En Sıcak Konular

Gülay Göktürk


Gülay Göktürk
0 0 0000

Doğacak güneşe ''doğ'' demek



İmralı'nın "Kürtler'i referandumda serbest bıraktık" demesi, malum deyişle doğacak güneşe "doğ" demeye benziyor.
Baktı ki millet zaten boykot moykot dinlemeyecek; sandığa gidince bildiğini okuyacak ve o zaman da hem kendisinin hem de BDP'nin karizması fena çizilecek; "serbest bıraktım" diyor.

Aslında bu durum önemli bir şeyi gösteriyor bize. En baskıcı liderliklerin bile belli bir meşruiyete ihtiyaçları olduğunu mesela... Bu meşruiyetin kaynaklarından biri de haklı olmaktır. Siz kalkar da tabanınıza hiçbir şekilde izah edemeyeceğiniz; makul düşünen herkese ters gelen bir karar alırsanız, istediğiniz kadar güçlü olun, işte böyle uygulatamaz, son dakikada panikler ve "emrediyorum, istediğinizi yapın" demek sorunda kalırsınız!

Tabii bir de ateşkes kararı var.

İmralı'da alınan son kararları, yani gerek boykotun kaldırılmasını, gerekse ateşkes ilanını son dönemde önemli bir siyasi aktör olarak ortaya çıkan Kürt sivil toplumuna borçluyuz.

Diyarbakır'daki sivil toplum kuruluşlarının haziran ayında PKK'ya yaptıkları "şiddete son verin" çağrısı bana göre Kürt sorununda  yeni bir dönemin başlangıcını ifade ediyordu. Bu çağrı gerek Kürt sorununun gerekse şiddet sorununun çözüm yolunda ilerlemesi için en önemli bir başlangıç oluşturdu. Kürtler nihayet konuşmaya başladı!

Yıllardır PKK'nın ya da bölgede faaliyet gösteren PKK uzantısı partilerin Kürtler'in ne kadarını temsil ettiği konusundaki kısır tartışmanın bir türlü bitmek bilmemesinin sebebi, Kürtler'in bir türlü konuşmamasıydı. Kürt toplumunun bu "dilsizliği" yüzündendir ki PKK çoğu kez Kürtler adına konuşan tek güç olarak ortaya çıktı ve gerçeğin çok ötesinde bir "temsil gücü" iddiasını sürdürebildi.

Ama nihayet bu suskunluğun bozulduğu, Kürtler'in artık  yüksek sesle konuşmaya başladığı, Kürt  toplumundaki çok sesliliğin duyulur hale geldiği bir döneme girmiş görünüyoruz. Dikkat ederseniz ortak açıklamayı tek tek birçok önemli Kürt önderi tarafından yapılan cesaretli çıkışlar  izledi. Hepsi de çözüm için siyaseti işaret eden, şiddetin çıkmaz yol olduğunu söyleyen önemli açıklamalardı. Kürt halkının çoğunluğu haklarını istiyor ama terör istemiyor. Bir zamanlar PKK'ya inananlar bile artık PKK'nın şiddetle gidebileceği yolun sonuna geldiğini görüyor ve kendi meselelerinin PKK ipoteği altında olmasından son derece huzursuz.

İşte, örgütün aldığı ateşkes kararının arka planında yatan tablo budur.

Ne var ki, bu tablonun kalıcı olabilmesi için Kürt toplumunun siyasetle yol alınabileceğini somut olarak görmesi gerek.

Eğer ülkeyi yönetenler perspektiflerini biraz genişletebilseler; özgür tartışmanın nelere kadir olduğunu bir görebilseler; tartışmayı yasaklamak yerine böyle bir tartışma için gereken özgürlük ortamını garanti edebilseler...

 Ve en önemlisi de yasaklarla, barajlarla tıkanmış olan siyaset yolunu açabilseler...

O zaman bilin ki 25 yıllık bu kan davası çözüm yoluna girmiştir...

Evet, artık daha fazla oyalanmanın alemi yok.

AK Parti bu seçimlerden önce iki şeyi yapmak zorunda... Bunlardan biri seçim barajının indirilmesi, ikincisi ise bir zamanlar Ömer Dinçer tarafından hazırlanan ama rafa kaldırılan Yerel Yönetim Reformu'nun tekrar Meclis'e getirilmesi... 

Sayın Başbakan;

Öcalan'ı muhatap alıp almamak sizin bileceğiniz şey; ama on milyonlarca Kürt'ü muhatap almak zorundasınız. Onlar hem yerel düzeyde daha çok kendi kendilerini yönetmek hem de Ankara'da temsil edilmek istiyor.

Bundan daha meşru, daha haklı bir talep olabilir mi?

Ama şu tabloya bakın: Hem yerel düzeyde hem de ulusal düzeyde siyaset yapmalarının önü kesilmiş durumda.

Oyların yüzde 90'ını aldıkları ilden bile bir tane milletvekili çıkaramamalarına yol açan şu seçim sistemi durdukça o milyonların siyasete inanmalarını nasıl beklersiniz?

Başbakan Erdoğan her fırsatta, bir tek kişinin bile ölümünü engelleyecekse, iktidarı kaybetmeye razı olduklarını söyleyip duruyor. Peki o zaman, neden sadece ve sadece dar parti çıkarlarınızla hareket ediyor ve şu barajı indirmeye bir türlü yanaşmıyorsunuz?

Hadi işte önünüzde samimiyetinizi göstermek için iyi bir fırsat var: İktidardan düşmeyi de göze alırız diyordunuz ya; o kadarını beklemiyoruz;  tek başına iktidar olmayı riske edin, koalisyonu göze alın yeter.

Kaldırın şu seçim barajını.

Hem belki de böylesine samimi bir demokratik atağın size getireceği ekstra Kürt oyları, sistem değişikliği yüzünden kaybedeceğiniz oy zararını bile karşılayabilir, kim bilir?..

X                           x                             x

Haa, bu arada bir çift söz de Öcalan'ın hapis koşullarının normalleştirilmesi hakkında...

Duyduğumuz kadarıyla ateşkes koşullarından biri de buymuş.

Hapishane hükümlülerin eşitlendiği yerdir. Orada kimin hangi suçtan yattığı unutulur, dışarıda ne yapmış olursa olsun, bütün mahkumlar aynı haklara sahiptir. O yüzden, elbette Öcalan da çağdaş infaz hukukunun sağladığı bütün haklardan hiçbir ayrım yapılmadan yararlanmalıdır. Aslında hata, bu konuyu "resen" halletmemek ve bugün "ateşkes koşulu" olarak ortaya sürülmesine fırsat vermektir.

Ayrıca ben Öcalan'a neden televizyon, gazete verilmediğini de anlayamıyorum doğrusu. Adam yıllardır oradan Kürt siyasetini yönetiyor. Her hafta avukatlarıyla manifestolar yolluyor. MİT'le, askerlerle, kim bilir daha kimlerle görüşüp mesajlar veriyor, mesajlar alıyor. Yani tıpkı dışarıdaki profesyonel siyasetçiler gibi tam gün siyaset yapıyor.

Yani, siz bir hükümlünün böyle etkin bir şekilde siyasi liderlik yapmasına göz yumacaksınız, hatta zaman zaman teşvik edeceksiniz; ama bir yandan da dışarıda olup bitenlerden haber alamasın diye televizyonunu, gazetesini yasaklayacaksınız.

Bari bırakın seyretsin televizyonunu, okusun gazetelerini, Türkiye'de neler olup bittiğini anlasın da belki daha gerçekçi siyaset yapar...

bugün

 



Bu yazı 646 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Eylül 2012 Susmak için artık çok geç
    • 24 Eylül 2012 Darbecilik mahkûm oldu
    • 21 Eylül 2012 7 adımda çözüm planı
    • 14 Eylül 2012 Libya
    • 25 Ağustos 2012 Kürtler'i PKK'dan korumak
    • 8 Ağustos 2012 Tehditle canlı kalkan olunur mu?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye Kürdistanı
    • 2 Temmuz 2012 Zana kimi, neyi temsil ediyor?
    • 18 Haziran 2012 Kılıçdaroğlu Bahçeli'nin arkasına saklanıyor
    • 15 Haziran 2012 Olmayacak duaya amin
    • 11 Haziran 2012 Oslo süreci yeniden mi?
    • 8 Haziran 2012 Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesi
    • 4 Haziran 2012 Ses kayıtları
    • 30 Mayıs 2012 Parti kongreleri neden yapılır?
    • 21 Mayıs 2012 Sivil bayramlar dönemi
    • 11 Mayıs 2012 Yine mi?
    • 9 Mayıs 2012 Solun resmi tarihi
    • 25 Nisan 2012 Keşke CHP bölünse
    • 11 Nisan 2012 Kafası karışık bir Demirtaş
    • 9 Nisan 2012 Nizam-ı alem

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,588 µs