Bu bir nasip ve ufuk meselesidir. Nasibiniz var ise, ilmi çalışmaları destekler, yaşadığınız şehrin ilimle ve sanatla anılmasını istersiniz. Ufkunuz var ise, şehrin vizyonunu bu toplantılarda devşirdiğiniz ilmi bakışla yenilersiniz.

İlim adamı siyasetin ve sermayenin “adamı” olamaz, olmamalı da. Fakat ilmi bikrimi ve projelerini yaşadığı şehrin hizmetine sunması da yadırganmamalıdır. Zira senelerce devam eden arayışların sadece kütüphane raflarında saklanması ve birkaç ilgili akademisyenin dikkatine sunulması yeterli değildir. Asıl olan, devletlilerin ilim sahibine sormasıdır. Maalesef bu ülkede kimse kimseye bir şey sormaz, öğrenmez. Her kes her şeyi en iyi bilir… Hele hele siyasiler ve sermaye sahipleri her şeyi, ama her şeyi en iyi bilirler. Sempozyumlar, özellikle de yerel yöneticilerin paydaş olduğu toplantılar, en azından eşrafın ilim meclisine gelmesine fırsat veriyor. Oradan devşireceği bir fikir, o mağrur devletliye ne denli açılım kazandıracaktır. Bu arada fakülte koridoruna hapsolmuş ve alanın teorik atmosferinden bir türlü çıkamayan ilim adamı da, bu sayede, akıp giden hayat ırmağına yön veren bu insanların tecrübesiyle buluşacak, kendini sorgulayacaktır. Bu bakımdan yerel desteklerle ortaya çıkan üniversitenin bazı projelerin fark edilemeyen geniş açılımlı katkılarının olduğu bir gerçektir.

Her ne ise, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, felsefeyle dini buluşturan çok önemli bir projeyi hayata geçirmiştir. Mesele budur. Yeni bir fakülte olmakla birlikte, bu denli anlamlı ve derinlikli bir etkinliği hayata geçirmeleri hasebiyle kendilerini kutlarım. Hemen her yıl ulusal düzeyde bir etkinlik ve bu etkinliğin kitabını neşreden bir akademisyen olarak şunun biliyorum: Bu küçük bir proje değildir. Belki YÖK’ün yükselme kriterleri arasında bu projelerin fazla ehemmiyeti olmasa da ilmi tartışma ortamları sağlayan ve yeni fikirlerle genç akademisyenleri buluşturan bu faaliyetleri her kesin hayata geçirmesi güçtür. Güçtür, zira içinde pek ödül barındırmaz; aksine hep kendinizden verirsiniz… Kimse sizin yorulduğunuzu, kendinizden harcadığınızı akıl etmez. İşin şu ucundan da ben tutayım demez. Aksine var ise bir eksiklik onu kapalı odalarda dile dolar, dalgalarını geçerler. Bütün bunları göze alarak bir projeyi başlatıp, paydaşları bulup, kaynağı oluşturup hayata geçirir ve geriye kalıcı bir eser bırakırsınız. Telaş, endişe ve zamanla yarışın neticesinde, eğer elinize bildiri kitabını alabilirseniz; ne mutlu size! Ödül budur…

Proje iddialıydı. Zira okumak, anlamak ve algılamak, bırakalım “yeniden”i her hangi bir sıfata gerek duymadan da içerisinde büyük bir iddiayı barındıran kavramlardır. Hatta sadece okumak kavramı başlı başına büyük bir iddiadır. Zira okumak, içinde anlamayı ve algılamayı barındırır.

Metni okumak, metni anlama çabasına girmektir. Metni anladığını söyleyen, zaten onu algılamaya ve anlamlandırmaya başlayacaktır. Burada işin felsefesini yapacak değiliz… Ancak şunu söylemek gerek, okuma, anlama ve algılama sorunu her ne kadar yeni bir sorunmuş gibi görünse de, esas itibariyle çok eskidir. Hele hele bizde, ne kadar eski. Mezheplerin ortaya çıkışı birer okuma meselesi değil midir? Ya tefsir ve hadis şerhlerindeki çeşitlik neden kaynaklanıyor? Elbette metne yaklaşım okumayı, dolayısıyla da anlamayı ve algıyı da belirliyor.

Birilerinin ısrarla basit bir çaba olduğunu sandığı şerh geleneği -ve hatta haşiye ve zeyil kavramları, özü itibariyle metni yeniden okumak değil midir? Şârih, tıpkı müfessir gibi metni anlama çabasındadır. Haşiye ve zeyilde ise, metnin izinde gidiş söz konusu ki, bu da bir yeniden okumadır. Şu var ki, sempozyum 21. Yüzyıl kaydıyla sınırlandırıldığından mıdır, ne;  geleneksel anlama kuramlarına ilişkin, şerh ve haşiye meselesini ele alan bir tebliğ dinleyemedik. Neden? Her halde yeniden okuma çabasının modern zamanların sorunu olduğu sanılması, ortaya çıkan yeni yöntemlerle metni anlama çabasından kaynaklanır. Yapısalcı, yapı çözümcü, tarihselci, evrenselci gibi yeni yöntemler, dilbilim ve filoloji gibi bilimlerdeki gelişmeler “yeniden okuma” tabirini meşrulaştırdı. Burada iddia, metni –ki bundan kasıt daha çok dini kutsal metinlerdir- güncelleme idealidir. Bu yüzden bazıları “yeniden okumak” derken önceki okumaların yaşanılan zamana cevap vermediği düşüncesindedirler. Özellikle modernleşme süreci, eskiyi tedavülden kaldırma, kötüleme ve köhne ilan etme şeklinde tecelli eden siyasi iradenin öngördüğü bir zemine işaret eder. Bu bakımdan, özellikle Kur’an’ı yeniden okuma yaklaşımlarının değişen toplumsal algı ve mevcut siyasi atmosferin havasından etkilendiğini söylemek mümkündür.

Sempozyumda çok farklı disiplinler açısından okuma, anlama ve algılama kavramları ele alındı, yeni eleştiri yöntemlerine dikkat çekildi… Evet, çoğu tebliğ Kur’an ağırlıklıydı. Ama hadis, tefsir ve tasavvuf konularında da güzel tebliğler dinledik. Şimdi heyecanla, o metinlerin yayımlanmasını bekliyoruz.



Bu yazı 1,746 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 11 Nisan 2016 Öğrencime Mektup
    • 5 Şubat 2016 Sahici Büyük Kimdir?
    • 24 Ocak 2016 Aşkın Yolcuğu'na Dair
    • 1 Ocak 2016 Kar taneleri: Semada raks eden dervişler
    • 21 Aralık 2015 Eksik Gören Eksiktir
    • 10 Ağustos 2015 Çeşm-i Cihân'a Ağıt
    • 9 Temmuz 2015 Tevazu: İnsan toprağını işlemek
    • 28 Haziran 2015 Ses vermek?
    • 24 Haziran 2015 Bu kitap neden yazıldı?
    • 4 Haziran 2015 Muhalefeti mi seçeceğiz?
    • 10 Mayıs 2015 Ruhuma Sükünet Veren Şehir
    • 20 Nisan 2015 Sevgili kızım, beklemeyi bilmeliyiz
    • 5 Nisan 2015 Bedhah tuzaklara karşı
    • 9 Mart 2015 Bu iyi bir zamandır
    • 12 Şubat 2015 Oğluma birkaç not
    • 27 Ocak 2015 Öğüt Almak: Nasihatname geleneğimize dair
    • 19 Ocak 2015 Son hadiselere ve tartışmalara dair
    • 29 Ekim 2014 Dostun Bahçesinde Teferrüç Etmek
    • 14 Ekim 2014 Camide buluşalım…
    • 9 Eylül 2014 Bir Gönül Köprüsü

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,529 µs