En Sıcak Konular

Gülay Göktürk


Gülay Göktürk
0 0 0000

Yedek subaylık kalkarken



Günlerdir, tek tip askerlik konusunda mesajlar alıyorum.
Bana "Lütfen bu konuda yazın, tek tip askerliğe karşı çıkın" diye mesaj gönderen okurlarımı hayal kırıklığına uğratacağım için üzgünüm. Zira yazacaklarım onların hiç hoşuna gitmeyecek.

Yeni Genelkurmay Başkanı'nın daha ayağının tozuyla yaptığı o buyurgan, son söz söylenmiştir havasındaki açıklama benim de hiç hoşuma gitmedi elbette. Koşaner'in üslubundaki o "bu iş bizden sorulur", "Karar mercii biziz" tonu tez elden terk edilmesi gereken bir ton. Genelkurmay elbette görüş bildirir ama askere alma sistemi ile ilgili kararların alınacağı merciin orası olmadığını hem Genelkurmay hem de Milli Savunma Bakanlığı bir an önce anlasa iyi olur.

İkincisi, bedelli askerlik tartışmalarında da döne döne yazdığım gibi, bu işin asıl çözümü profesyonel orduya geçiştir. Gerçi Koşaner konuşmasında yaptığı "Mehmetçik'in ordunun temeli olduğu" vurgusuyla profesyonel askerliğe geçişe vize verilmeyeceği mesajı vermeye çalışıyor ama dediğim gibi, bu konudaki karar hakkı Meclis'indir. Hele hele, o Mehmetçikler'in on binlercesinin (İngiliz ordusu kadar bir bölümünün) ordu tesislerinde ya da posta olarak subayların hizmetinde kullanıldığı koşullarda bu vurgu daha da garip kaçıyor.

Bu noktalar akılda tutulmak kaydıyla, Genelkurmay'ın son projesi olan

9 aylık tek tip askerliğe gelecek olursak, doğrusu ben bu sistemi bugünkünden daha eşitlikçi ve daha doğru buluyorum.

Genelkurmay Başkanlığı'nın tasarısı, yedek subay veya er olarak askerliğini yapma ayrımını kaldırıp herkesi aynı statüde ve aynı sürede eşitliyor. Bu yüzden yedek subay olma, dolayısıyla kısa dönem askerlik yapma hakkını kaybedecek olan kesimlerin yoğun tepkisine neden oluyor.

Bir insanın, kendi çıkarlarına dokunulmasından rahatsız olmasını anlarım ama bu rahatsızlığını "haklı bir mücadele" olarak sunmaya çalışması ve başkalarının da bu mücadeleye destek vermesini beklemesi hiç de haklı değil.

Her şeyden önce cevaplamamız gereken soru şu: Böyle bir statü farkının meşru, makul bir sebebi var mıydı ki, kaldırılmasına itiraz etmemiz bekleniyor? Eğer askerlik -şimdi olduğu gibi- zorunlu bir vatandaşlık görevi ise neden daha eğitimliler daha eğitimsizlerden daha az yapıyor bu görevi? Daha eğitimli olmak, orduda nasıl bir fark yaratıyor ki, sağladığı imtiyaz meşru olsun? Eğitim durumu, ordunun askere aldıklarından beklentisi, orada yapacakları görev açısından bir fark yaratmadığına göre, şu anki yedek subay/er statüleri de, bu statülerden doğan imtiyazlar da meşru değildir. (Sakın kimse eğitimlilerin eğitimsizlerden daha iyi savaştığını, daha stratejik görevler yaptığını, orduda daha verimli olduğunu iddia etmeye kalkmasın. Eğitimli genç Genelkurmay'da çevirmenlik, askeri tesislerde ek inşaat ya da askeri hastanelerde doktorluk yaparken, eğitimsiz genç de sınır karakollarında nöbet bekliyor ve eğer konu ölmekse, Azrail eğitim farkı gözetmiyor.)

Daha eğitimli olmak, zaten bir insana toplumsal statü farkı, gelir farkı, itibar farkı getiriyor ve getirmesi de normal. Ama bu toplumsal statü farkının ordu içine de yansıtılmasının açıklanabilir hiçbir sebebi yoktur. Bu tıpkı, eğitimlilerin eğitimsizlerden daha az vergi vermesine benzer.

Yedek subaylığın kaldırılmasına ilkesel açıdan karşı çıkamayanlar bu defa da projenin pratik bazı sonuçlarına işaret ediyorlar: Eğer yedek subaylık ve kısa dönem askerlik imkânı ortadan kaldırılırsa, üniversite eğitimine talepte ciddi düşüş olurmuş.

Doğrusu bu gerekçe, bu projenin yerindeliğini bir kez daha doğrulamaktan başka bir şeyi ispat etmiyor. Öyle ya; bazı insanlar sırf "uzun askerlikten yırtmak için" yıllar yılı üniversite sıralarını işgal ediyorlarsa, kamu kaynaklarını bu amaçla kullanıyorlarsa, bu gibilerin üniversiteye hiç gitmemeleri daha iyidir. Hiç değilse boşalttıkları yer, üniversite eğitimine daha istekli ve daha layık gençlere kalır.

bugün



Bu yazı 575 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Eylül 2012 Susmak için artık çok geç
    • 24 Eylül 2012 Darbecilik mahkûm oldu
    • 21 Eylül 2012 7 adımda çözüm planı
    • 14 Eylül 2012 Libya
    • 25 Ağustos 2012 Kürtler'i PKK'dan korumak
    • 8 Ağustos 2012 Tehditle canlı kalkan olunur mu?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye Kürdistanı
    • 2 Temmuz 2012 Zana kimi, neyi temsil ediyor?
    • 18 Haziran 2012 Kılıçdaroğlu Bahçeli'nin arkasına saklanıyor
    • 15 Haziran 2012 Olmayacak duaya amin
    • 11 Haziran 2012 Oslo süreci yeniden mi?
    • 8 Haziran 2012 Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesi
    • 4 Haziran 2012 Ses kayıtları
    • 30 Mayıs 2012 Parti kongreleri neden yapılır?
    • 21 Mayıs 2012 Sivil bayramlar dönemi
    • 11 Mayıs 2012 Yine mi?
    • 9 Mayıs 2012 Solun resmi tarihi
    • 25 Nisan 2012 Keşke CHP bölünse
    • 11 Nisan 2012 Kafası karışık bir Demirtaş
    • 9 Nisan 2012 Nizam-ı alem

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,432 µs