En Sıcak Konular

Ertuğrul Özkök


Ertuğrul Özkök
0 0 0000

Gazetecinin felaketi



ECELİN provası olur mu?

Olmaz.

Olmaz da, insan düşünmeden edemez.


Mal taşımak için yapılmış o kapalı kasa minibüste işinize gidiyorsunuz.

10 kadın arkadaşsınız.

En küçüğünüz 19, en büyüğünüz 47 yaşında.

En büyüğünüzün evde bekleyen 5 çocuğu var.

İşe gidiyorsunuz.

Minibüsün içinde oturmuşsunuz, dışarıyı göremiyorsunuz.

* * *

Adı, sel.

Geldiği gibi giden, ama giderken her şeyi de götüren bir felaket.

Geldiğini bile görmüyorsunuz.

Etrafınızda bir bağırış çağırış, ama siz görmüyorsunuz.

Dışarı fırlıyorsunuz, felaket hangi istikametten geliyor, onun bile farkında değilsiniz.

Can havliyle kendinizi dışarı atıyorsunuz.

İşte ne olduysa o an oluyor.

Şehrin göbeğinde, caddenin ortasında, asfaltın üstünde bir deniz sizi alıp götürüyor.

O deniz oraya nasıl gelmiş, sormanın manası yok.

Kimin hatası, kim nerde ne hata yapmış, sorsan ne olacak.

Her defasında işte o an gelip aklıma takılır.

Acaba insan o an ne hisseder?

Ölüm korkusu nasıl bir şeydir?

Umudu kestiğiniz an aklınıza kim, kimler, ne gelir?

* * *

Ya o TIR parkında ölen 10 insan.

Onlar da çalışan.

Kimi, aracını, her an kapıda bekleyen yağmacıya karşı korumak için orada kalmış.

Kiminin hayatı zaten hep böyle.

Kıvrıldığı yeri ev bellemiş bir hayat.

Nereden bilsin ki, canı gibi koruduğu o TIR, sele kapılıp üzerinden geçecek.

Acaba onlar son anda ne hissetmiştir?

Acaba son anları olmuş mudur?

O kahpe sel, “Son sözün nedir” diyen cellat kadar bile alicenap olmuş mudur?

Birkaç yakınını, çoluğunu çocuğunu, annesini babasını, kardeşini, sevgilisini, karısını düşünecek üç beş saniye bırakmış mıdır?

Bir de cipin üzerine çıkmış anne var.

İki elinde iki yavrusu.

Sonra ikinci bir dalga geliyor.

Küçüğünü alıp götürüyor.

Çocukluğumun “Boş Beşik” hikâyesini hatırlıyorum.

Beşikteki bebeği alıp götüren acımasız bir kartal geliyor gözümün önüne.

O feryat figan annenin hikâyesini hiç unutamıyorum. Bir yavrusu elinde, öteki kaymış gitmiş.

* * *

Gazeteciliğin en dramatik anlarıdır bunlar.

Fotoğraflar tek tek önünüze düşer.

Her birinde bir dram, her birinde acıklı, hüzünlü bir hikâye vardır.

Bilirsiniz ki, her fotoğrafın gerisinde ağlayan insanlar, eksilmiş aileler, yaralanmış ruhlar vardır.

Ne ölüp gidenle, ne kalıp bitenle empati kurabilirsiniz.

Sadece üzülür, hüzünlenir, ağlarsınız.

Sonra meselenin ruhsuz yanı, oranızdan buranızdan çekiştirmeye başlar.

Hangi fotoğraf daha etkileyici ona bakarsınız.

Hangi başlık sizi tatmin eder, okuyucunun ruhunda bir adrese iadesiz taahhütlü gider ona bakarsınız.

Hep böyledir.

Birinci gün felaketi anlatırsınız.

İkinci, üçüncü günler selden, depremden, afetten geriye kalan insan hikâyeleri.

Hikâye dediysem, dramları demek istiyorum.

Trajedileri.

* * *

Kaderin cilvesine bakın ki, böyle günler gazeteciliğin en kolay zamanlarıdır.

Felaket geneldir, özel haber aramanız gerekmez.

Çünkü felaket geneldir.

Gazeteciliğin en kolay, ama en kötü günleridir.

Anlarsınız ki ecel aceledir, O zavallı insanların son anlarını bir türlü yakalayamazsınız.

Size, geriye kalan zamanlar, arkada kalan insanlar, yaşayan hüzünler kalır.

O hüzünleri haber haline getirirken içime hep o acı düşer.

Kendimi ıstırap asalağı gibi hissederim.

Bu da gazetecinin felaketidir.

hurriyet



Bu yazı 814 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 10 Ocak 2011 İslam’ın samimi sesi bu mektupta
    • 23 Eylül 2010 Hayır Ahmet, babanı sen öldürttün!
    • 2 Temmuz 2010 Halk avukatları silkeliyor
    • 1 Haziran 2010 Size sesleniyorum İsrailli dostlarım
    • 15 Mayıs 2010 O kitabı yeniden yayınlamak isterdim
    • 11 Şubat 2010 Postmodern faili meçhuller
    • 7 Ocak 2010 Eyvah, yine dil zaptiyeliği mi
    • 5 Ocak 2010 Önümüzdeki dönem yükselecek yazarlar
    • 3 Ocak 2010 Genel yayın yönetmeni nasıl gider
    • 9 Aralık 2009 Herkesin iki oy hakkı olmalı
    • 25 Kasım 2009 Ergenekon sanığı ile ortak hisler
    • 12 Kasım 2009 Bu da benim ilerleme raporum
    • 14 Ekim 2009 Kimse bana şunu sormadı
    • 1 Ekim 2009 Jurnalci gazetecilere yazıyorum
    • 16 Eylül 2009 Provokatör veya yoldaş
    • 11 Eylül 2009 Gazetecinin felaketi
    • 27 Ağustos 2009 Ben, gazeteci Ertuğrul Özkök
    • 28 Temmuz 2009 Cesur Türkler, cesur Kürtler
    • 16 Temmuz 2009 Manşet yapmamak doğru muydu
    • 8 Temmuz 2009 Kavgayı bitirmek için plan

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,789 µs