En Sıcak Konular

Nazlı Ilıcak


Nazlı Ilıcak
0 0 0000

Maddelerdeki çelişki ve kafa karışıklığı



Anayasanın 76. maddesine göre, sadece zimmet, rüşvet, dolandırıcılık, kaçakçılık, devlet sırlarını açığa vurma ve terör eylemlerine katılma, ya da bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçundan hüküm giyenler değil, toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına çarptırılanlar da, milletvekili seçilme yeterliliğini kaybediyor.
Benzer düzenlemeler, Milletvekili Seçimi Kanunu ile Siyasi Partiler Kanunu'nda da var.
Öte yandan, eski Türk Ceza Kanunu'nun 121 ve 124. maddeleri, talep üzerine memnu hakların iadesini öngörürken, 2005'te kabul edilen yeni Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde ise şöyle deniliyor: "Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, belli haklarını kullanamaz." (Seçme ve seçilme hakkı dahil)
Buradan kasıt, infaz tamamlandıktan sonra, hiçbir başvuruya gerek kalmadan şahsın memnu haklarına kavuşmasıdır.
Bununla beraber, eski Türk Ceza Kanunu'ndan mahkûm olanlar için de 2006 yılının Aralık ayında, Adli Sicil Kanunu'nda bir düzenleme yapıldı. Eski TCK'dan mahkûm olanların infazlarının üzerinden 3 yıl geçtikten sonra, mahkemeden memnu haklarının iadesine dair belge almalarının yolu açıldı.
Özetle ifade etmek gerekirse, eski Türk Ceza Kanunu'ndan mahkûm olursanız, 3 yıl sonra, memnu hakların iadesini istemek mümkün. Yeni Ceza Kanunu'ndan mahkûm olmuşsanız, infaz sonunda otomatik olarak haklarınıza kavuşuyorsunuz. Hiçbir istisna yok; terör suçu işlemiş olsanız dahi. Bu açıdan bakınca, Anayasanın 76. maddesi ve onun paralelinde hazırlanan Milletvekili Seçimi Kanunu ile Siyasi Partiler Kanunu sorunlu görünüyor. Madem memnu hakları, infaz sonrasında alabiliyorsunuz, neden madde metninde "affa uğrasalar dahi" diye sınırlayıcı ve kafa karıştırıcı bir hüküm mevcut? Galiba, YSK'nın da kafasını bu çelişkili düzenlemeler karıştırdı.

Güven bunalımı
BDP'li Ahmet Türk ve Sırrı Sakık ile konuştum. Yüksek Seçim Kurulu'nun kararından, doğrudan hükümeti sorumlu tutmamakla birlikte, iktidarın iyi niyetle hareket etmediği hususunun altını çiziyorlar. Meselâ Ahmet Türk, milletvekilliğinin iadesi konusunda, AK Parti'den destek görmediğini belirtirken, başından geçen bir olayı da hatırlattı: "12 Eylül referandumunda değiştirilen anayasanın ilgili maddesi, parti kapatılsa bile milletvekilliğinin düşmeyeceğini öngörüyordu. Bunun üzerine, Anayasa Mahkemesi'ne müracaat ettim. Eski madde ortadan kalktığı ve dönem de bitmediği için, milletvekilliğimin iadesini istedim. Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildi. Ama, şöyle bir durum var. Anayasa Mahkemesi'nin eski üyeleri iade lehinde oy kullandılar; bu iktidar döneminde atanan üyeler aleyhte oy verdi."
Ahmet Türk, bu konuda başka bir yorum yapmadı.
Sırrı Sakık, anayasa değişikliği sırasında, parti kapatmayı zorlaştıran madde görüşülürken, 5 BDP'linin destek amacıyla Genel Kurul'a girdiğini ve değişiklik lehinde oy kullandıklarını söyledi. Buna rağmen, 330'un altında oy çıktığı için, söz konusu madde paketten düşmüştü.
Sırrı Sakık, AK Parti milletvekillerinin fire verdiğini, ama sorumluluğu BDP'ye yükleyen AK Partili yetkililerin, "BDP'liler, Genel Kurul'a girip, madde aleyhinde oy kullandılar" dediğini hatırlattı.
Sanırım, ortada her şeyden önce bir güven bunalımı var. Eğer AK Parti, BDP dar geçitteyken "Elimden geleni yapıyorum" izlenimini yaratabilmiş olsaydı, bugün kimse, onun iyi niyetinden şüphe etmezdi.

Tuncel ve YSK
Sabahat Tuncel, İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 3 Temmuz 2007'de, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu'na muhalefetten bir yıl 6 ay hapis cezası almıştı. Bu ceza, deneme süresi 5 yıl olmak üzere ertelenmişti.
Yüksek Seçim Kurulu, deneme süresi sona ermediği için, hak mahrumiyetinin devam ettiği değerlendirmesini yaptı. Buna mukabil, Sabahat Tuncel, aynı mahkemeden hafifletici sebeblerle birlikte mahkûmiyetinin 6 ay olduğu kararını çıkarttı. Bu durumda, zaten bir yıl veya daha fazla ceza almadığı için, hak mahrumiyeti kapsamına girmiyor.
Hükmün açıklanmasının ertelenmesi, eğer hak mahrumiyetinin 5 yıl süreyle devamı sonucunu doğuruyorsa, yargılanan şahsın aleyhine olan bir düzenlemeden söz etmemiz gerekir. Çünkü, sanık, bir yıllık bir cezaya çarptırılsa, infaz sonucunda, Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesine göre otomatik olarak seçme ve seçilme yeterliliğine kavuşuyor. Hükmün açıklanması ertelenince, "deneme süresi bitmedi" diye, YSK'nın yorumuna göre, hak kısıtlılığı sürüyor. Bu bir çelişki değil mi? Aslında, hükmün açıklanmasının ertelenmesi, bu süre zarfında hak kısıtlılığı olmaması anlamına gelmeli. Aksi takdirde, sanık lehine olan bir durum, aleyhte yorumlanmış oluyor. 5 yıllık deneme süresinde, kişi, bir çok önemli hakkını kullanamıyor. YSK, Sabahat Tuncel vakasında, "Cezanın infazının ertelenmesiyle birlikte, haklardan mahrumiyet de ertelendi" değerlendirmesini yapmalıydı.

sabah



Bu yazı 1,653 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Ağustos 2012 AK Parti geriliyor mu?
    • 24 Ağustos 2011 Hasdal toplantısı... Balyoz Çalıştayı
    • 10 Ağustos 2011 Bilgi Destek Dairesi'ndeki bilgisayarlar niçin silindi?
    • 5 Ağustos 2011 YAŞ'ta uyum sağlandı
    • 30 Temmuz 2011 Asker-sivil ilişkileri ve toplu istifa
    • 26 Temmuz 2011 BDP'ye empati tavsiyesi
    • 11 Haziran 2011 Kılıçdaroğlu ve yolsuzluk
    • 21 Mayıs 2011 Kasetler, tahminler ve siyaset mühendisliği
    • 9 Mayıs 2011 Şiddet mi, barış mı?
    • 2 Mayıs 2011 Subay eşlerine siyaset dersi
    • 1 Mayıs 2011 1 Mayıs Bayramı
    • 21 Nisan 2011 Maddelerdeki çelişki ve kafa karışıklığı
    • 20 Nisan 2011 YSK'nın, ''memnu haklar'' gerekçesi
    • 18 Nisan 2011 Şener, tek başına
    • 19 Mart 2011 Medya 2010 ve mantık
    • 9 Mart 2011 Ulusal Medya 2010/Amaç ve Strateji
    • 5 Mart 2011 Zekeriya Öz'e soruşturma açılamaz mı?
    • 24 Şubat 2011 Oda TV, Nedim Şener ve Ahmet Şık
    • 8 Şubat 2011 Kâğıttan kaplan!
    • 17 Ocak 2011 Türkiye'de sivil vesayet mi var?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,416 µs