En Sıcak Konular

Murat Yetkin


Murat Yetkin
0 0 0000

'Bir ülke için en kötüsü birden fazla güç odağıdır'



Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eşi Hayrünnisa Gül’le birlikte Hindistan’da faaliyet gösteren Türk şirketlerinin gala yemeğine katıldı.

Hindistan’ın gece 14, gündüz ondan en az 2 milyon daha fazla olduğu söylenen Mumbai liman şehrinin, Hint Okyanusu’na bakan ucu olan Nariman burnundayız. Güneşli, ılık bir şubat sabahı...
Hindistan’daki Türk Büyükelçisi Levent Bilman, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e 26 Kasım 2008’de Mumbai’deki 10 değişik noktaya aynı anda yapılan ve geride 173 ölü, 308 yaralı bırakan korkunç terörist saldırının, bu burnun kapattığı küçük kumsaldan gelen Leşger-i Tayiba militanlarınca nasıl başlatıldığını anlatıyor.

1990’da Keşmir’in Hindistan’da kalan kısmını da içerecek şekilde bağımsız bir Keşmir kurulmasını isteyen örgütün adı, yaklaşık olarak ‘Doğruluğun Askerleri’ diye de tercüme edilebilir. El Kaide’den önce kurulmuş olmasına karşın, geldiği noktada bir ucu Pakistan gizli servisi ISI, diğer ucu El Kaide ve bilumum silahlı İslamcı örgütlerle birlikte anılıyor. Leşger, İslamın bir numaralı düşmanı olarak Hindu ve Yahudileri görüyor dolayısıyla Hindistan, Keşmir dışında bu nedenle de İsrail ile birlikte bir numaralı hedefleri.

Erdoğan da orada olabilirdi
Leşger (LeT) militanları, Karaçi’den sürat tekneleriyle açık denize çıkmışlar. Oradan Hindistan’a yönelmişler. Hint karasularına girince Hindistan bayraklı bir tekneye zorla çıkıp, içindekileri öldürüp Mumbai’ye gelmişler. İşte bu Nariman kumsalında, balıkçı ve gezi teknelerinin arasında karışıp karaya çıkmışlar. Silah ve bombalarla yüklü sırt çantalarıyla hemen hedeflerine yönelmişler.
O hedefler arasında bizim de bu gezide kaldığımız meşhur Taj Mahal Oteli (Tamirat hâlâ kısmen sürüyordu), Trinity Oteli, tarihi Victoria tren istasyonu da vardı.

Teröristlerden birisi, Ecmel Kasab sağ yakalandı. Pakistan, bir aydan uzun bir süre sonra Kasab’ın Pakistan vatandaşı olduğunu ve saldırıyla bağlantılı olarak bazı LeT üyelerinin yakalandığını açıkladı. Kasab’ın yargılanması ve aralıklarla sorgulanması hâlâ devam ediyor. Bu konuda Türk gizli servisi MİT de yardımcı olmaya çalışıyor.

İşin Türkiye’yle ilgili bir başka boyutu da Başbakan Tayyip Erdoğan ile ilgili.

LeT militanları saldırı hazırlığı yaparlarken, Erdoğan Hindistan gezisindeydi. Gezi 24 Kasım’da Bangalore şehrinde bitiyordu. Başbakan, Büyükelçi’den programı uzatıp Mumbai’ye de gidip gidemeyeceklerini sordu. Bilman araştırdı; Başbakan isterse mümkündü, ancak Ankara’da yabancı konuklarla buluşmayı da içeren yoğun bir program onu bekliyordu.

Erdoğan Ankara’ya dönmeseydi, Mumbai’de Taj Mahal Oteli’nde kalacak ve muhtemelen ayrılacağı sabah baskına uğrayanlar arasında yer alacaktı.
Her şeyin hayırlısı...

Pakistan-Hindistan
Çünkü, artık ortaya çıkıyor ki, Leşgerler mutlaka o sabah oraya saldırmayı planlamışlardı. Beş gün önce Pakistan Dışişleri Bakanı’nın uzunca bir aradan sonra, Keşmir sorununu görüşmek üzere Hindistan’ı o gün, 26 Kasım’da ziyaret edeceği açıklanmıştı.

Kanlı eylem,  muhtemelen o görüşmeleri sabote etmek amacını taşıyordu ve amacına de ulaşmıştı. Pakistan ile Hindistan, Keşmir görüşmelerini bırakmış, Amerikalıların 11 Eylül saldırısına 9/11 adını koymalarından esinlenerek 26/11 dedikleri Mumbai saldırısına yoğunlaşmışlardı.

Hindistan ile Pakistan’ın arasındaki çekişme ve Keşmir sorunu, biraz Türkiye ile Yunanistan arasındaki mesele ve Kıbrıs sorununu andırıyor.

Nasıl Yunanistan’ın bir tek Türkiye ile meselesi var ve Türkiye’nin onlarca sorunundan biri Yunanistan ise, Pakistan’ın sorunu Hindistan’la ama Hindistan’ın sorunlar önceliğinde Pakistan özellikle iki ülke arasında nükleer silah dengesi kurulduktan sonra- giderek alta düşüyor. Mumbai gibi saldırılar, Hindistan’ın önceliklerini değiştirmeye yönelik olarak yorumlanıyor. (Yunanistan’ın PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanması meselesinde suçüstü yakalandıktan birkaç ay sonra Türkiye’nin AB üye adaylığına onay vermesini de hatırlayabiliriz.)

İki yıl aradan sonra, Türkiye dâhil ülkelerin devreye girmesiyle Pakistan yeniden Hindistan ile  Keşmir sorununu görüşmeyi kabul etti.

Görüşmenin şubat ayı içinde yapılması bekleniyor, bu da silahlı dinci örgütlerin yeni bir saldırısı endişesini de beraberinde getiriyor. Gül’ün heyetinin Yeni Delhi’den Mumbai’ye hareket ettiği 10 Şubat günü, Yeni Delhi havaalanı polisi, Bangladeş’ten Pakistan’a geçmiş, oradan gelip Katar’a gitmekte olan ve 40 yıl önce Müslümanlığa geçmiş 61 yaşındaki bir ABD vatandaşını 26/11 ile bağlantılı yeni terör eylemi şüphesiyle yakaldı.

Çok başlı yönetim sorunu
Nariman burnunda Gül’e verilen Mumbai saldırısı brifingine kulak misafiri olduktan sonra, (HaberTürk’ten Muharrem Sarıkaya ile birlikte) Pakistan’ın Keşmir’i görüşmeyi kabul ettiğini ve görüşme yerini sorun etmeyeceğini söylediğini hatırlattık. Gül ile aramızdaki sohbet kısa sürede bambaşka bir mecraya aktı. Şöyle:

Pakistan da, Hindistan da Keşmir konusunda bizden destek istedi. Özellikle Hindistan Başbakanı bu konuda çözüm için her türlü görüşmeye istenilen yerde varız dedi.
Pakistan’ın durumu biraz daha farklı; değişik güç odakları var.
Pakistan’ın karar alması Hindistan’a göre daha mı zor bu yüzden?
Bir ülke için en kötüsü nedir bilir misiniz? Yönetimde birden fazla güç odağı olmasıdır. Bir ülkede çok odaklı güç varsa, o ülkede karar almak zorlaşır. Ülkeyi yönetmek de zorlaşır.
Bunu Pakistan için mi söylüyorsunuz?

Genel olarak söylüyorum. Çok güç odağı olunca, sizinle muhatap olmak isteyenler veya muhatap olmak istedikleriniz size, ‘İyi de kimle muhatap olursak şu sorun çözülür?’ diye yaklaşıyorlar. Yakın zamana kadar bize de böyle bakarlardı dışarıdan.

Şimdi?
Şimdi artık öyle değil.
Fazla yorum yapmaya ihtiyaç yok. Pakistan’da sürekli askeri darbe tehdidi altındaki paramparça iktidarlar, Afganistan’daki kargaşadan kısmen sorumlu bir gizli servis ve bize zararı dokunmasın, komşuya ne yaparsa yapsın diye dokunulmayıp artık kontrolden çıkmış silahlı örgütler cirit atıyor. Cumhurbaşkanı, adını vermeden Pakistan’daki bu durum üzerinden Türkiye’de siyasi otoritenin çok başlı olmamasının önemini ve gereğini vurguluyor.

Ve İran...
Mumbai’yi dün ‘Benim Adım Khan’ filmi nedeniyle huzursuz bir halde bırakıp Bangladeş’in başkenti Dakka’ya geldik. Gül, Cumhurbaşkanı Zillur Rahman tarafından havaalanında çok sıcak karşılandı.
Dakka’ya girmeden önce Hindistan’ı karıştıran şu film olayından söz edelim. Uluslar arası bir film zinciri (Fox) tarafından satın alınan ilk Bollywood filmi olan ‘Benim Adım Khan’, ailesi ABD’ye göç etmiş Müslüman bir Hint gencinin 11 Eylül sonrası yaşadığı sıkıntıların fonunda geçiyor.
Sorun, filmin başrolündeki Shakrukh (Şahruh diye okuyabilirsiniz) Khan’ın aynı zamanda Kalkota Knight Riders isimli kriket takımının sahibi olması ve Pakistan’dan Müslüman kriket oyuncusu transfer etmesi nedeniyle Hindu milliyetçisi Şiva Sena partisi taraftarlarınca oynadığı filmin sinemalarda gösterilmesinin engellenmek istenmesi.

Aslında Mumbai’den önce başlamıştı ya, Mumbai’den bu yana Gül’ün bir kulağı hep İran’daydı. Dakka yolunda da uçakta Dışişleri kanalıyla İran’daki gelişmeler hakkında bilgi aldı.
Önceki akşam bize ‘Birkaç gün öncesine kadar iyimserdim, ama işler pek iyi gitmiyor’ demesi boşuna değildi. İran’daki durum giderek ısınıyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun İran’a gitme kararına dün ABD’den gelen destek, Türkiye’nin bölgedeki üstlenebileceği başka roller de olduğunu gösteriyor.

Türkiye içeriden başka, dışarıdan başka görünüyor. Cumhurbaşkanı Gül’ün yönetimde çok başlılığın sakıncalarına dikkat çekmesi biraz da bu yüzden.



Bu yazı 375 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 22 Mart 2012 İki önemli mesele
    • 15 Mart 2012 Türkiye'nin yeni deniz stratejisi üzerine
    • 23 Aralık 2010 Şahin'den çağrı: Siyasi partiler yasası değişmeli
    • 11 Aralık 2010 Üniversitelerde ikinci 68 mi?
    • 5 Aralık 2010 Ankara'dan Tel Aviv'e: Özür insani-siyasi diye ayrılamaz
    • 21 Kasım 2010 'Diyarbakır'da 3. bir yol açabiliriz'
    • 19 Kasım 2010 'Füze kalkanında mutabakata yakınız'
    • 15 Kasım 2010 2010 model Ecevit çıkışı
    • 7 Kasım 2010 Hem AK Parti hem de CHP'de merkeze açılım
    • 23 Ekim 2010 Bedelli görüşülmedi ama söz siyasetin
    • 18 Ekim 2010 Gül ve Demirel'le dinleme üzerine
    • 3 Ekim 2010 Siyaset sahnesinde bu kez çok güzel hareketler var
    • 30 Eylül 2010 ABD, Irak sınırında güvenlik şeridine destek verdi
    • 26 Eylül 2010 Bilim dünyasına biraz daha ilgi
    • 16 Eylül 2010 CHP'nin hatası ve faturası
    • 11 Eylül 2010 Öcalan 'boykot' dedi, tansiyon yükseldi
    • 30 Temmuz 2010 Kılıçdaroğlu: Geçmişteki yanlışları telafi ediyoruz
    • 25 Temmuz 2010 Orduda değişim
    • 22 Temmuz 2010 Başbakan hesaplaşacaksa madde 35 ve YÖK'ü kaldırsın
    • 20 Temmuz 2010 AB elçisi: Yeni bir İran istemiyoruz

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,813 µs