En Sıcak Konular

Ali Bulaç


Ali Bulaç
0 0 0000

CHP'de ne değişiyor?



CHP'de olup biteni doğru anlamak için sormamız gereken sual şudur: CHP'de bir zihniyet mi değişiyor, yoksa şahıslar mı?

Mustafa Şen'e göre CHP'de bir "değişim" yok, "değişiklik" var. Salt bir değişikliğin olduğuna ilişkin karineler hiç de ihmal edilecek gibi değil.

Hiç kuşkusuz CHP'nin geleneksel seçmen tabanında -ki bu yüzde 15'ler seviyesindedir- ve iki dönem AK Parti iktidarından umduğunu bulamamış yoksul ve orta sınıf kesimlerinde güçlü bir değişim talebi var. Bunlar da toplamda duruma göre yüzde 20-25'e kadar çıkabilir. 29 Mart 2009 seçimlerinde CHP'nin İstanbul'da oylarını yüzde 39'lara çıkartan, bu iki kesimin buluşmasıydı. "CHP'nin sabit seçmeni" ve "CHP değişir mi?" diye soranların "değişim talebi" Deniz Baykal'a karşı gerçekleştirilen operasyonun psikolojik altyapısını oluşturdu.

Deniz Baykal ilk elden kendisine karşı yapılmış operasyonu yanlış teşhis ediyor: Bu Mahmutpaşa ağzıyla "göster çek" dediğimiz yöntemdir, bunun arkasında bir "aklın projesi" yatmaktadır. Operasyonun kod adı Baykal, hedefi ise R. Tayyip Erdoğan ve AK Parti hükümetidir.

Elbette siyasetin iyi bir muhalefet partisine ve halkla/dinle barışık bir sosyal demokrat partiye ihtiyacı var. Ancak bu, CHP'nin köklü bir zihniyet değişikliğine gitmesiyle mümkün olabilir ancak. CHP'de ise bünyenin içinden gelen, tabii bir itme ve tazyikle gerçekleşen bir değişim yaşanmadı, son derece profesyonel yöntemlerle çekilip orta yere saçılan "skandal bir kaset"le bir anda partinin genel başkanı makamından edildi. Bu özelliği dolayısıyla CHP'de "değişim" değil, "değişiklik" yaşanmıştır ve bu mekaniktir, mühendisliktir ve doğasında hem parti içinde hem genel olarak siyasette yeni bir çatışma potansiyelini taşımaktadır. Kılıçdaroğlu partinin başına getirildi, ama Kılıçdaroğlu'nu öne çıkaran faktör, 29 Mart seçimlerinde Önder Sav'da somutlaşan geleneksel CHP'ye karşı sergilediği tutum ve Gürsel Tekin'le geliştirdiği yeni dil ve siyaset yaklaşımıdır. Son değişiklikte Gürsel Tekin ve Önder Sav'ın taraftarları karşılıklı olarak favori isimlerin üzerini çizerek bu iki siyasetçinin en alt sıralara düşmesini sağlamışlardır. Bu, parti içi çatışmaya işaret ediyor. Parti Meclisi'ne alınan başka köktenci isimlere bakıldığında, bunlar CHP'nin geleneksel bürokratik tavrını pekiştirerek siyaseti çatışma ile sürdürmek isteyecekleri intibaını vermektedirler.

Bu siyasi mühendisliği kim tasarladı ve kim yürüttü? Operasyonda devlet içinde etkin olan birtakım çevrelerin bu işte müdahil olabileceklerini düşünmek hiç de komplo teorisi sayılmaz. 2003'ten bu yana AK Parti'yi darbelerle, antidemokratik müdahale ve yollarla iktidardan düşürmek isteyenler, bunun bir sonuç vermediğini anlamış bulunuyorlar. Ergenekon davalarında deşifre edilen darbe teşebbüsleri bunun kanıtı oldu. Ve eğer AK Parti iktidardan edilecekse, bunun "Deniz Baykal'lı CHP" ile de mümkün olmadığı da anlaşıldı. Bu durumda 29 Mart'ın mirasını ustalıkla kullanıp bir "vitrin değişikliği"ne gitmekten başka seçenek görülmedi, böylelikle muhtemel bir CHP-MHP koalisyonunun önü açılmış oldu.

Belirtmek gerekir ki, yegâne seçenek CHP-MHP koalisyonu değildir, CHP-BDP koalisyonu da ihtimal dahilindedir. BDP'nin görünür gerekçeleri ne olursa olsun, kısmî anayasa değişikliğinde takındığı tutum ve 12 Eylül 2010 günü yapılacak referandumda CHP ve MHP'nin çizgisinde saf tutmaya karar vermiş olması AK Parti'ye karşı kurulması düşünülen siyasi ittifakın birden fazla seçeneğe dayandığının işareti sayılır.

Deniz Baykal üzerinden AK Parti'ye karşı yapılan bu operasyonun bir de dış ayağı vardır ki, bu ayak uzun zamandan beri AK Parti'nin Ortadoğu'ya açılmasına, İran'la yürütülen ilişkilere ve bölgede İsrail'i yine ABD'nin çizdiği genel çerçevede frenlemeyi amaçlayan tutumuna karşı yeri göğü birbirine katan Washington'daki lobilere kadar uzanır.

Bu formül tutar mı? Evet veya hayır cevabı tamamen AK Parti'ye bağlı. AK Parti iyi bir strateji geliştirebilirse her şeyi lehine çevirebilir.

zaman



Bu yazı 725 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 6 Nisan 2013 Neyin özgürlüğü?
    • 7 Nisan 2012 NATO'nun alan dışı stratejisi
    • 12 Kasım 2011 İdrak tutulması
    • 16 Temmuz 2011 Dört aktör
    • 25 Haziran 2011 Tiyatro bu
    • 19 Mart 2011 Afetler, felaketler!
    • 12 Mart 2011 Darbenin medya ayağı
    • 10 Mart 2011 Modelin altı parametresi
    • 7 Mart 2011 'Türkiye modeli'
    • 12 Şubat 2011 İhvan ve İslam korkusu!
    • 22 Ocak 2011 Kısır döngü
    • 13 Ocak 2011 Azınlık veya zımmi!
    • 10 Ocak 2011 Çatışmalar ve potansiyeller
    • 18 Aralık 2010 Başka bir dünya, başka bir iktisad!
    • 15 Kasım 2010 Diyanet'te 'yeni dönem'
    • 2 Ekim 2010 Millî Görüş'ten son kopuş!
    • 18 Eylül 2010 Ayrışmanın fotoğrafı
    • 2 Ağustos 2010 Askerler ve rolleri
    • 26 Temmuz 2010 Neden akletmiyoruz?
    • 24 Temmuz 2010 35. madde

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,852 µs