En Sıcak Konular

Gülay Göktürk


Gülay Göktürk
0 0 0000

Darbecilerin güvendiği dağlara kar yağıyor



Balyoz Davası'ndaki tutuklama kararının kimse için sürpriz olmaması gerekirdi.

Gölcük'te karargâhtan çıkan yeni belgeler tasnif edilmiş ve heyetin önüne gelmişti. Üstelik de inkârı hiçbir şekilde mümkün olmayan bir şekilde, askerlerin gözetimi altında yapılan bir aramada ve el konulduğu anda savcıların gözetiminde kayda geçirilmiş belgelerdi bunlar... Ya sahteyse, ya polis koyduysa gibi "çamura yatma"lara imkân tanımayacak kadar sağlam yeni deliller vardı heyetin önünde.
Balyoz Eylem Planı'nın devamı niteliğinde birtakım planlar, ölüm listeleri, tıpkı Fatih Camii gibi başka bazı camilere karşı eylem için yapılan keşif çalışmalarının tutanakları, bu planlar ortaya çıktığında olayın "harp oyunu" gibi gösterilerek kamufle edilmesi için yapılan hazırlıklar, yine her zamanki gibi Ege Denizi'nde provokasyon uçuşları ve tabii, darbeye direnme ihtimali olan komutanların, kuvvet komutanlarının nasıl etkisiz hale getirileceğine dair planlar... Dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Cumhur Asparuk hazırlıklardan haberdar olmaması için tam olarak enterne edilecek, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Alpkaya da tutuklanacaklar listesindeydi. Hatta darbe sonrası tutuklanacakların nereye nasıl götürüleceğinin bile planlandığını gördük. Bürokrat, yerel yönetici ve medya mensubu gibi "hassas şahıslar"ın Yassıada ve İmralı'ya "transferlerinin sağlanacağını" da...
İşte çuvallardan çıkan yeni bilgilerden bazıları bunlardı.
Bütün bu yeni deliller ışığında, mahkemenin geniş bir tutuklama kararı alması gayet normaldi.
Nitekim, şu anda alınan tutuklama kararının usul açısından tamamen uygun olduğunu kabul etmeyen hukukçu yok gibi. Ergenekon avukatlarının tek söyleyebildikleri ise "tutukluluk halinin bir tedbir olduğu ve uzamaması gerektiği; uzayan tutukluluğun cezaya dönüştüğü" yolundaki genel eleştiriler ki bu eleştiriler de sadece Balyoz Davası için değil, Türkiye'de yargılanmakta olan bütün tutuklu sanıklar için söz konusu. Düzelmesi de ancak ciddi bir yargı reformu ile mümkün.
Yani, aslında yargılama süreci kendi yolunda devam ediyor ve söylenecek fazla bir söz yok.
Ne var ki, bu "kendi yolunda gidişi" bir türlü kabullenemeyenler var. Çünkü onlar, ordunun üst kademesinde görev yapmış ya da yapmakta olan kişilerin böyle "sıradan insanlar" gibi yargılanmalarına alışık değil. Hele cuntacılığın suç olarak görülmesine hiç alışık değil. Hâlâ, ordunun asli görevini "rejimi korumak" olarak gördüklerinden, Cumhuriyet rejimini AK Parti iktidarından kurtarmak için cunta kurmuş olan "vatansever subayların" yargılanmasını hazmedemiyor, bunu onlara karşı yapılmış büyük bir kadir bilmezlik, vefasızlık olarak algılıyorlar.
Hele hele, Genelkurmay'ın bu "kahraman cuntacılara" sahip çıkmamasını asla kabullenemiyor; ihanete uğradıklarını, arkadan hançerlendiklerini düşünüyorlar. Mahkeme salonunda Harbiye Marşı'nı söyleyerek vermeye çalıştıkları mesaj bu. Ailelerin, Genelkurmay Başkanı'na, "bu yiğitleri sahipsiz mi bırakacaksınız" diye sitem ederken hissettikleri bu. Süheyl Batum'un "kağıttan kaplan" benzetmesinin, Emin Çölaşan'ın "hadım edilmiş ordu" nitelemesinin ardında yatan hayal kırıklığı bu...
Evet... Cuntacıların güvendiği dağlara kar yağdı.
Onlar bu işlere girerken ordunun geleneksel tutumuna güvenmişlerdi. Ordu, kendi adamlarını sivillerin adaletine bırakmazdı. Ne yapar eder onlara kalkan olur, onları sivillerin önüne atmazdı. Türkiye'de darbecilerden asla ve asla hesap sorulmazdı.
Ne var ki, yanılıyorlardı.
Onlar boğazlarına kadar cunta dalaverelerine battıklarından etraflarında olup biteni fark edememişlerdi ama     Türkiye'de de, orduda da çok önemli değişimler olmuştu. Onların güvendikleri darbeci gelenek artık hem halkın hem de ordunun içinden tepkiyle karşılanıyor, değişim rüzgârı asker-sivil ayrımı yapmaksızın bütün yurdu etkisi altına alıyordu. Zaten yıllardır işlenen suçların gün ışığına çıkması da bizzat ordu içindeki bu geniş hoşnutsuz kesim sayesinde oluyordu. İçinde cuntaların fink attığı bir orduya hizmet etmek istemeyen yurtsever-demokrat subaylar ele vermişti onları. Onlar artık ordunun temizlenmesini ve halk nezdindeki itibarlı konumuna tekrar oturmasını, ordu mensubu olmaktan tekrar şeref duymak istiyorlardı.
Ama cuntacılar köprülerin altından akan suların farkında değildi. Taa ki kendilerini hapiste bulana kadar...
Cuma günü mahkeme salonunda yaşadıkları travmayı, uzun süredir kabul etmemek için direndikleri gerçekle inkar edilmez bir biçimde yüz yüze gelişlerinin yol açtığı travma olarak görebiliriz. "Bizi gelip orgeneraller teslim alsın" talebine verilen "ağır cezalık suçlarda böyle bir kural yoktur, görevli askerlere teslim olun" cevabı, sahiplenilme yönündeki son umutlarını da silip süpürdükten sonra, geriye moral çöküntüsü içinde bir grup kaldı.
Yaşanan bu moral çöküntüsünü Çetin Doğan'ın avukatının "artık yapacak bir şey kalmadı" yollu konuşmalarından, Emin Çölaşan'ın "bir daha gün ışığı göremeyecekler" tarzındaki karamsar ifadelerinden rahatça okuyabilirsiniz.
 Ben Genelkurmay Başkanı Koşaner'in Harbiye'de tutuklu yakınlarıyla yaptığı konuşmayı ve ardından Başbakan Erdoğan'la görüşmesini bu travmayı hafifletmek çabasıyla yapılan jestler olarak görüyorum.
Ama söylemeliyim ki, jest için yapılmış da olsa, ortaya çıkan tablo hiç hoş olmadı. Genelkurmay başkanlarının her tutuklama kararının ardından Başbakan'a koşması artık son bulmalı. Bir gönül alma jesti uğruna yargıyı böyle baskı altında göstermek doğru mu?


bugün



Bu yazı 757 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Eylül 2012 Susmak için artık çok geç
    • 24 Eylül 2012 Darbecilik mahkûm oldu
    • 21 Eylül 2012 7 adımda çözüm planı
    • 14 Eylül 2012 Libya
    • 25 Ağustos 2012 Kürtler'i PKK'dan korumak
    • 8 Ağustos 2012 Tehditle canlı kalkan olunur mu?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye Kürdistanı
    • 2 Temmuz 2012 Zana kimi, neyi temsil ediyor?
    • 18 Haziran 2012 Kılıçdaroğlu Bahçeli'nin arkasına saklanıyor
    • 15 Haziran 2012 Olmayacak duaya amin
    • 11 Haziran 2012 Oslo süreci yeniden mi?
    • 8 Haziran 2012 Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesi
    • 4 Haziran 2012 Ses kayıtları
    • 30 Mayıs 2012 Parti kongreleri neden yapılır?
    • 21 Mayıs 2012 Sivil bayramlar dönemi
    • 11 Mayıs 2012 Yine mi?
    • 9 Mayıs 2012 Solun resmi tarihi
    • 25 Nisan 2012 Keşke CHP bölünse
    • 11 Nisan 2012 Kafası karışık bir Demirtaş
    • 9 Nisan 2012 Nizam-ı alem

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,066 µs