En Sıcak Konular

Nazlı Ilıcak


Nazlı Ilıcak
0 0 0000

Şiddet mi, barış mı?



Van bağımsız milletvekili adayı Aysel Tuğluk'un sözleri, "şiddete çağrı" biçiminde değerlendirildi. Oysa ayrıntılar gözden kaçmamalı. Tuğluk, Abdullah Gül'ün, "Güzel şeyler olacak" cümlesini hatırlattıktan sonra, "Dilim varmıyor demeye ancak, kötü şeyler olacak ifadesini bir his olarak dillendirmek durumundayım" diye konuştu. Tehditten ziyade, endişelerini seslendirdiğinden söz edebiliriz.
Şu cümlesi de bence önemliydi: "Barışa ramak kaldığı, diyalogdan müzakereye geçildiği dönemde, birileri kanayan yaraya dokundu ve oluk oluk kan akıyor."
Sahi, Tunceli'de 7 PKK'lı niçin öldürüldü? Bu emri kim verdi? O PKK'lılar gerçekten eylem hazırlığı içinde miydi? Yoksa ateşkes icabı, sadece orada bekliyorlar mıydı?
Kamuoyu karanlıkta. Tuğluk'un iddia ettiği gibi, gerçekten, diyalogdan müzakereye geçme aşamasında mıydık? Eğer öyleyse, eylem ile söylemin uyumlu olması gerekmez mi? Operasyon neden yapıldı? Sonradan konvoya saldırı... Diyarbakır'da binlerce vatandaşın ardından gittiği cenaze töreni... Öte tarafta, şehit polis için dökülen gözyaşları...
Sanki devlet kademesinde bir koordinasyonsuzluk var. Seçim sonrası kalıcı barışın sağlanması için olumlu gelişmeler beklerken, aksine iplerin gerilmesi! Bu nasıl iş?

Yeni anayasa arayışı ve vesayet
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın desteğiyle gerçekleşen Abant Platformu'ndan bir yazımda bahsetmiştim. Ama bu hususta daha söyleyeceklerim var. Zira seçim sonrasının en önemli konusu anayasa. Abant'ta, Türkiye'nin askeri ve sivil vesayetten kurtulması gereği üzerinde duruldu. "Vesayet" derken, 1982 Anayasası'yla kurulan 3'lü yapı kastediliyor: Cumhurbaşkanı, Asker ve Yüksek Yargı.
2007'de boşuna 367 krizi çıkarılmadı. "Çankaya ele geçiriliyor" söylemi, kurulu düzenin çökeceği endişesini yansıtıyordu. Çünkü YÖK, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) gibi vesayet kurumlarını şekillendiren, cumhurbaşkanının tercihiydi. HSYK'nın dayandığı kast sistemi sayesinde, vesayet onlarca yıl sürebildi. (Yüksek Yargı, kendi üyeleri arasından HSYK'ya aday gösteriyor, cumhurbaşkanı seçiyordu. HSYK üyeleri ise, Yüksek Yargı'ya atanacak isimleri belirliyordu.) Cumhurbaşkanı'nın farklı bir kimlik taşıması, 12 Eylül'de kurulan yapının ağır bir yara alması demekti. Toplantıda, Prof. Serap Yazıcı konuyu aydınlatan bilgiler verdi:
 1961 Anayasası'yla, birtakım vesayet kurumları yaratıldı ve bunlar çoğulcu demokrasinin teminatı gibi takdim edildi. Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı'na bağlıyken, Başbakan'a bağlandı. Askeri vesayetin şekillenmesinde önemli bir role sahip olan Milli Güvenlik Kurulu da 1961'de oluşturuldu. Kurul'un asker genel sekreterlerinin, bürokrasiye müdahale edip yön vermeye çalıştıklarını biliyoruz.
 12 Mart ile bu yapı kökleşti. Milli Güvenlik Kurulu'nun yetkileri güçlendirildi. Türk Silâhlı Kuvvetleri, Sayıştay denetiminden çıktı. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri 1971'de kuruldu.
 1982 Anayasası, askeri vesayeti güçlendirdi. Cumhurbaşkanlığı makamı ve Anayasa Mahkemesi, vesayet organlarına dönüştü. Cumhurbaşkanı, bütün sistemi kontrol edecek güçlü yetkilerle donatıldı. 367 krizi ve kapatma davalarında göreceğimiz gibi, Anayasa Mahkemesi, anayasanın üstünlüğünü korumak yerine, devletin resmi ideolojisinin muhafızlığını üstlendi. HSYK da, yargı mensuplarının mesleki teminatını sağlamak yerine, devletin resmi ideolojisini, yargı mensuplarına benimsetme mekanizması gibi çalıştı. Parti yasakları, çoğulcu demokrasiyi geliştirecek şekilde düzenlenmedi; devletin resmi ideolojisiyle siyaset alanı sınırlandırıldı. Örnek olarak gösterilen Almanya'da, sadece iki parti kapatılırken, 1982'den sonraki dönemde, Türkiye'de 19 partinin kapısına kilit vuruldu.

***

Demek, vesayet rejimine ilk adım 1961'de atıldı ve zaman içinde sistem takviye edildi. Peki çözüm ne? Nasıl biz bu vesayet kurumlarını dönüştüreceğiz?
Zaten, cumhurbaşkanını halk seçiyor, böylece demokratik meşruiyet sağlanıyor; dayatmaların önü kesildi. 1960'tan beri, cumhurbaşkanı seçiminde ortaya çıkan krizleri artık görmeyeceğiz.
12 Eylül 2010 anayasa referandumuyla birlikte, özellikle HSYK'nın yapısı değişti. Alt mahkemelerin yargıç ve savcıları, HSYK'ya 10 kişi seçiyor. Fakat Yüksek Kurul'a üye seçiminde tamamen devre dışı bırakılan parlamento, Anayasa Mahkemesi'nin de sadece 3 üyesini belirleyebiliyor.
Prof. Serap Yazıcı, hem Anayasa Mahkemesi'ne, hem de HSYK'ya üye seçiminde, TBMM'nin daha etkili bir konumda olması gerektiğini belirtiyor. Ama bu noktada, uzlaşmayı sağlayacak "nitelikli çoğunluk" üzerinde duruyor.
Prof. Yazıcı'ya göre, kapatma davasını açma yetkisi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın elinden alınmalı ve halka hesap verecek bir kuruma devredilmeli. Meselâ TBMM İnsan Hakları ve Adalet Komisyonlarının müşterek toplantısında verilecek bir karar ile Yargıtay Başsavcısı harekete geçirilmeli. Kapatma işlemi başlamadan önce, mutlaka siyasi partiler uyarılmalı. Zira, demokratik sistem için, asıl olan siyasi partilerdir. Kapatma istisna sayılmalı; müphem, muğlak sebeplerle partilerin kapısına kilit vurulmamalı.
Birbirini takip eden toplantılarda, yeni anayasanın genel çizgileri ve ne yapılması gerektiği tespit ediliyor. Abant toplantısının özeti, bence şu: Vesayet kalkmalı, milletin iradesi, vesayetçi kurumlara nüfuz ederek, bu kurumları şekillendirmeli.
 Abant toplantısında, çalışma temposu yüksekti. Akşam yemeklerinde insanlar birbirleriyle kaynaştı. Kürt-Türk, dindar-dinsiz, başı açık ya da örtülü... Herkes derin sohbete daldı. Cumartesi gecesi ise, Yasin Aktay çaldı, Murat Belge ve BDP'nin çiçeği burnundaki milletvekili adayı Altan Tan söyledi.

sabah



Bu yazı 1,279 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Ağustos 2012 AK Parti geriliyor mu?
    • 24 Ağustos 2011 Hasdal toplantısı... Balyoz Çalıştayı
    • 10 Ağustos 2011 Bilgi Destek Dairesi'ndeki bilgisayarlar niçin silindi?
    • 5 Ağustos 2011 YAŞ'ta uyum sağlandı
    • 30 Temmuz 2011 Asker-sivil ilişkileri ve toplu istifa
    • 26 Temmuz 2011 BDP'ye empati tavsiyesi
    • 11 Haziran 2011 Kılıçdaroğlu ve yolsuzluk
    • 21 Mayıs 2011 Kasetler, tahminler ve siyaset mühendisliği
    • 9 Mayıs 2011 Şiddet mi, barış mı?
    • 2 Mayıs 2011 Subay eşlerine siyaset dersi
    • 1 Mayıs 2011 1 Mayıs Bayramı
    • 21 Nisan 2011 Maddelerdeki çelişki ve kafa karışıklığı
    • 20 Nisan 2011 YSK'nın, ''memnu haklar'' gerekçesi
    • 18 Nisan 2011 Şener, tek başına
    • 19 Mart 2011 Medya 2010 ve mantık
    • 9 Mart 2011 Ulusal Medya 2010/Amaç ve Strateji
    • 5 Mart 2011 Zekeriya Öz'e soruşturma açılamaz mı?
    • 24 Şubat 2011 Oda TV, Nedim Şener ve Ahmet Şık
    • 8 Şubat 2011 Kâğıttan kaplan!
    • 17 Ocak 2011 Türkiye'de sivil vesayet mi var?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,931 µs