En Sıcak Konular

Cengiz Çandar


Cengiz Çandar
0 0 0000

Ak Parti ve DTP kongrelerini doğru değerlendirmek...



Birer gün arayla gerçekleşen iki parti kongresi Türkiye’nin yakın geleceğini birebir etkileyecek sonuçlar verdi.
İlki iktidardaki Ak Parti’nin, ikincisi DTP’nin kongresi. Her iki kongreyle ilgili değerlendirmeler Türkiye’nin geleceğinin ipuçlarını yakalamak açısından önemli.
İlkine ilişkin ‘doğru’nun ipuçlarını veren değerlendirmeler iyi-kötü orada burada yayımlanıyor da, ikincisini ‘doğru’ okuyan değerlendirmeye pek rastlayamadım. İkincisi yani
DTP’ye ilişkin olanı, bana kalırsa, değerlendirmeden ziyade PKK’ya gönderme yapılarak DTP’ye yöneltilen bildik eleştiriler niteliğinde.
Yani, DTP’ye bakış açısında pek yeni bir şey gözükmüyor. Kendilerine göre değerlendirme, bana kalırsa eleştiri yapanlar, DTP Kongresi’nde yeni bir şey görmedikleri için böyle yaptıklarını söyleyebilirler, zaten yeni bir şey olmadığını da söylüyorlar. Söylemeye devam ediyorlar.
Bu ‘gözlem’in isabetinden kendi payıma ben kuşkuluyum.
DTP’ye uygulanan ‘bakış açısı’ ile Ak Parti Büyük Kongresi’ni de değerlendirmek pekâlâ mümkündür. Ak Parti, bir benzetmeden ziyade bir ‘gösteri’ toplantısı oldu.
Tek genel başkan adayının tüm oyları topladığı, 50 kişilik üst yönetim organında 17 kişinin değiştiği tek listeyle seçildikleri bir günlük bir toplantı. Ne değişti ki?
Ak Parti Kongresi’nden çok önemli sonuçlar çıkartanlar, DTP Kongresi’ni ‘eski hamam eski tas’ diye yorumluyorlar. Oysa her iki kongreye de aynı ‘dinamik’ damgasını vurdu.
Ak Parti’nin kongresi 2011 genel seçimlerinden ve 2012 Cumhurbaşkanı seçiminden önceki son kongre. Söz konusu tarihlere dek ‘olağanüstü’ kongreye gitmezlerse tabii. Gitmeye gerek duymadıkları, duymayacakları bir lider ve örgüt yapısına sahip oldukları anlaşılıyor. Bu yüzden, başka hiçbir neden olmasa da, önemli bir kongreydi iktidar partisinin kongresi.
Önceki akşam Hasan Cemal ile birlikte yaptığımız CNN Türk’teki ‘Tecrübe Konuşuyor’ programında konuşan ‘Kongre Divan Başkanı’ ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, üzerinde düşünmeye değer bilgiler aktardı. Büyük Kongre’ye gelene dek 81 ilde yapılan kongrelerin 30’unda tek aday çıkmış, 31’inde iki aday, 20’sinde ise üç aday yarışmış. Büyük Kongre, o süreçten gelen önümüzdeki dönemde verecekleri mücadeleye ilişkin bir ‘ortak irade beyanı’ toplantısı anlamına geliyor.
O nedir?
‘Demokratik Açılım’ veya Ak Parti lideri Başbakan’ın tanımıyla ‘Milli Birlik Projesi’ doğrultusunda mücadele.
Bu o kadar önemli ki, Bülent Arınç, ‘seçim kaybetme dahil olma pahasına, her ne pahasına olursa olsun’ söz konusu mücadelenin verileceğini söyledi. Yani, Ak Parti ‘geri dönüşü olmayan bir yol’a cumartesi günkü büyük kongresiyle girdi.
O nedenle çok önemli bir kongreydi.
***
Aynı zaman diliminde yapıldığına göre, DTP Kongresi’ni de eşdeğer önemde görmekte yarar var.
Üstelik DTP de, tıpkı Ak Parti gibi ‘yönetici iskeleti’ni değiştirmeden, yönetim yapısında rötuşlara gitti,
bazı değişiklikler yaptı.
Peki, DTP’ye ‘bir değişiklik olmadığı’ yönünde yapılan eleştiriler nereden kaynaklanıyor?
Bir eleştiri ‘Demokratik Açılımı’ kendi ya da hatta PKK’yı, bu arada Abdullah Öcalan’ı meşrulaştırmak için alet ettiğini öne sürüyor. Bu eleştiri, DTP’li siyasetçilerin ‘sorunun çözümü için yol almak amacıyla uzlaşmacı ve meşruiyetçi bir dil’ kullanmaları öneriliyor. Yani eleştiri DTP’lilerin ‘uzlaşmacı olmayan’ bir dil kullandıklarını ifade etmiş oluyor.
Bir başka eleştiri ise Başbakan’ın yakın çevresinde ifadesini bulan ‘DTP’nin taleplerinin tüm Kürtlerin taleplerini yansıttığını düşünmenin yanılgı’ olduğu önermesinden hareket ediyor. DTP’nin söyleminin PKK’dan tümüyle ayrışmamış olduğu ima edilerek, bunun ‘Kürtlerin tek temsilcisi olmadığı’ vurgusundan hareketle, DTP’ye mesafe konuyor.
DTP’nin ‘Demokratik Açılım’ı kendisini meşrulaştırmak için ‘alet etmesi’ değilse de ‘değerlendirmesi’nde herhangi bir yanlışlık yok. Türkiye’nin Kürtlerini temsil etme iddiasında olan bir partinin esas itibarıyla ‘Kürt sorununun çözümü’ amacına yönelik olan ‘Demokratik Açılım’ süreci boyunca kendisini meşrulaştırmak amacının neresi niye yanlış olsun?
Bu noktada, gelelim, DTP’nin ‘Kürtlerin tek temsilcisi’ veya ‘DTP’nin tüm Kürtlerin taleplerini yansıtıp yansıtmadığı’ konusuna. DTP, kuşkusuz Türkiye Kürtlerinin tek temsilcisi değil ama yine kuşkusuz ‘en önemli temsilcisi.’ Ak Parti de, aldığı oylara, dayandığı seçmen zeminine bakıldığında ‘Ben Kürtleri de temsil ediyorum’u haklı olarak öne sürebilir, böyle diyebilir. Ama DTP Kürtlerden başka hiçbir şeyi temsil etmiyor. Sadece Kürtleri temsil ediyor. Kürtlerin çok kayda alınması gereken bir parçasını temsil ediyor. Ve, evet DTP Türkiye’deki Kürtlerin ‘yasal zemin’deki ‘en önemli’ temsilcisidir.
Bu gerçeğe sırtını dönmek, kendini aldatmaktır, en kötüsü ‘Demokratik Açılımı’ı da, ‘Kürt sorununun çözümü’nü de hedefine ulaştırmamak gibi vahim bir sonucu doğurur.
DTP’nin ‘söylemi’ni beğenmeyebilirsiniz, katılmayabilirsiniz ama o ‘söylem’, her ne ise, başta Diyarbakır, ülkenin Güneydoğu’sunun ta içinden gelen, belli bir ruh haleti ve algılamayı yansıtan bir söylemdir.
Üzerinde durmak ve ciddiye almak zorundasınız. Tek yapmamanız gereken elinizin tersiyle
bir kenara itmektir.
***
İşin PKK ve Abdullah Öcalan boyutuna gelince...
Söz konusu olan PKK’nın dağdan indirilmesi, başka bir deyimle silahsızlandırılması, ‘silahlı çatışma’nın sona ermesi ve Türkiye’ye kalıcı bir barış ortamının yerleştirilmesi ise, o konuda DTP’nin ‘karar verme gücü’ yok. Çünkü, DTP’nin lider kadrosu PKK’nın lider kadrosu değil. PKK’nın silahlarına hükmedenler, DTP’nin karar organlarında bulunanlar değiller.
‘Silahların susması’ konusunda PKK ve liderinin bir aşamada, bir yönden, bir şekilde ‘süreç’e kazandırılması, ‘sorun’un değil, ‘çözüm’ün bir parçası haline getirilmesi gerekiyor. DTP, işin silahlı çatışma boyutu öne çıkarıldığında ‘İmralı’ya gidin’ dediği vakit, bunu demeye getiriyor. Bu noktada kalkıp ‘DTP’ye sen ne işe yararsın?’ diye tepki koymanın ‘işlevsel’ bir değeri de yok, böyle bir tepki haklı da sayılmaz.
DTP Kongresi’nde Ahmet Türk’ün konuşmasını bir kez daha, birkaç kez daha dikkatle okuyun; orada ‘uzlaşmacı’ bir dil kullanıldığını, ortaya atılan taleplerin, şu anda gerçekleştirilecek cinsten olmasalar bile -çünkü Anayasa değişikliği gerektiriyorlar- Kürt meselesinin ‘nihaî çözümü’ için önemli ipuçları taşıdığını görebilirsiniz...

radikal



Bu yazı 212 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 2 Mart 2012 'İç savaş salgını' ve 'korunma yolları'...
    • 8 Şubat 2012 Türkiye, Suriye'de savaşa mı gidiyor?
    • 13 Temmuz 2011 Diyarbakır DTK'nın, BDP Ankara'nın
    • 22 Haziran 2011 Türkiye'nin doğru Suriye pusulası
    • 14 Haziran 2011 Yeni anayasa için AK Parti-BDP-CHP uzlaşması
    • 13 Mayıs 2011 İktidar Kürt sorununu anlamalı
    • 16 Nisan 2011 AK Parti'nin Güneydoğu'da 'siyasi ricatı...'
    • 12 Nisan 2011 Aday listelerini okuma kılavuzu
    • 1 Mart 2011 Hoca ve 28 Şubat'ın cenazesi
    • 22 Şubat 2011 Libya: Osmanlı dominosu ve Bingazi'deki kan davası
    • 19 Şubat 2011 Ergenekon faturası
    • 5 Şubat 2011 Mısır'ın tarih yazdığı gün...
    • 8 Ocak 2011 Hizbullah tahliyesi mi rönesansı mı?
    • 5 Kasım 2010 TAK, ne kadar PKK, ne kadar 'Ergenekon?'
    • 29 Ekim 2010 'Tek Cumhuriyet'in iki Ankara'sı
    • 26 Ekim 2010 Bu gidişle katilden çocuk yaratılacak
    • 6 Ekim 2010 Washington'daki Türkiye
    • 1 Ekim 2010 Daha seyahatin başı, çözümün eşiği değil...
    • 29 Eylül 2010 Türkçeye onurunu iade edin
    • 21 Eylül 2010 Hakkâri provokasyonuna inat

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    8,013 µs