En Sıcak Konular

Emre Aköz


Emre Aköz
0 0 0000

Fabrika ayarlarınızı değiştirmeniz gerek!



Türkiye halkının "resmi fabrika ayarları" vahimdir! Vatandaş, ulus devletin standart ideolojisiyle yetiştiriliyor.
Eğitim seviyesi yükseldikçe, fabrika ayarları daha da sağlam bir şekilde zihinlere yerleşiyor.
Bu ayarlardan uzak durabilmek için, şu ikisinden biri gerekli:
1) Ya "dağdaki çoban" olacaksın... Eğitimin zayıf olduğu için daha "özgürce" düşüneceksin...
2) Ya da tornadan geçmiş olmana rağmen, iş âlemindeki yerin, yani çıkarların, o ayarların yanlışlığını sana gösterecek.


***
Dün burada geçen, "Kürdistan'ın başkenti Erbil" ibaresine gelen tepkiler yüzünden yazdım bunları.
Ne demek istemişim? Kürdistan mı kurulmuş?
Diyarbakır'ı da mı verecekmişim? (Bunlar Urfa'yı da "Kürt kenti" sanıyor.)
Dünyaya "ulus devlet" kavramıyla ve hatta onun da güdük bir yorumuyla baktığınızda, işte böyle geri kalırsınız!
Şöyle... Mevcut Irak Anayasasına göre orada, "özerk" bir Kürt bölgesi var. Bu siyasi oluşum, ayrı bir "devlet" değil. Irak'taki "federal" yapının bir parçası.
Sadece Kürtler değil, neredeyse bütün dünya oraya kısaca "Kürdistan" diyor.
Bizim "Erbil", Kürtlerin ise "Hewler" (Hawler) dediği şehir ise o bölgenin başkenti.
Dağdaki çoban, vaziyeti gayet güzel anlıyor...
Erbil ile ticaret yapan ya da orada yatırımı bulunan Türk bir işadamı da bunu kabul ediyor; "Kürdistan'ın başkenti Erbil'de fabrikam var" diyor rahatça.
Ancak bu basit gerçeği, ulus devlet ideolojiyle efsunlanmış kafalara anlatmak mümkün olmuyor.
Dünya değişiyor, bunlar farkında değil.
Bari gölge etmeseler...

Zararsız bir klişe
Dünya değişirken, bazısı buna uyum sağlayamıyor, dedik ya... Zararsız sayılabilecek uyumsuzluklar da var.
Örneğin futbol spikerleri, maç berabere bitince, "Takımlar, puanları paylaştı" diyor, alışkanlıkla...
Halbuki o tabir, galibiyete "iki", beraberliğe ise "bir" puan verildiği döneme ait. O devirde beraberlik, galibiyetin yarısıymış gibi algılanırdı.
Ancak epeydir puanlar "paylaşılmıyor".
Galip gelince "üç" puan alırken, berabere kaldığında "bir" puan ile "yetiniyorsun".
Yani yeni düzende, kazanamayan (kaybetmese dahi) cezalandırılıyor!

Atatürk'ün kadınları
Biz Kemalizm'i eleştirdiğimiz zaman, "Atatürk'ü sevmek suç mu" diyorlar.
Elbette değil. Herkes istediğini sever.
Ancak... "Benim sevdiğimi siz de sevin" dendiği an, işin rengi değişir. İlk etapta ideolojinin alanına girilir. (Hatta, çok daha masum bir biçimde ifade edilebilir: "Benim sevdiğimi siz de sevseniz ne iyi olurdu.") Ardından da otoriter bir rejime ve nihayet faşizme varılır.
İlk bakışta, "sevgi ve faşizm" bağdaşmazmış gibi geliyor, değil mi? Öyle bir bağdaştırırlar ki şaşarsınız.
İşte örnek: Diyarbakır Cezaevi Gerçeğini Araştırma Komisyonu, o devasa işkence makinesinden geçenlerle konuştu.
Kadınlar koğuşunda kalmış olan Mehdiye Özhan Özbay anlatıyor:
"Aramızda Türkçe bilmeyen, 70 yaşında kadınlar vardı. Bu yaşlı kadınları havalandırmaya çıkardıklarında, zorla 'Biz Atatürk'ün kadınlarıyız' diye bağırtırlardı."
İşte bu! "Atatürk'ü seviyoruz"dan yola çıkanlar, "Siz de bizim gibi O'nu seveceksiniz lan!"a kadar ulaştılar bu ülkede.
Dikkatinizi çekerim: Son cümledeki faşizm, sanılanın aksine "lan" kelimesinde değil...
Türkçenin dilbilgisi kurallarını bozarak, "onu" şeklinde yazılması gereken kişi zamirini, "O'nu" diye yazmak ve yazdırmakta...
Roland Barthes ne demişti: "Faşizm sadece konuşmayı engellemez, kişiyi konuşmaya zorlar..."

sabah



Bu yazı 1,284 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 23 Ağustos 2012 Yeni Anteplere dikkat!
    • 28 Haziran 2012 Suriye aynı zamanda Rusya'dır!
    • 21 Haziran 2012 Bunlar bizi kandırıyor
    • 23 Mayıs 2012 Tek emperyalist ABD mi?
    • 15 Mayıs 2012 Silivri izlenimleri (1)
    • 10 Mayıs 2012 Başkanlık sistemi: Valiyi halk mı seçecek?
    • 6 Mayıs 2012 Aşk olmadan meşk olur mu?
    • 3 Mayıs 2012 Çelişik mesajlar kafa karıştırıyor
    • 27 Nisan 2012 27 Nisan'ın da hesabı sorulacak mı?
    • 24 Nisan 2012 Stalinci olmak suç mu, değil mi?
    • 3 Nisan 2012 PKK'nın vesayet aracı KCK
    • 16 Mart 2012 Aleviler neden Sivas'ı 'yaptıranları' görmek istemez?
    • 9 Mart 2012 Hani kadınları eve kapatacaklardı?
    • 22 Şubat 2012 Seçilmişler, atanmışların kulu değil... Ya seçenler?
    • 16 Şubat 2012 Krizler bitmeyecek
    • 14 Şubat 2012 O ajanlara bir de böyle bakın
    • 10 Şubat 2012 2014 kavgası
    • 8 Şubat 2012 Kemalistler ve İsrail lobisi
    • 5 Şubat 2012 Müsamere kardeşliği
    • 25 Ocak 2012 Kemalistlerin baba kompleksi

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,107 µs