En Sıcak Konular

Şamil Tayyar


Şamil Tayyar
0 0 0000

56 bin 812 tutuklu



12 Haziran 2007 günü Ümraniye’deki bir gecekonduda başlayan Ergenekon sürecinde tam 40 ayı, başka bir ifadeyle 3 yıl 4 ayı geride bıraktık. Balyoz ve Erzincan’daki davayı da eklersek birbiriyle ilintili veya benzer içerikte 9 ayrı iddianame tanzim edildi. Ayrıca devam eden soruşturmalar var.

Yurt içinde ve yurt dışında Ergenekon sürecine yönelik eleştirilerin başında, tutukluluk süresi geliyor. Bugün bu mevzuu biraz açmak istiyorum. Aradan geçen 40 ay böyle bir değerlendirmeyi zorunlu kılıyor.

Önce şu tespiti yapmalıyım. İlk günlerde “iddianamenin geciktiği” serzenişi vardı, bu yakarış zamanla “tutukluluk süresi” üzerinde yoğunlaştı. Buradaki temel kaygı, hukuki değil dava üzerinde psikolojik baskı kurmaktır. Bir nevi, kuşatma halidir.

Zira, uzun tutukluluk süresi, istisnai durumlar hariç hantal yargı sisteminin doğal sonucudur. Böyle bir tabloda, yılların stokladığı siyasi tasarrufların yanı sıra önüne gelen her dosyayı davaya dönüştüren, davaları gereksiz şekilde uzatan yargıçların da sorumluluğu vardır.

Niyetim, burada suçlu aramak değildir. Sorunun Ergenekon süreciyle hortlamadığını, yargının kronik sorunu olduğunu izah etmeye çalışıyorum. Şükür ki, Ergenekon’daki kimi “Beyaz Türkler” sayesinde yargının bu kötürüm hali sorgulanır oldu.

Bu da Ergenekon’un bir hayırlı kazanımıdır.

Çifte standart

30 Eylül 2010 itibariyle cezaevlerinde toplam 120 bin 360 hükümlü ve tutuklu bulunuyor. Bunların 56 bin 812’i tutuklu. Tutuklular ikiye ayrılıyor. 35 bin 843 kişi hakkında henüz mahkeme kararı verilmemiş, 20 bin 969 kişi hakkında yerel mahkemede hüküm verilmiş ancak dosyaları Yargıtay’da.

Cezaevindeki her iki kişiden birinin tutuklu olduğu bir ülkede gerçek adaletten söz edilebilir mi? Elbette hayır. Ne var ki, Türkiye’nin bu kanayan yarası, Ergenekon sayesinde pansumana tabi tutuldu. Hep şöhretli isimleri andık ama 12 Haziran 2007 günü Ümraniye’deki baskınla gözaltına alınan, daha sonra tutuklanan ve hala cezaevinde bulunan Mehmet Demirtaş’ı hatırlayan var mı?

Bombaların bulunduğu evin sahibi olan Demirtaş, tam 40 aydır içeride. Bombaların sahibi olduğu iddia edilen emekli astsubay Oktay Yıldırım’ın Kilis’teki erlerinden biridir. Şu anda cezaevinde en uzun süreli tutuklu bulunan sanıktır. Tüm sanıklara isnat edilen suçlar kategorik olarak ayrılsa alt sıralara düşer ama hala içeridedir.

Demirtaş ve onun gibilerin yargılandığı bir dava olsa, tutukluluk süresi, hiç kimsenin, daha doğrusu elit bürokrasi ve yandaşlarının dikkatini çekmezdi. Bakın, 56 bini aşkın tutuklu varken hangisinin sorunu medyaya malzeme oldu, hangi yargı derneği ayağa kalktı, hangi siyasetçi demeç verdi?

Elbette bu çifte standart, bu sorunu görmezlikten gelinmesine gerekçe oluşturamaz. Türkiye, bu kana

yan yarasına çare bulmalıdır.

İstisnai olmalı

CMK’nın 102. maddesine göre; ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen işlerde tutukluluk süresi 1 yılla sınırlıdır, mahkeme en çok 6 ay uzatabiliyor. Dolayısıyla tutukluluk süresi 1,5 yılı geçmiyor. Ağır ceza mahkemesinde görülen davalarda ise tutukluluk süresi en fazla 2 yıl, uzatma süresi ise 3 yıldır. Böylece ağır cezada tutukluluk süresi 5 yıla çıkarılabiliyor.

Bu düzenleme 17 Aralık 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan CMK içinde yer aldı ama 31 Aralık 2010’da yürürlüğe giriyor. Altını çizmekte yarar var, bu hüküm yanlış yorumlanıyor, yılsonunda 2-3 yıldır tutuklu bulunanların resen tahliye olacakları söyleniyor ama doğru değildir. Yukarıda belirttiğim gibi, tutukluluk süresi 5 yıla kadar uzatılabiliyor. 5 yıldır içeride bulunan Ergenekon sanığı yoktur.

Tabi bu hüküm, istisnai durumlar için geçerlidir. Yasama ne tür kanun çıkarırsa çıkarsın asıl top hükümleri uygulayan yargıdadır. O nedenle, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Zafer Üskül’ün şu sözlerini çok önemsiyorum: “Yargıçlarımız AİHM kararlarında ortaya konan kriterlere uydukları oranda ülkemizde tutuklamayla ilgili bu tür iddialar, tümüyle ortadan kalkmasa bile çok büyük oranda azalabilecektir.”

Haklıdır.

Tutukluluk süresi, adil yargılanma hakkının ihlaline dönüştürülmemelidir. 5 yılda karara bağlanamayacak bir davada sanıkları 5 yıl boyunca tutuklu bulundurmak adalet olmaz. Bu temel prensip, sadece Ergenekon sanıkları için değil cezaevlerindeki 56 bin 812 tutuklu için geçerli olmalıdır.

Üstün hukuk

Tahliye kararları ise statüye, üniformaya, postala, cüzdana, telefona göre şekillendirilmemelidir. İsnat edilen suçlar bakımından daha yukarıda olduğu halde General Çetin Doğan’ın serbestçe dolaştığı ve Prof. Dr. Mahmet Haberal’ın cezaevine bile konamadığı bir atmosferde; hakkındaki suçlama sadece Oktay Yıldırım’a ait olduğu iddia edilen bombaları evinde saklamak olan Mehmet Demirtaş’ı 40 ay içeride tutarsanız adalet duygusu incinir.

Buna “hukukun üstünlüğü” denmez, “üstünlerin hukuku” denir.

Kimlerin yararlanacağına bakmaksızın, yargı bu sorunu kendi içinde çözemiyorsa, siyaset kurumu sürece müdahale etmeli, 56 bin 812 tutuklunun hukukunu mercek altına almalı ve gerekiyorsa kanun çıkarmalıdır.

Bu arada yargı kendi iç hesaplaşmasını yapmalıdır. “Beni kuşatıyorlar” safsatasından kurtulup içindeki zehri kusmalıdır.

Çünkü canavar içinde...

star



Bu yazı 764 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 15 Ağustos 2012 Hüseyin Aygün vakası
    • 8 Ağustos 2012 Atatürk yaşasa ismini değiştirir miydi?
    • 1 Ağustos 2012 Hatay’da neler oluyor?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye’ye PKK operasyonu
    • 25 Haziran 2012 Vurulan jet değil çünkü...
    • 18 Haziran 2012 Başbakan’ın başka seçeneği yok
    • 14 Mayıs 2012 Kim bu üst komutanlar?
    • 7 Mayıs 2012 CHP’de derin çatışma
    • 28 Mart 2011 Kalemim size emanet
    • 16 Mart 2011 Arşiv bir açılsa görürsünüz
    • 9 Mart 2011 Sen de yoğunlaş, koçum benim
    • 7 Mart 2011 Ergenekon’da neler oluyor?
    • 4 Mart 2011 1 Mart operasyonu
    • 23 Şubat 2011 Olmadı sayın Bakan
    • 22 Şubat 2011 O mektubu kim verdi?
    • 18 Şubat 2011 Kılıçdaroğlu-Yalçın pazarlığı
    • 16 Şubat 2011 Yeni Türkiye nasıl kurulacak?
    • 7 Şubat 2011 CHP’yi yıkmaya mı geldi yoksa?
    • 4 Şubat 2011 Böyle terbiyesizlik olmaz
    • 28 Ocak 2011 Asılacakların listesi

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,767 µs