En Sıcak Konular

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta



Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta
0 0 0000

Karlı, rüzgârlı şarkılar



Tam da artık domuzdan, domuz gribinden, pandemiden, yoğun bakımdan, aşıdan, Tamiflu’ dan kurtulduk derken, bu sefer de soğuklara yakalandık. İçimiz dışımız, alçak basınçla, karla, rüzgârla, poyrazla, karayelle, donla, buzlanmayla doluverdi.

Gelin bugün meteorolojininkilere değil de şiirlerimizdeki, şarkılarımızdaki kışlara, rüzgârlara, karlara bakalım. Görsün, şu bizi iliğimize kadar üşüten, kanımızı donduran soğuklar, şairlerimizin ne mısraları, bestekârlarımızın ne nağmeleri varmış.

Görsün de kıskansınlar.

ŞEVKİ BEY’İN HİCAZ ŞARKISI

Kış denince aklıma, bizim Mozart’ımız Şevki Bey gelir herkesten önce. Onun Nakkaştepe’den sesi duyulur hicazdan, rüzgâr uğultuları arasında:

Kış geldi, firak açmadadır sineme yâre
Vuslat yine mi kaldı güzel fasl-ı bahara

Bari bulayım söyle de sen derdime çâre
Vuslat yine mi kaldı güzel başka bahara

Yakın arkadaşı olan Ahmet Rasim Bey de, çok soğuk ve karlı bir kış günü tenha bir sokaktan geçerken, "bir don bir gömlek" soyulmuş ve sokağa atılmış bir kişiyi gördüğünü, yanına yaklaşınca hanende Şevki Bey olduğunu anlayarak sırtlayıp evine götürdüğünü anlatır. 

Bütün hayatında ancak ve ancak 31 kış gören bestekârın ölüm haberi de İstanbul gazetelerinde şöyle yer alır: ‘’Hanende-i Şehir Şevki Bey Cumartesi gecesi, Beylerbeyi'nde Gümrükçü Rahmi Bey'in hânesinde kalp sektesinden öldü. Mûsikîde üstad, fakat mest-ü müdâm idi’’.

YOLLAR KAPANDI KARDAN

Safiye Ayla’nın pırıl pırıl sesinden kulaklarımızda silinmez bir iz bırakan bir kış şarkısı da, kendisi de soğuk bir şubat günü Haydarpaşa Numune Hastanesinde ölen Saadettin Kaynak’ın nihavent bestesidir:

Bahar bitti güz bitti / Artık bülbül ötmüyor
Yâre tel çekem diye / Tel derdim iletmiyor

Yollar kapandı kardan / Turna gelmez diyârdan
Haber çıkmadı yârdan / Bu ayrılık bitmiyor

Derdim çok dermanım yok / Cânân çok cânânım yok
Onsuz adım sanım yok / Teselli kâr etmiyor

Bahar yeşil gözüydü / Bülbül tatlı sözüydü
Gonca pembe yüzüydü / Hayâlimden gitmiyor

Artık deniz gibi / Ölü bir beniz gibi
Uzayan bir iz gibi / Bitmiyor ah bitmiyor

ŞAİRLERİN RÜZGÂRLARI

Necip Fazıl’ınki ‘’Ada’da uçan eteklerden sorumlu’ çapkın bir rüzgârdır cümle erkeklerin yolunu gözlediği:

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgâr, uçan eteklerden sorumlu.

Orhan Veli yaprakları, çiçekleri okşayan bir bahar rüzgârına öylesine kaptırmıştır ki kendini, başka kokular umurunda değildir:

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı,
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular,
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı

Ahmet Hamdi Tanpınar’ınki ise rüzgâr değil de, sevgilinin gül kokan, sümbül kokan nefesidir sanki:

Varsın bahçelerde rüzgâr gezinsin,
Yağmur ince ince toprağa sinsin,
Bir başka âlemden gelmiş gibisin,
Dalmış gözlerinle pencerelerde.

BİR RÜZGÂRDIR GELİR GEÇER DEMEMELİ

Bazen ‘’rüzgârlara kapılmış kuru yaprak misali’’sürüklenip savrulup gideriz gurbette… Bazen ‘’rüzgar kırar dalımızı’’... Bazen de önem vermediğimiz, gelip geçer bir esinti sandığımız rüzgâr, bakın nasıl bir kasırgaya dönüverir aniden. İşte Saadettin Kaynak’ın segâh şarkısı:

Bir rüzgârdır gelir geçer sanmıştım

Meğer başımda esen kasırgaymış sevgilim

Gönül oyunudur bunun izi kalmaz demiştim

Meğer içimde yanan bir volkanmış sevgilim

 

Bir gün gelir unutursun demiştin sevgilim

Hicranını uyutursun demiştin sevgilim

Unutmadım, unutmadım

Aşka hasret sana hasret bekliyorum sevgilim

Rüzgâr, bazen de Emin Ongan’ın şarkısında olduğu gibi tatlı bir meltem oluverir baş döndüren, yürek yakan:

Bahar meltemidir, başımda esen
İçimde hâtıran gözlerimde sen
Sen tatlı şarkısın dudakta her an
Bir isimsiz peri cennette kalan

Sen yeşil bir deniz uzayıp giden
En tatlı emelsin gözümde tüten
Yeşil bir köşedir içimde yerin
Bir derya, bir umman yeşil gözlerin

Bazen de susuverir, sesi soluğu çıkmaz rüzgârın, Ziya Taşkent gibi:

Rüzgâr susmuş ses vermiyor nedendir
Sen gideli hayat benim çilemdir
Seven gönül yâr kıymeti bilendir
Gökyüzünde duman duman bulutsun
Söyle seni kalbim nasıl unutsun

Mustafa Nafiz Irmak’ın rüzgârının gözü yaşlıdır; hem kendi ağlar, hem de ağlatır.

 Sahilde saba rüzgârı ağlarken, uyan sen

 Kalbinde derin bir sızı duy, aşkımı an sen

 Hicrinle nasıl söndüğümü gör de, inan sen

 Kalbinde derin bir sızı duy, aşkımı an sen

Sevdiğine ‘’ipek kanatlı seher rüzgârı’’ ile haber gönderen şairler de vardır, Selâhattin Pınar gibi selâmlarını mahurdan esen rüzgârlara emanet edenler de.  

Yüce dağdan esen rüzgâr, sevgiliye selam götür

Yollarımı kesen rüzgar, sevgiliye selam götür

Araya girse de dağlar bizi kara sevda bağlar

Belki gizli gizli ağlar, sevgiliye selam götür

Yasta işkencede midir, zevkte eğlencede midir

Deme gündüz gece midir, sevgiliye selam götür

           

O, bir kış günü başlayan, hazin sevdaları ise ancak onu yaşayan Şekip Ayhan gibiler anlatabilirdi:

                        Rüzgâr söylüyor şimdi o yerlerde bizim eski şarkımızı

                        Vazgeç söyleme artık, hatırlatma mazideki aşkımızı

                        Bir kış günüydü başladı, bu hazin macerası gönlümüzün

                        Vazgeç söyleme artık, hatırlatma mazideki aşkımızı

           

KAR MUSİKİSİ

Sözü Yahya Kemal Beyatlı’ nın Varşova’da büyükelçilik

yaparken yazdığı KAR MUSİKİSİ şiiri ile bağlayalım:


Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu;

Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.


Bir kuytu manastırda dualar gibi gamlı,

Yüzlerce ağızdan koro halinde devamlı,

 
Bir erganun ahengi yayılmakta derinden...

Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden.

 
Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,

Tanburi Cemil Bey çalıyor eski plakta.

 
Birdenbire mes'udum işitmek hevesiyle,

Gönlüm dolu İstanbul'un en özlü sesiyle.

 
Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık,

Uykumda bütün bir gece Körfezdeyim artık!



Bu yazı 776 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Ekim 2014 Günde 3 bardak süt kemik kırığı ve ölüm riskini artırıyor
    • 14 Mayıs 2013 Akademik sahtekârlık geleneğinin kime ne zararı var
    • 11 Aralık 2012 Yakında ruh hastası olmayan kalmayacak
    • 9 Ekim 2012 Bir Türk tıp alanında Nobel alabilir mi?
    • 3 Ekim 2012 Burun damlaları ile aldatılıyor muyuz?
    • 2 Ekim 2012 Kimi kime şikâyet edelim?
    • 1 Ekim 2012 Türkiye'de mamografi taramaları rezaleti
    • 16 Eylül 2012 Mamografi taramalarına karşıyım
    • 10 Eylül 2012 Modern tıbbın son numarası: Aşırı teşhis
    • 8 Eylül 2012 Mamografi kanser riskini arttırıyor
    • 7 Eylül 2012 Benzer ilaç nedir?
    • 28 Ağustos 2012 Meme taraması saç taramaya benzemez
    • 14 Ağustos 2012 Antibakteriyel ürünlerdeki büyük tehlike
    • 6 Ağustos 2012 Sağlıklı suda hiçbir mikrop olmamalıdır
    • 30 Temmuz 2012 Enerji içecekleri yasaklanmalıdır
    • 23 Temmuz 2012 Damacana mı musluk suyu mu?
    • 10 Temmuz 2012 İlaç tanıtımında bundan iyisi Şam'da kayısı
    • 23 Haziran 2012 Bir sağlık haberi skandalı
    • 13 Haziran 2012 Ot-Çöp tüccarlarından alacağımız dersler de var
    • 17 Nisan 2012 Sönmez gene döndü

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,078 µs