En Sıcak Konular

Kürşat Bumin


Kürşat Bumin
0 0 0000

İki karar da problemli (2)



Danıştay 8. Dairesi'nin katsayı farkını kaldıran YÖK kararına ilişkin verdiği yürütmeyi durdurma kararının niçin problemli olduğunu dünkü yazıda değerlendirmeye çalışmıştım. Bu karar en başta, dava konusuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir biçimde "anayasal eşitlik kuralı ile çelişkili bir durum"un varlığından söz ediyordu.

"İki karar"dan ilkinin, yani YÖK'ten bu yılın Temmuz ayında çıkan karar da problemliydi. Ancak benim yorumuma göre de, ikinci karar, yani Danıştay'ın söz konusu kararı Türkiye Cumhuriyeti'nin "hukuk devleti" sıfatını taşımayı ne derece hak edip etmediğinin -bir kere daha- sınanmasına imkân vermesi açısından çok daha önemliydi. YÖK zaten hayatı boyunca her zaman "siyasi tercihlerin" etkisine açık bir kurum olduğu için aldığı kararın eleştirisi de sonuç olarak bir idari kararın eleştirisi çerçevesinde kalacaktır.

Dünkü yazıda, Danıştay'ın karar metninde yer alan "Savunmanın özeti" başlığı altında nasıl bir "savunma" yapıldığını da hatırlatmıştım. Davalı taraf, basbayağı, "genel lise mezunlarının katsayı uygulaması olsa da olmasa da sınavlarda daha başarılı olduğunu" ve "meslek liselerinin müfredatının zaten bu sınavı başarmalarına engel teşkil ettiğini" hatırlatıyordu.

Davalı taraf tarafından geliştirilen bu karşı argümanlar bugün bir kere daha yoğun biçimde tartışılmaya başlanan "katsayı" meselesinde ne derece samimiyetsiz davranıldığını ortaya koymuyor mu?

Bir taraftan "28 Şubat kuşatmasını kırdık", "Fırsat eşitliğini sağladık, herkes üniversiteye" gibi heyecanlı ama içi boş sözler, diğer tarafta ise "Değişen bir şey yok, meslek lisesi mezunları zaten bu sınavlarda başarılı olacak bagaja sahip değil, endişe etmeyin" mealinde bir "savunma".

Bu gerçekten samimiyetsiz manzara karşısında, birçoğunuz gibi beni de sadece, Temmuz'da "müjde"yi alıp gecikmeden "dershaneler"in yolunu tutan ama bugün bir kere daha hayal kırıklığı yaşayan çocuklar ilgilendiriyor. YÖK ile Danıştay kararları (raketleri) arasında gidip gelen birer ping-pong topuna dönüştürülen çocuklar… Temmuz kararı çıktığında da yazmıştım: YÖK'ün bu kararı, genel liselerden geçerek ÖSS kuyruğuna giren 2 milyona yakın genel lise öğrencisinin üzerine meslek liselerinden gelen 1.5 milyona yakın yeni "aday" daha ekleyerek en çok dershanelerde sevinç yaratmıştır. Dolayısıyla, YÖK'ün katsayı farkını kaldıran bu kararı aldığı günün "Dershane Bayramı" olarak ilan edilmesi uygundur!

Söylemek istediğim daha açıkçası şudur:

"Meslek liseleri"nin sayılarının ve donanımlarının geliştirilmesinin ülkenin üretim ve hizmet sektörlerinin birinci dereceden talepleri arasında olduğunu sürekli tekrarlamıyor muyuz? "Genel lise" ve "meslek lisesi" oranının ülkemizde birinciler lehine olmak üzere çok dengesiz olduğunu sürekli tekrarlamıyor muyuz? Üniversite mezunlarının büyük bölümünün –artık kronikleşen biçimde- işsizliğe mahkûm olduğunu her gün tekrarlamıyor muyuz? Bursa örneğinde olduğu gibi, meslek liseleri ve üretim sektörü arasında akılcı bir işbirliği tesis edildiğinde -bu şehrin bir meslek lisesi müdürünün ifade ettiği gibi- mezunların tamamını gördükleri eğitim ve öğretime uygun bir işin beklediğini sürekli tekrarlamıyor muyuz? Ülkenin Milli Eğitim Bakanı (Hüseyin Çelik örneğinde olduğu gibi) lise çağına gelmiş gençleri "beyaz yakalı olmak" arzusundan uzak durup, bir genel lisenin bakanlığa maliyetinin en az iki misli bir harcamayla kurulan meslek liselerine davet ettiğini sürekli tekrarlamıyor muyuz?

Bütün bu doğru tespitler ortada dururken, bir de bakıyoruz ki, YÖK "Bütün lise mezunları üniversiteye!" kampanyası açıyor…

Oysa yapılması gerekenler bambaşka. Ülkenin meslek liselerini, üretim ve hizmet sektörüyle çok daha sıkı bir işbirliğine sokmak, bu yolda gerekli donanıma sahip kılmak ve sonuç olarak bu okulların mezunlarını nitelikli elamanlar olarak yetiştirerek yaşıtlarını bekleyen büyük işsizlik sorunundan kurtarmaktır yapılması gerekenler.

Ama anlaşılan o ki, her iki karar mercii de (YÖK ve Danıştay) "katsayı"dan söz ederken neredeyse sadece imam hatip lisesi mezunlarını hatırlamaktadır. Oysa bu akıl yürütme baştan sona yanlış ve "siyasi" niteliktedir. İmam hatip liseleri, tabii ki, birer "meslek lisesi" değildir. Bu liseler sadece, Diyanet'in ihtiyacına cevap verdiği ölçüde "meslek lisesi"dir. Bu okulların müfredatı "genel lise + yoğun dini eğitim-öğretim" şeklinde düzenlendiği için, mezunlarının ÖSS yarışmasındaki başarı oranları diğer meslek liseli mezunlarından çok daha yüksektir. (28 Şubat sistemi "katsayılar" düzenlemesini bu mezunların "hassas fakülteler"de giderek yükselen oranlarına tırpan atmak için yapmamış mıydı?)

O halde, madem ki "kararlar kavgası" imam hatip lisesi mezunların yolunu açmak-kapamak çerçevesinde cereyan ediyor, sahici meslek liselerini bu kavganın-tartışmanın dışına taşımak şarttır. Bunun da yolu -kim bilir kaç kere yazıp yayınladım- imam hatip liselerini "genel lise" statüsü altında toplamak, bu okulları meslek lisesinden saymamaktır.

Ama bir şartla: Artık "genel lise"ye dönüşmüş bu okulların hayatlarını birer devlet okulu olarak sürdürmesinin de önünü keserek. Yani, bugünkü imam hatip lisesi müfredatını koruyan özel genel liseler. Bu okulların adında artık -tabii ki- birçok kimsenin yanlış olarak bu okulları birer "meslek lisesi" gibi değerlendirmesine neden olan "imam hatip" ifadesi de yer almayacaktır.

"Meslek liseleri"nin bugünü ve yarınını olması gerektiği gibi tartışma ancak bu süreç tamamlandıktan sonra başlayabilecekmiş gibi görünüyor.



Bu yazı 199 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 17 Aralık 2011 'Harbe hazırlık' ve Bahçeli'den 'suikast hazırlığı' yorumu
    • 20 Kasım 2011 Çadırlarda yaşayan depremzedeler kışlalara yerleştirilsin
    • 19 Kasım 2011 'Bedelli' tartışması ışığında Uğur Kantar cinayeti
    • 22 Mayıs 2011 'Darbecilik genleri': Büyük bir keşif!
    • 7 Şubat 2011 Kıbrıslı Türkler ne diyor?
    • 16 Ocak 2011 RTÜK Kanunu'nun 'yayın ilkeleri'
    • 26 Eylül 2010 Yeni anayasa'?
    • 10 Temmuz 2010 Kötümser mi –yoksa- iyimser mi olmalıyız?
    • 28 Mart 2010 Paket'e ilişkin 'üç tarz'ı siyaset'
    • 7 Aralık 2009 DTP'ye de dokunma!
    • 29 Kasım 2009 İki karar da problemli (2)
    • 16 Kasım 2009 'Dersim Açılımı'
    • 5 Ekim 2009 'Yargı' bizi çıldırtmadan…
    • 14 Eylül 2009 'Vatan hizmeti'nin sapkın bir tarifi: İşkence yapmak
    • 2 Ağustos 2009 Çözüm 'Türkiye modeli' çerçevesinde aranmasın sakın
    • 27 Temmuz 2009 YÖK'ün aldığı kararın 'önümüzü açtığı' doğru mu?
    • 9 Şubat 2009 Bir tahliye kararı
    • 18 Ekim 2008 Başbakan'ın desteği
    • 12 Temmuz 2008 Konuyu ikisi de bilmiyor muydu zaten?
    • 23 Haziran 2008 'Lalalık pedagojisi'ne devam

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,704 µs