En Sıcak Konular

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta



Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta
0 0 0000

Ay akşamdan ışıktır yaylalar…Yaylalar



Sıcak ve yüksek nem nefesimizi daraltır, tansiyonumuzu çıkarır, kalbimizi hızlandırır, sıkıntı verir. Oysa dağ ve yaylaların havası serindir, nemi azdır; insanı sıkmaz, bunaltmaz.

Dağ ve yaylalar sessizdir. Belki bir kuşun kanat çırpışları bozar bunu bazen, belki rüzgârda hışırdayan ağaç dalları ya da ürkmüş bir tavşanın ayak sesleri. Şehrin, insanların, trafiğin gürültüsünün yerine insanı dinlendiren, huzur veren bir sessizlik vardır yaylalarda. Gürültü, gerginlik yaratır, moral bozar, sinirlendirir insanı. Gürültü, dikkatimizi dağıtır, motivasyonumuzu bozar. Gürültü, çarpıntıya, ritim bozukluklarına, tansiyonda oynamalara neden olur. Oysa, dağlardaki, yaylalardaki sessizlik, insanı rahatlatır, huzur ve mutluluk verir. Tüm dertleri, tasaları, sıkıntıları silip süpürüverir sanki bir anda.

Dağların sessizliği sadece buraların tenhalığından da değildir. Araştırmalar, iyi taç sistemine sahip, yüksek gövdeli ağaçlarla birlikte, sık yapılı alçak boylu çalı gruplarının kullanılması sonucu gürültünün, özellikle trafik gürültüsünün çevreye yayılmasının büyük ölçüde önlendiğini göstermektedir.        

Dağ ve yaylaların havası kuru ve temizdir. Fabrikaların, otomobillerin, insanların yarattığı hava kirliliği yoktur. Ne kükürt dioksit vardır dağlarda, ne kurum, ne azot oksitleri, ne karbon monoksit…. Soluk aldığınızda mis gibi temiz bir hava dolar ciğerlerinize, anlatılmaz bir mutluluk dolaşır damarlarınızda. Bronşlarınız bayram eder. Hele, o kent havasında nefesi daralan, öksürmekten uyuyamayan, iki adım atınca yıkanıp kalan astımlılar, bronşitliler, amfizemliler  yaylalara çıktıklarında kuş gibi hafiflerler. Kanatlanıp uçacaklardır sanki bıraksalar.

Soluduğumuz havadaki vitaminler

Dağlar serindir, nemi azdır, sessizdir, havası temizdir, ama onların esas özelliği dağ havasının negatif iyonlardan ve ozondan zengin olmasıdır. Ozon, üç atomlu oksijendir. İyon, bir elektron kaybetmiş ya da kazanmış bir atom ya da moleküldür. Havadaki negatif iyonlar, bir elektron kazanmış oksijen molekülleri, pozitif iyonlar ise bir elektron kaybetmiş karbon dioksit molekülleridir. Bizi rahatlatan, mutlu eden, huzur veren işte bu negatif iyonlardır. Bunun için, negatif iyonlara ‘mutluluk iyonları’ ya da  ‘havanın vitaminleri’ ismi verilmesi boşuna değildir.

Pozitif iyonların başlıca kaynakları, televizyon, radyo, bilgisayar gibi aletler, yüksek voltaj, ısıtma ve soğutma sistemleri, otomobil egzozu, sigara dumanı ve endüstriyel kirliliktir. İyi havalanmayan, sigara içilen ortamlarda hissettiğimiz sıkıntı, huzursuzluk ve stresin nedeni de işte bu pozitif iyonlardır.

Dağlar, yaylalar, ormanlar ve özellikle de deniz, ırmak ve şelalelerin bulunduğu yerlerin havasında çok miktarda negatif iyon vardır. Oysa evlerimizde, ofislerde, özellikle merkezi olarak havalandırılan büyük binalarda, insanların çok olduğu kalabalık ortamlarda, şehrin kirli havasında negatif iyonlar azalmıştır.

Mutluluk iyonlarının yararları

Negatif iyonlar, insanlara canlılık, dinçlik ve pozitif enerji kazandırır. Solunum sisteminin alerjenlerle, mikroplarla daha iyi savaşmasını sağlar. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Akciğer kapasitesini artırır. Sinüzite, migren ve diğer baş ağrılarına, depresyona, astıma, saman nezlesine, egzama ve alerjilere ilaç gibi iyi gelir.  

Gelelim neticeye

Fırsat buldunuz mu şehirden, kalabalık yerlerden uzaklaşın. Dağlara, yaylalara atın kendinizi. Mutlu olun, huzurlu olun, sağlıklı olun.



Bu yazı 781 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Ekim 2014 Günde 3 bardak süt kemik kırığı ve ölüm riskini artırıyor
    • 14 Mayıs 2013 Akademik sahtekârlık geleneğinin kime ne zararı var
    • 11 Aralık 2012 Yakında ruh hastası olmayan kalmayacak
    • 9 Ekim 2012 Bir Türk tıp alanında Nobel alabilir mi?
    • 3 Ekim 2012 Burun damlaları ile aldatılıyor muyuz?
    • 2 Ekim 2012 Kimi kime şikâyet edelim?
    • 1 Ekim 2012 Türkiye'de mamografi taramaları rezaleti
    • 16 Eylül 2012 Mamografi taramalarına karşıyım
    • 10 Eylül 2012 Modern tıbbın son numarası: Aşırı teşhis
    • 8 Eylül 2012 Mamografi kanser riskini arttırıyor
    • 7 Eylül 2012 Benzer ilaç nedir?
    • 28 Ağustos 2012 Meme taraması saç taramaya benzemez
    • 14 Ağustos 2012 Antibakteriyel ürünlerdeki büyük tehlike
    • 6 Ağustos 2012 Sağlıklı suda hiçbir mikrop olmamalıdır
    • 30 Temmuz 2012 Enerji içecekleri yasaklanmalıdır
    • 23 Temmuz 2012 Damacana mı musluk suyu mu?
    • 10 Temmuz 2012 İlaç tanıtımında bundan iyisi Şam'da kayısı
    • 23 Haziran 2012 Bir sağlık haberi skandalı
    • 13 Haziran 2012 Ot-Çöp tüccarlarından alacağımız dersler de var
    • 17 Nisan 2012 Sönmez gene döndü

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    9,781 µs