En Sıcak Konular

Ahmet Taşgetiren


Ahmet Taşgetiren
0 0 0000

Tehdit değil uyarı



Günün en kötü sözü ne derseniz ben, Kılıçdaroğlu'nun şu ifadelerini gösteririm:
"Başbakan Batılı egemen güçlerin Ortadoğu'daki taşeronudur. Egemen güçlerin her istediğini yapan konumdadır."
Gerçeklikle hiçbir alakası bulunmaması bir yana, kelimenin tam anlamıyla ayıptır böyle konuşmak. Biz ne diyelim bu sözlere... "Bu, Esed ve Kaddafi ağzıdır" mı diyelim?
Türkiye Saddam'ı uyardı, olmadı. Amerikan işgali geldi. Türkiye de bedel ödüyor.
Türkiye Kaddafi'yi uyardı, olmadı, bombardıman geldi. Türkiye de bedel ödüyor.
Megalomani her iki lideri esir aldı.
Türkiye, ısrarla Esed'i uyardı.
Sistemde bir reform yapılması kaçınılmazdı, Tunus, Mısır, Libya'nın ardından toplum kaynamaktaydı, bunun ilk uçları ortaya çıkmıştı, Türkiye birçok çevrenin Baas kalıntılarının sistemdeki hâkimiyetine bakarak gösterdiği kuşkuya mukabil, bizzat Esed'in reformlara öncülük etmesi için telkinlerde bulundu.
Hatta Esed'e yönelik bu "uyarı" politikası, dünyadan "yarım asırlık Baas diktatörlüğüne yönelik Türkiye koruması" gibi algılandı, eleştirildi.
Türkiye, belli ki samimiyetle, Suriye'ye karşı bir uluslararası askeri müdahale olmasını istemiyor. Türkiye, yanı başında bir savaş istemiyor. Türkiye, Suriye'nin zaafa düşmesini istemiyor.
Başbakan Erdoğan "Suriye bizim iç meselemiz" derken, bunu medyaya yansıdığı gibi tehdit niteliğinde değil, acı sonuçları paylaşma niteliğinde söylüyor.
Başbakan'ın İstanbul'la, Bağdat'ı Şam'ı ayırt etmediğini ifade eden sözleri unutmamak gerekiyor.
AK Parti iktidarının, Davutoğlu'nun bütün çabası, bu coğrafyayı bir barış coğrafyası haline getirmek oldu. İran'a yönelik uluslararası güç odaklarının hesaplarını önledi. Birbiriyle diplomatik ilişkisi bulunmayan ülkeleri görüşebilir hale getirmek için çaba harcadı. Bu sebeple, "Eksen kayması", "Batı'dan kopup Ortadoğu'ya dönmek" gibi suçlamalara hedef oldu.
Ama doğrusu, Türkiye, ülkenin stratejik çıkarını, bu coğrafyanın barış iklimine sahip olmasında görmekteydi.
Onun için Esed ve etrafındakiler anlamalı ki, Suriye'ye uluslararası bir askeri müdahaleyi son isteyecek ülkelerden birisidir Türkiye.
Ama şu anda dünya ile irtibatı kopmuş olan ve dünyaya kan banyosu görüntüsü veren Suriye'nin etrafındaki çemberin daraldığını görmek de, Türkiye'nin "dost"luğunun gereği.
Başbakan'ın sözleri, belki medyaya "tehdit" gibi yansıdı. Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun bugün Şam'a yapacağı ziyaretin böyle bir "tehdit"i taşıma amaçlı olduğu değerlendirildi.
Oysa burada Türkiye, kendisinin de içinde bulunduğu bir tehdidi değil, Suriye'ye doğru gittikçe derinleşen ve Libya benzeri gelişmelere yol açma ihtimali taşıyan uluslararası bir "tehdit"e karşı uyarıyı iletmeye çalışıyor Şam'a...
Bugünkü dünyada, Şam yönetiminin, hiçbir gerekçe ile her gün yüzlerce insanı katletmesine göz yumulmaz.
Bunu Saddam da bilmeliydi, Kaddafi de... Esed de bilmeli.
Evet, bunların hiçbiri artık "iç iş" sayılmıyor.
Halepçe'de zehirli gaz kullanmak da kabul edilemez, Hama'da, Deyr Zor'da tank kullanmak da...
Bugün Dışişleri Bakanı Davutoğlu Şam'a gidecek.
Şam'ın Türkiye'nin uyarısını tehdit gibi algılayıp, ipleri koparması, sadece Suriye adına dramatik gelişmelerin yeni bir safhası olacak.
Akıllı bir yönetim bunu yapmaz.
Burada İran'a da sorumluluklar düştüğünü belirtmek gerekiyor.
Şu anda Şam yönetimine "Ne yapsanız hakkınız" demek, onlara dostluk etmek anlamına gelmiyor.
Suriye'den dünyaya yansıyan cinayetleri sürdürme imkânı yok.
İş gittikçe, Sırplar'ın Bosna'da yaptığına benziyor ve dünya kamuoyu, daha çok "neden bekleniyor" sorusunu sormaya başlıyor.
Bunlar hayra alamet değil.
Suriye'nin etrafındaki çember daralacak, bu kesin.
İran, Türkiye'nin iyi niyetini anlamalı ve "İslam" coğrafyasının yeni bir sıcak çatışma ortamına sürüklenmemesi için Suriye nezdinde elinden geleni yapmalı.
Bayramı acılarla yaşamamayı başarmalıyız.

bugün

Bu yazı 771 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 25 Eylül 2012 Vesayet tortusunu silmek...
    • 20 Eylül 2012 Ana gündem: Terörü yok etmek
    • 12 Eylül 2012 Gültan Kışanak kaçırılsa...
    • 11 Eylül 2012 AK Parti formatının önemi
    • 9 Eylül 2012 Ne kadar çok ''keşke'' diyoruz
    • 7 Eylül 2012 ''Akil adam'' enstrümanı
    • 28 Ağustos 2012 MGK ne yapacak?
    • 26 Ağustos 2012 Düşme, düşersen üzerine çullanırlar
    • 19 Ağustos 2012 Bayram nostaljisi
    • 14 Ağustos 2012 Aygün ve bölgenin çıplak gerçeği
    • 12 Ağustos 2012 115 asker ölseydi...
    • 9 Ağustos 2012 ''Güvenlikçi politika''
    • 7 Ağustos 2012 Şemdinlili bir ananın Karayılan'a mektubu
    • 2 Ağustos 2012 ''Daha büyük harita''
    • 27 Temmuz 2012 Ortak mutluluğu planlamak
    • 26 Temmuz 2012 Ortadoğu'da ne oluyor?
    • 24 Temmuz 2012 Bölgesel Kürt yapılanması
    • 19 Temmuz 2012 Erdoğan'ın kurgusu ne?
    • 18 Temmuz 2012 Kılıçdaroğlu için son raunt
    • 27 Haziran 2012 Türkiye sınanıyor

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,395 µs