En Sıcak Konular

Cengiz Çandar


Cengiz Çandar
0 0 0000

Evet, ne olursa olsun Türkiye ileri gidecek



Önce bütün okurlarımızın bayramını kutlayarak başlayalım.
Ülkemizin bayram ertesine, gelecek haftaya demokrasi yanlılarının bayram edeceği bir halkoylaması sonucuyla gireceğini tahmin ediyorum. Halkoylaması sonucunun “Evet” olacağını tüm göstergeleri de göz önüne alarak- kuvvetle tahmin ediyorum.
Peki ya “Hayır” çıkarsa?
Adı üzerinde halkoylaması. Dolayısıyla sonucun “Evet” çıkması ne kadar meşru ise, “Hayır” çıkması da o kadar meşrudur.
“Hayır”ın meşruiyet sorunu yok. En başından beri açık bir “Evet” yanlısı tavır almış olan ben,  hiçbir vakit “Hayır” sonucunun meşruiyetini sorgulamadım. “Hayır”ın sorunu meşruiyetinde değil.
Nerede?
Şayet “Evet” ülkenin demokrasi yönünde yol alması ise, “Hayır”ı, 12 Eylül darbesi savunuculuğu, ülke çoğunluğunun “darbeci” ve “demokrasi karşıtlığı” olarak mı yorumlamak gerekir.
Buna da hayır. “Hayır”ın “Evet”ten çok çıkmasının açıklaması birden çok ve karmaşık nedenlerle yapılabilir. Ama “Hayır=Darbecilik” diye bir denklem söz konusu değil. Kaldı ki, “Hayır” sonucu, ülkenin demokratik doğrultuda ilerlemesini aksatsa da durduramaz. Zira, “referandum süreci”, önceki gün Yasemin Çongar’ın “Avrupa ‘evet’ diyor” başlıklı son derece çarpıcı yazısında altını çizdiği gibi “bu referandumun asıl işlevi, Türkiye’de bir süredir yaşanan siyasi kırılmayı belirginleştirmesi, zihniyet dönüşümünü sağlamlaştırması” olmuştur.
***
Yaşanan dönüşüm, son tahlilde, “vesayetçi rejim”in “laikçilik”ten başka sermayesi kalmayan muhafızları için kaçınılmaz bir mağlubiyeti ifade ediyor. O nedenle, referandum süreci boyunca her türlü saldırganlık, “Hayır”cılardan ya da “Evet karşıtları”ndan geldi.  “Yetmez ama Evet” kampanyası yürütenlerin kapalı salon toplantılarına saldırdılar, yaşı 80’e dayanmış Adalet Ağaoğlu’na yumurta fırlatacak kadar kendilerinden geçtiler. Orada burada arbede çıkardılar.
Güneydoğu’nun Hakkâri başta bazı kentlerinde “Evet” oyu vereceği sanılanlar tehdit edildiler, evlerinden çıkmamaları istendi. “Boykot” yanlılığı, kendiliğinden “Hayır” ile koalisyona, zımni bir ittifaka girdi.
“Evet” diyeceğini açıklamış Sezen Aksu gibi tanınmış sanatçılar, kişilik katli kampanyalarının hedefi haline getirildi.
“Hayır” oyu açıklayanlara yönelik benzer davranışlar işittiniz mi hiç?
Referandum kampanyasının bütün örnekleri, “siyasi kırılma”nın ne kadar derinleştiğini ve belirginleştiğini ortaya koyuyor. “Hayır” sonucu bunu ortadan kaldırmayacaktır. “Hayır” çıksa bile, Türkiye belki tökezleyecek ama geri gitmeyecektir.
Bu anlamda Venedik Komisyonu Başkanı Gianni Buquicchio’nun “Eğer referandumda ‘hayır’ çıkarsa bu Türkiye için çok kötü bir an olacak” sözlerine Yasemin Çongar’ın şu karşılığına tümüyle katılıyorum:
“’Sandıktan ‘hayır’ çıkarsa Türkiye geriye gider’ derken yanılıyordu bence. Zira sandıktan ‘hayır’ çıkmaz ya, deyin ki çıktı, Türkiye yaşadığı bu kırılmadan sonra geri gitmeyecektir artık. ‘Laik’ kesim hiç bu kadar bölünmemişti zira; sözümona ‘modern, solcu, Batılı’ rejim muhafızları Avrupa’nın aynasında hiç böyle çıplak kalmamıştı.”
***
Hadise budur. Murat Yetkin bunu anlayabilseydi dünkü yazısının başlığına “Erdoğan, ‘darbeci’, Çandar ‘deli’ diyor” başlığını atmaz ve “İktidardakiler gibi düşünmeyenlerin ya da yaşamayanların darbeci ve akıl hastası olarak damgalandığı, hatta toplama kamplarına bile gönderildiği dönemleri insanlık yakın geçmişte yaşadı...” diye ucuz polemik cümlelerine sapmazdı.
İktidar kavramını doğru anlamak gerek. Biz, Türkiye’nin demokrat zihinleri ve sesleri iktidarı 12 Eylül askeri darbesiyle pekişen, 28 Şubat postmodern darbesiyle revizyondan geçen “vesayet rejimi” olarak anlıyoruz. Başkaları ise “iktidar=Tayyip Erdoğan hükümeti” gibi bir denklem kuruyor. Tayyip Erdoğan, iktidarın bir ucuna elbette asılmıştır ama “vesayet rejimi”nin kendisi değil,  tersine hedeflerinden biridir.
12 Eylül halkoylaması, 12 Eylül vesayet rejiminin kalesinde gedik açma eylemidir ve “Evet” ile büyük bir gedik açılacağını düşündüğümüz için “Evet”ten yanayız.
Anayasa değişikliklerinin neler getirdiğini “kendi payıma” diye başlayan bir cümleyle sıralayarak, “yanayım” diye bitirdim. “Kendi payıma” bunlara “Evet” demezsem, “ya vicdansız, ya da Tayyip’e takık bir halde ruh sağlığını yitirmiş biri veya kafası fosilleşmeye başlamış bir bağnaz olmalıyım” diye devam ettim. 
Ben, kendime ilişkin bir kategorileştirme yaptım. Bundan “Hayır oyu verecek herkes delidir” diye bir sonuç çıkar mı?
Bununla birlikte, “Hayır” diyecekler arasında vicdansız, ruh sağlığını yitirmiş ve bağnaz bireyler olduğunu düşünebilirim. Yoktur diyebilir misiniz? Neyi nasıl düşüneceğime benden başka kim karar verebilir.
***
Gelelim, halkoylamasının nasıl sonuçlanacağına ilişkin tahminimin en önemli göstergesine...
Önceki gece yarısı Tarhan Erdem’in (unutmadan: CHP’lidir) itibarlı kamuoyu araştırma şirketi KONDA’nın son anketine ilişkin Twitter’da Yıldıray Oğur’un “Tarhan Erdem’in anket sonucunu duydum...” başlıklı bir cümlesi dikkatimi çekti. Bayram sabahı Twitter’a göz attığımda
Can Paker’in “Tarhan Erdem’in araştırması nerede yayımlandı? Bilgi vermeniz mümkün mü? Teşekkürler.” cümlesiyle karşılaştım.
Hayretler içinde kaldım. Hangi çağda yaşıyoruz! İnternette www.konda.com.tr’ye bakınca nerede yayımlandığını görebilirsiniz. 4-5 Eylül tarihlerinde yapılan son anketin sonucu kadar dikkate değer değerlendirme cümlesi ise şöyle:
“Halkoyuna katılma oranının, ‘Boykot’ dikkate alındığında milletvekili seçimleri kadar yüksek olacağı beklenmelidir. Verdiğimiz değerlerde, toplumun seçim eğilimini yerinden oynatacak gelişmeler ve (+-) fazla, değişiklikle karşılaşmayı beklemiyoruz.”
Ayrıntılarını siteye bakıp bulabilirsiniz.
Tekrar iyi bayramlar. Bayram sonrası Türkiye’de demokrasinin yolu açık olsun!

radikal

 



Bu yazı 469 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Mart 2012 'İç savaş salgını' ve 'korunma yolları'...
    • 8 Şubat 2012 Türkiye, Suriye'de savaşa mı gidiyor?
    • 13 Temmuz 2011 Diyarbakır DTK'nın, BDP Ankara'nın
    • 22 Haziran 2011 Türkiye'nin doğru Suriye pusulası
    • 14 Haziran 2011 Yeni anayasa için AK Parti-BDP-CHP uzlaşması
    • 13 Mayıs 2011 İktidar Kürt sorununu anlamalı
    • 16 Nisan 2011 AK Parti'nin Güneydoğu'da 'siyasi ricatı...'
    • 12 Nisan 2011 Aday listelerini okuma kılavuzu
    • 1 Mart 2011 Hoca ve 28 Şubat'ın cenazesi
    • 22 Şubat 2011 Libya: Osmanlı dominosu ve Bingazi'deki kan davası
    • 19 Şubat 2011 Ergenekon faturası
    • 5 Şubat 2011 Mısır'ın tarih yazdığı gün...
    • 8 Ocak 2011 Hizbullah tahliyesi mi rönesansı mı?
    • 5 Kasım 2010 TAK, ne kadar PKK, ne kadar 'Ergenekon?'
    • 29 Ekim 2010 'Tek Cumhuriyet'in iki Ankara'sı
    • 26 Ekim 2010 Bu gidişle katilden çocuk yaratılacak
    • 6 Ekim 2010 Washington'daki Türkiye
    • 1 Ekim 2010 Daha seyahatin başı, çözümün eşiği değil...
    • 29 Eylül 2010 Türkçeye onurunu iade edin
    • 21 Eylül 2010 Hakkâri provokasyonuna inat

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,746 µs