En Sıcak Konular

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta



Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta
0 0 0000

Farmakognozi ve fitoterapi hocasına cevabımdır



Prof. Dr. Erdem Yeşilada Star gazetesinde “Bitkiler, ilaç şekline getirildiklerinde zararlı hale dönüşür mü?” başlıklı yazısında adımı vermeden bir yazımdan aldığı iki cümlemi tenkit ediyor ve Konfüçyüs’ un “Bilmiyorsa öğretiniz;  Bildiğini bilmiyorsa hatırlatınız;  Bilmediğini bilmiyorsa kaçınız!” cümlesiyle de son noktayı koyuyor.

Yazımın tümünden bahsetmemiş ve ne demek istediğimi de tam olarak anlayamamış veya anlamak istememiş olduğundan okuyucunun olayı tam olarak kavraması mümkün olmuyor.

Bunun için ben kendisine isim, tarih ve kaynak vererek cevap vermek istiyorum.

Önce şunu belirtmem lâzım ki Sayın Yeşilada yazılarımı çok geriden takip ediyor; biraz hızlanması iyi olur. Çünkü benim 9 Ocak 2010 tarihinde Zaman gazetesinde yayınlanan “Bitkisel ilaçları kullanmak doğru mu?” başlıklı yazıma (1) bir yıldan fazla bir süre geçtikten sonra 3 Nisan 2011 tarihinde (2) cevap vermiş.

Birinci cümle

O cümlelerden biri şu: “Fabrikaya girerek birtakım fiziksel ve kimyasal işlemlerden geçen, katkı maddeleri eklenen, şurup, tablet, kapsül veya draje haline getirilip şişeye konan bir bitkisel ilacın o çekindiğimiz ilaçlardan hiçbir farkı kalmıyor.”

Bu cümle için “Yukarıdaki ifadeden anlaşılan nedir? Doğal ya da sentetik tüm ilaçları zararlı hale getiren onların fabrikada geçirdiği işlemler.” demiş.

Yazının tamamı okunduğunda bu cümlenin “fabrikadaki işlemlerin bir bitkinin tabii özelliklerini etkilediğini, bir bitkinin bitkisel ilaca dönüştüğünü” ifade ettiği kolayca anlaşılır.

Bitkinin kendisi ile bitkisel ilaç hiçbir zaman tıpa tıp birbirinin aynısı değildir. Bitkinin tazeliğini kaybetmesi; geçirdiği pek çok fiziksel, kimyasal işlemler; bozulmasını önlemek, renk, kıvam ve tat vermek için eklenen katkı maddeleri; bitkinin tablet, kapsül, şurup haline getirilmesi işlemleri onu “bitki olmaktan çıkarıp bitkisel ilaç haline dönüştürür.”

Sentetik veya bitkisel bir ilacın zararlı olabilmesinde tek sebep değildir elbette ama “fabrikadaki işlemlerin de bunda katkısı olduğunu” bir eczacı olarak kendisinin daha iyi bilmesi gerekir.

Zaten bir beyanatında (3) diyor ki: “Altın çileğin en belirgin ve üzerinde durulan özelliği antioksidan etkisidir. Bu etkisi meyvelerin sarı rengini veren karotenoit bileşenleri ve fenolik içeriği ile ilişkilidir. Ancak antioksidan etkisinin bekleme sırasında (kurutma dâhil) C vitamini ve fenolik bileşenlerin parçalanması ile kayba uğradığı bildirilmektedir.”

Kendisi tenkit ettiği cümlemi bu sözüyle doğrulamış oluyor: Altın çileğin bırakın bir takım işlemlerden geçirilmesini bekletilmesi veya kurutulması gibi “basit fiziksel olaylar” bile bitkinin bu özelliklerini kaybetmesine yol açıyor. Benim anlatmak istediğim tam da budur.

İkinci cümle

Yazımdan aldığı ikinci cümle de şu: “Her bitkide onlarca kimyasal madde vardır ve bunların yakın ve uzun vadede ne gibi olumsuzluklara yol açabilecekleri iyi bilinmemektedir.”

Önce “Bitkilerin içerisinde çok sayıda bileşen bulunduğu ifadesi doğru” diyerek hak veriyor ve ekliyor “ama çok sayıda bileşen taşıyan bu bitkilerin bir kısmı aynı zamanda bizim besinlerimiz. Yani ben, örnek olarak, sarımsağı yemeğe koyarsam zararsız, hap halinde yutarsam zararlı mı oluyor?”

Yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi, altın çileğin tazesi ile bırakın hapını sadece bekletilmiş ve kurutulmuş olanının bile aynı şeyler olmadığını kendisi söylüyor. Buna göre sarımsak ve sarımsak hapı da aynı şeyler değildir; aynı olmayan şeylerin müspet ve menfi tesirlerinin de farklı olması gayet tabiidir.

Kendi yazısından aynen aldığım “Bir diğer bilimsel gerçek ise “hiçbir maddenin etkisiz ya da zararsız olamayacağı” gerçeğidir.” cümlesini de dikkatle okumasını tavsiye ediyorum.

Ayrıca Yeşilada’ nın da üyesi olduğu Türk Eczacılar Birliği (TEB) de diyor ki(3): “Bugüne kadar masum gibi gösterilmeye çalışılan bitkisel ürünlere ilişkin ciddi tehlike konusunda farkındalık yaratmaya çalışıyoruz.”   

O diyor ben cevap veriyorum

Şimdi ben de onun yazısından bazı ifadeleri tenkit etmek istiyorum:

BİR: Yeşilada diyor ki: “Sadece bitkisel değil, sentetik ilaçların da sık sık ortaya çıkan riskler nedeniyle piyasadan çekildiğine şahit oluyoruz. Güncel bir örnek yıllardır piyasada satılan zayıflama ilacı sibutramin, kalp ve karaciğer işlevlerine olumsuz etkileri nedeniyle ölümlere yol açtığı için geçen sene piyasadan çekilmesine karar verildi.”

Küçükusta Yeşilada’ nın okuyup anlamadığı yazısında diyor ki: “Üzerinde senelerce çalışılan, yüzlerce araştırma yapılan ilaçların bile yaygın kullanımda ya beklendikleri kadar etkili olmadıkları ya da ciddî yan etkileri olduğu anlaşılıp piyasadan çekildikleri unutulmamalı.”

İKİ: Yeşilada diyor ki:”Bir de “Bilimsel gerçekler” var ki bunların değiştiği henüz görülmemiş… Bir diğer bilimsel gerçek ise “hiçbir maddenin etkisiz ya da zararsız olamayacağı” gerçeğidir. Buradaki anahtar sözcük, Eczacılığın babası olarak kabul edilen Paracelsus tarafından 16’ıncı yüzyılda kuramsallaştırılmıştır; “Bir maddenin etkili ya da zararlı olması miktarına bağlıdır.”

Küçükusta diyor ki: Paracelsus’ un sözü doğru ama eksiktir. Bir maddenin etkili veya zararlı olmasını sağlayan “sadece” miktar değildir. Bir ilaca karşı alerjisi olan veya bir metabolizma kusuru veya bağışıklık bozukluğu bulunan biri için maddenin (ilacın veya besinin) miktarı önemli değildir.

Mesela: Penisilin alerjisi olan birinde test sırasında bile anaflaksi gelişebilir. Çölyak hastası glütenli hiçbir besini yiyemez. Glukoz-6-fosfat dehidrogenaz enzimi eksik olan asla bakla yiyemez, kinin içemez.

Ayrıca, bir maddenin mesela bir ilacın etkili ve zararlı olması birlikte alınan diğer ilaçlarla veya besinlerle (ilaç-ilaç ve ilaç-besin etkileşimleri!) de yakından ilgilidir.

Mesela, aynı anda alınan iki ilaçtan biri diğerini etkisiz kılabileceği gibi kanda toksik seviyelerin oluşmasına da yol açabilir.

ÜÇ: Yeşilada diyor ki: “Fanatik bir yaklaşım ile belirli bir ilaç grubunu övmek, diğer grubu yermek yerine bunların yararlı etkilerinden akılcı bir şekilde insanların sağlığını korumak ve tedavi etmek amacıyla yararlanılması doğru çözümdür.”

Küçükusta Yeşilada’ nın okuyup anlamadığı yazısında diyor ki: “…Bu cümleden olarak ‘bitkilerle tedaviye’ de kesinlikle karşı değilim. Elbette birçok bitki yerinde, yeterince ve uygun şekilde kullanıldığında pek çok insanın derdine derman olabilir.

İtirazım, etkinlikleri ve güvenilirlikleri bilimsel yöntemlerle kanıtlanmamış bitkisel ilaçların mucize tedaviler olarak sunulmasına ve her zaman yediğimiz sebze, meyve ve otların tablet, şurup haline getirilip ‘fahiş’ fiyatlara satılmasına, insanların aldatılmasına. Merak etmeyin, bu karşı çıkışım ‘modern tıbbın ilaçları’ için de geçerli.”

DÖRT: Yeşilada diyor ki: “Ya da kemoterapi gören kanser hastalarının ortalama yaşam sürelerine bakıldığına; kemoterapinin yararlı olduğunu söylemek mümkün mü? Ancak mevcut koşullarda, hastalığın tedavisi için fazla seçenek yok.”

Küçükusta diyor ki: Bu sözler de ancak kanseri tek bir hastalık ve tüm kemoterapileri aynı zanneden yüksek tahsilli bir cahile yakışır. Günümüzde doğru kemoterapi ile tamamen iyileşen pek çok kanser türü vardır. Bazı lösemiler, lenfomalar, meme kanseri, testis kanseri vb.

Kemoterapi gören bir hastanın moralinin bir gazetede yer alan bu “sorumsuz” cümleden ne kadar bozulacağını da bir eczanın bilmesi gerekir.

TEB ne diyor ben ne diyorum

Yeşilada’ nın da üyesi olduğu TEB diyor ki: ”Özellikle bitkisel ürünler ya da takviye edici gıdalar, tüm toplumun göz göre göre kandırıldığı bir alana dönüşmüş durumdadır.”

Küçükusta diyor ki: “Son senelerde tüm dünyada başını alıp giden bir ‘bitkisel tedavi modası’ var ki tutabilene aşk olsun. Buna moda yerine ‘çılgınlık’ demek belki de daha doğru… Tabii ki her meyvenin, sebzenin, otun sağlığımız için birçok yararı vardır, ama herhangi bir sebzeyi veya meyveyi yiyerek bir hastalığı önlemek veya tedavi etmek, mesela keçiboynuzu pekmeziyle astımdan kurtulmak, enginarla hepatiti iyileştirmek, domatesle prostat kanserine yakalanmamak gibi bir şey mümkün değildir.”

Gelelim neticeye

Sayın Yeşilada’ ya bilgilenmesi için internet sitemde “Bitkisel Tedaviler” bölümündeki yazılarımı (4) okumasını hararetle tavsiye ediyorum.

Zamanı yoksa sadece tenkit ettiği yazımın şu bölümünü bile tam olarak anlaması yeterlidir:

“Etkinlikleri ve güvenilirlikleri bilimsel yöntemlerle kanıtlanmamış bitkisel ilaçların mucize tedaviler olarak sunulmasına ve her zaman yediğimiz sebze, meyve ve otların tablet, şurup haline getirilip ‘fahiş’ fiyatlara satılmasına, insanların aldatılmasına karşıyım.

Üstelik de bu karşı çıkışım ‘modern tıbbın ilaçları’ için de geçerlidir. Bugün milyonlarca insan gereksiz yere birtakım ‘hapları yutarak’ bu kimyasal maddelerin yan etkilerine maruz kalıp aslında ‘hapı yutuyorlar’.”

Ben de kendisine Konfüçyüs’ un “Bilmiyorsa öğretiniz; Bildiğini bilmiyorsa hatırlatınız; Bilmediğini bilmiyorsa kaçınız!” sözünü hatırlatıyor ve ekliyorum:

Ya “Hem bilmediğini bilmeyenlere ve hem de bunu umuma ilan edenlere” ne demeli acaba?

KAYNAKLAR

   1. http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=937649
   2. http://www.stargazete.com/pazar/yazar/prof-dr-erdem-yesilada/bitkiler-ilac-sekline-getirildiklerinde-zararli-hale-donusur-mu-haber-341250.htm
   3. http://www.medimagazin.com.tr/eczaci/meslek-org/tr-turk-eczacilari-birliginden-altin-cilek-uyarisi-4-36-34650.html
   4. http://www.ahmetrasimkucukusta.com/kategoriler/yazilar/tip-yazilari/bitkisel-tedaviler/



Bu yazı 1,662 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Ekim 2014 Günde 3 bardak süt kemik kırığı ve ölüm riskini artırıyor
    • 14 Mayıs 2013 Akademik sahtekârlık geleneğinin kime ne zararı var
    • 11 Aralık 2012 Yakında ruh hastası olmayan kalmayacak
    • 9 Ekim 2012 Bir Türk tıp alanında Nobel alabilir mi?
    • 3 Ekim 2012 Burun damlaları ile aldatılıyor muyuz?
    • 2 Ekim 2012 Kimi kime şikâyet edelim?
    • 1 Ekim 2012 Türkiye'de mamografi taramaları rezaleti
    • 16 Eylül 2012 Mamografi taramalarına karşıyım
    • 10 Eylül 2012 Modern tıbbın son numarası: Aşırı teşhis
    • 8 Eylül 2012 Mamografi kanser riskini arttırıyor
    • 7 Eylül 2012 Benzer ilaç nedir?
    • 28 Ağustos 2012 Meme taraması saç taramaya benzemez
    • 14 Ağustos 2012 Antibakteriyel ürünlerdeki büyük tehlike
    • 6 Ağustos 2012 Sağlıklı suda hiçbir mikrop olmamalıdır
    • 30 Temmuz 2012 Enerji içecekleri yasaklanmalıdır
    • 23 Temmuz 2012 Damacana mı musluk suyu mu?
    • 10 Temmuz 2012 İlaç tanıtımında bundan iyisi Şam'da kayısı
    • 23 Haziran 2012 Bir sağlık haberi skandalı
    • 13 Haziran 2012 Ot-Çöp tüccarlarından alacağımız dersler de var
    • 17 Nisan 2012 Sönmez gene döndü

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    10,033 µs