En Sıcak Konular

Bilal Kemikli



Bilal Kemikli
0 0 0000

Ölüm geldi cihana



Ölüm soğuk bir kelime… Soğuk ve ayrılık dolu.  Bu yüzden modern insan ölüm konusunu gündeminden düşürmek ister. Hatırlamak istemez. Hatırlatılmasını da arzulamaz. Onun için esas olan yaşamaktır. Onca yaşanmış ve yaşanacak güzellik varken ölümle yüzleşmek istemez. Ama ansızın geliverir ölüm. Gelir ve kendini hatırlatır.

Hayat dolu olsanız da, daha yaşanacak onca şey var deseniz de ölüm geliverir.

Geliverir ansızın.

Oysa yapacak işlerin vardır, yazılacak yazıların, hazırlanacak raporların, gidilecek yerlerin.

Mesela bir de meclise gireyim, milletvekili olayım, bakan olayım dersin.

Mesela geniş bahçeli bir ev alayım orada çocuklarımla dolu dolu yaşayayım dersin.

Mesela bir emekli olayım da… Bir de şu ülkeyi göreyim, yazı şu sahilde geçireyim. Dersin, dersin… Meselaların çoktur.  Hayallerin zengindir. Daha gençsindir. Velhasıl hatırına ölüm de gelmez, ölüm meleği de.

Hatırlarsınız Karacaahmet’in bahçesine “Her nefis ölümü tadacaktır” ayeti yazılmıştı… Yazılmıştı da, ölümü gündeme getirmekten korkan aydınımız isyan etmişti. Müftüye, din adamına isyan etmek kolay. Aydınımız da isyan etmiş, şok şok diye diye haber programlarında mesele gündeme alınmış ve adeta o ayete savaş açılmıştı. Oysa Karacaahmet’te mezar taşları, bakan herkese o ayetteki gerçeği haykırmıyor muydu?

Acayip bir ülkede yaşıyoruz. Ölümü kovmak, modernliğin temel ilkesi gibi algılanıyor. Oysa hayatı anlamak ve anlamlandırmak ölümü anlamaktan geçiyor.

Hayatı anlamak.

Hayatı anlamlandırmak.

Ölümü anlamadan hayatı anlayacağını sananlar, yapıp ettiklerinin yanlarına kar kalacağı zehabına kapılıyorlar. Zulmediyorlar; hem kendilerine, hem de çevrelerine zulmediyorlar. Ölümü unutmak, insanda zalimliği artırıyor. Hiç ölmeyecek, hesap vermeyecekmiş gibi… Şefkat ve merhamet yok oluyor. Hayatın gayesi, hep kazanmak hep kazanmak oluyor. Bunun için insan zalimleşiyor, tuzaklar kuruyor, hileler yapıyor. Kazanıyor; ama kefenin cebi yok. İstese de istemese de helal haram demeden kazandıklarını burada bırakıp gidiyor. Giderken ardından şöyle seslenirler:

“Ne kendi etti rahat ne verdi kimseye huzur

Geberdi gitti dansın ehl-i kubur”

Ölümü anlayan ve hayatı buna göre anlamlandıranlar ise, hep hesap gününün idrakindeler. Bunlar, zulümle değil, arın teriyle kazanmanın yolunu arıyor. Az kazanır, ama kazancı bereketlidir. Sağlıklıdır. Kazancını yemesini bilir; dostlarına ikram eder, zayıfı görür gözetler. Merhametlidir, hayatın da varlığın da bir ikram olduğunun farkındadır. Bir gün ölüm meleği kapısını çaldığında eşi dostu hep birlikte derler ki: Er kişiydi, cömertti, fakiri fukarayı gözetlerdi, sofrası daima açıktı Hak rahmet etsin!

Ölüm soğuk bir kelime; lakin hayatı anlamlandırmak bu soğuk kelimeyi anlamaktan geçiyor. Hakkaniyet, adalet, huzur ve güven dolu bir hayatı yaşamak için ölümü hatırlamak, hatırlatmak lazım. Şunu da bilmek lazım; ölüm bir son değil, yeni bir hayata doğuştur. O doğuşun tohumlarını burada, bu dünya hayatında atıyoruz. Ne mutlu, hayır tohumlarını atana. Ne mutlu, işçinin emekçinin hakkını verene. Ne mutlu, sözünde durana.

Modern insan ölümü unutmak, unutturmak istese de “her nefis ölümü tadacaktır”. Ansızın ölüm meleği gelip kapımızı çalacak; belki hastane odasında, belki işyerimizde yahut evimizde. Belki de trafik canavarı olup sevdiklerimize giderken yolumuzu çevirecektir. E, ölüm geldi cihana, baş ağrısı bahane….

Ne diyelim?

Ona “gelme!” deme şansımız mı var? Hayır.

Bari, yaşarken, daha henüz beklenen gelmeden hayatımızı, arzularımızı, plan ve projelerimizi, hırslarımızı, dostluk ve düşmanlıklarımızı, öfke ve sükunetimizi düşünelim… Düşünmek insanı yüceltecektir.



Bu yazı 1,942 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 11 Nisan 2016 Öğrencime Mektup
    • 5 Şubat 2016 Sahici Büyük Kimdir?
    • 24 Ocak 2016 Aşkın Yolcuğu'na Dair
    • 1 Ocak 2016 Kar taneleri: Semada raks eden dervişler
    • 21 Aralık 2015 Eksik Gören Eksiktir
    • 10 Ağustos 2015 Çeşm-i Cihân'a Ağıt
    • 9 Temmuz 2015 Tevazu: İnsan toprağını işlemek
    • 28 Haziran 2015 Ses vermek?
    • 24 Haziran 2015 Bu kitap neden yazıldı?
    • 4 Haziran 2015 Muhalefeti mi seçeceğiz?
    • 10 Mayıs 2015 Ruhuma Sükünet Veren Şehir
    • 20 Nisan 2015 Sevgili kızım, beklemeyi bilmeliyiz
    • 5 Nisan 2015 Bedhah tuzaklara karşı
    • 9 Mart 2015 Bu iyi bir zamandır
    • 12 Şubat 2015 Oğluma birkaç not
    • 27 Ocak 2015 Öğüt Almak: Nasihatname geleneğimize dair
    • 19 Ocak 2015 Son hadiselere ve tartışmalara dair
    • 29 Ekim 2014 Dostun Bahçesinde Teferrüç Etmek
    • 14 Ekim 2014 Camide buluşalım…
    • 9 Eylül 2014 Bir Gönül Köprüsü

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    7,680 µs