En Sıcak Konular

A. Edip Kayılı



A. Edip Kayılı
0 0 0000

Sel felaketi ve kaybolan insanlık



Geçtiğimiz haftanın en önemli konusu “kayıplar” meselesiydi… Basınımıza baktım da pek bu kayba dikkat çeken olmadı.

Neden kayıplarımızı konuşmuyoruz?

Neden kaybettiklerimizin farkına varmıyoruz?

Şimdi ne kaybı, diyenleriniz olabilir. Nereden çıktı bu mevzu, diyenler de olabilir. Olsun. Sağanak yağmurun sele dönüştüğü geçtiğimiz hafta, dükkânlar, evler, bahçeler ve araçlar zarar görmedi mi? Onca insan telef olmadı mı?  Ocaklara ateş düşmedi mi? Gözyaşları sele karışmadı mı?

Daha ne olsun? Kayıplar haftasıydı geçen hafta…

Diyeceksiniz ki, “ey yazar, eğer kayıp dediğin bu ise, bütün basın bu kayıptan söz etti, görmedin mi?”  Gördüm, gördüm de… “E, hala ne diye kayıplarımızın farkında değiliz diyorsun? Biz hepimiz, neyi kaybettiğimi biliyoruz. Kader işte… Hem yetkililer felaketin boyutlarını gördü, önlem de aldılar. Daha ne olsun? Allah devletimize milletimize zeval vermesin!”

Âmin, âmin de… Meseleyi kader boyutunda görüp değerlendirmek iyi de, daha başka kayıplar da var. Asıl kayıp, o daha başka kayıplarda. Bu rahmet ayında sadece maddi kayıplar yaşamadık.

Şimdi de, “ey yazar şifreli konuşma! Eline kalemi aldın, öyle ağdalı ağdalı konuşma! Neyse söyle!” diyorsun. Haklısın. Lafı eğip bükmeye gerek yok. Evet, hemen söyleyeyim, geçen hafta çok büyük bir değerimizi kaybettik. Bu sadece geçen hafta ortaya çıkan bir kayıp mı? Hayır, son on yılda daha bariz bir şekilde yokluğu hissedilen bir kayıp. Ama işin acı tarafı pek çok kimse yokluğunu hissettiği bu kaybın farkında değil.

Aziz dost, seni yormak istemem, hemen söyleyeyim: Biz millet olarak güveni kaybettik. Güven duygusunu… Güven kaybolunca da diğer kayıplar başladı. Kanaati kaybettik. Sadakati kaybettik. Samimiyeti kaybettik. Arı ve iffeti kaybettik… İnsanı insan yapan değerleri kaybettik. Bunlar kaybolunca geride ne kalır? Hele bir düşün, sahi geride ne kalır? Geride sadece insan suretinde tüketmeye, çalmaya çırpmaya, yağmalamaya, şiddete, teröre ve isyana ayarlanmış bir robot kalır. Artık bu duruma ne dersen de, ister insanlıktan çıkış de, istersen insanlığın kaybı.

Adını ne korsan koy.

Nasıl tanımlarsan tanımla.

Fakat bil ki, güven insan çadırının direğidir. Direk düştüğünde, insan da, insanlık da düşer.

Sırası gelmişken şunu da söyleyeyim: Bu düşen insanlığı, sadece orada dükkânları ve işyerlerini yağmalayan zavallılara da indirgeme. Devleti yönetmeye talip siyasilerin beyanatlarına, milleti aydınlatmak isteyen yazar-çizerlerin yazıp çizdiklerine de bak. Çıplak gözle bir bak… Şunu göreceksin: Felaketten siyasi çıkar elde edenler, o çalan çırpanlardan pek farklı değil. Yaralara merhem olmak, hastalara şifa olmak varken izzet u ikbal hesabı yapanlar… Kaybolmuş güveni bulup yeniden insanlığa hayat vermesi gerektiği halde, kayıpları artıranlar… Evet, o yahut bu değil, bizzat biz, bizzat ben ve sen.

Evet, geçtiğimiz haftanın en önemli konusu, “kayıplar” meselesiydi… Fakat çoğumuz işçi taşıyan araca ve o araçta can veren masum canlara, onlara bu hayatı reva gören patronun lüks arabasına, selde zarar gören araçlara, işyerlerine ve yağmalara takılıp kaldık… Bunlar görünen kayıplardı. Ama asıl kayıp, görünenin arkasında, satır aralarındaydı; onu görmedik yahut görmezden geldik. Bu yüzden gene işin kolayını tercih ettik ve yüreğimizdeki yangını söndürmek için faturayı mevcut yöneticilere kestik. Nutuklar çektik, yazılar yazdık, programlarda konuştuk, ölenlere rahmet diledik, önlemler alınacak dedik ve yine anlık tedbirlerle rahatladık.

Aspirinci milletiz biz… Rahatlarız.

Kimilerimiz de tarihe sığındı, Fransızlara güven dersi veren ecdadı andı… Böyle de rahatlayanlar oldu. Yağma psikolojisi diyenler de çıktı, ama işte öyle… Fakat kimse çıkıp da asıl kaybımızı söylemedi. Kimse çıkıp da insanlığımızı bize hatırlatmadı.



Bu yazı 871 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 4 Kasım 2011 Kurban yakınlaşmadır
    • 30 Ekim 2011 İyi ve güzel olanı görmek
    • 27 Ekim 2011 Sabır...Yine sabır
    • 28 Haziran 2011 Yükseliş Günü
    • 9 Mart 2011 Kar yağıyor sokaklarına şehrin
    • 21 Şubat 2011 Şehrin delisi
    • 29 Eylül 2010 Yeni müftümüz Prof. Dr. Işıklı
    • 4 Eylül 2010 Kadir kadrinizi yüceltsin
    • 26 Mayıs 2010 Kerbela’nın İzinde
    • 26 Nisan 2010 Hikmeti aramak
    • 11 Ocak 2010 Arşivlerimiz ve kaybolan heyecan
    • 17 Aralık 2009 Kuyular kazmak ve sevgiliyi anmak
    • 23 Kasım 2009 Kaybolan safiyet
    • 16 Ekim 2009 Sessiz gemi ve üç güzel yolcu
    • 26 Eylül 2009 İçimizdeki şiddet
    • 18 Eylül 2009 Güle güle Ramazan
    • 14 Eylül 2009 Sel felaketi ve kaybolan insanlık
    • 8 Eylül 2009 İsyancı ruhlara ihtiyaç var
    • 2 Eylül 2009 Neden kendimiz olamıyoruz?
    • 27 Ağustos 2009 Jose Mourinho müftü mü?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,311 µs