En Sıcak Konular

Gülay Göktürk


Gülay Göktürk
0 0 0000

Pimi çekilmiş bomba



Elinde pimi çekilmiş bombayla ölümü bekleyen bir insan. Hayatı parmak kaslarının dayanma gücüyle sınırlı bir ölüm mahkûmu...Biz bu sahneyi filmlerde çok seyrettik.
Ama karakterler bambaşkaydı.

Ya eline pimi çekilmiş el bombası verilen kişi filmin kahramanı olurdu; onu öylece bırakıp giden de gözü dönmüş bir katil... Bu durumda bilirdik ki mutlaka bir mucize olacak ve o bomba patlamayacak, kahramanımız kurtulacak.

Ender olarak da, adalete güvenini hepten kaybetmiş kahramanımız, filmin başından beri ortalığı kan gölüne çevirmiş baş caniyi nihayet köşeye sıkıştırdığında yargısız infazına karar verir ve eline bombayı tutuşturup sakin adımlarla uzaklaşırdı. Ama finalin böyle olması için, senaristin biz seyircileri film boyunca kötü adamın insanlığın bir defosu olduğuna ve yok edilmesinin herkes için hayırlı olacağına iyice inandırmış olması gerekirdi. Bu durumda bile, yönetmen -olur ya, acıma duygularımız ağır basar ve kahramanı suçlarız diye- kötü adamın ölümünü bize yakın plan izletmez; sadece uzak plandan çekişmiş bir patlamayla verirdi.

Şimdi öğreniyoruz ki gerçek hayat film senaryolarından çok daha vahşi, çok daha acımasız olabiliyormuş.

Pimi çeken ve bombayı tutan aynı taraftan olabiliyormuş...

Bir komutan, hayatı kendisine emanet edilmiş askerinin eline pimi çekilmiş bomba verip arkasına bakmadan sakin adımlarla uzaklaşabiliyormuş...

Gerçek hayatta filmlerdeki gibi mucizeler olmadığından, iyi kahramanın parmakları ölüme karşı ancak 45 dakika direnebilmiş ve sonra, boom!

Sonuç: Dört "şehit..."

 X x x

Ne de güzel adlar buluyorlar!

"Eğitim zayiatı" diyorlar; "görev kazası" diyorlar.

Bu vahşetin adı da "fırsat eğitimi"ymiş; tutuklu teğmen öyle demiş.

Nevzat Tarhan'ın iddiasına göre, bu teğmen harp okullarında verilen "karizmatik liderlik" anlayışının kurbanıymış. Karizmatik liderlik eğitiminin amacı subay adaylarına "yüksek özgüven, risk alma, kendini dava için feda etme, baskın olma ihtiyacı, yüksek ikna ve etkileme gücü, vatanseverlik davası için yüksek maliyete katlanma ve sadakatin yüceltilmesi" gibi nitelikler kazandırılmasıymış. (Küçük bir fark: Olayımızdaki teğmen kendini değil, koruması altındaki askerlerini feda ediyor "dava"ya.) Ne var ki, son yıllarda "karizmatik liderlik" anlayışının sakıncaları ortaya çıktığı için bu eğitim terk edilmiş ve "bilimsel liderlik" eğitimine geçilmiş.

Ve anlaşılan bizim teğmen "bilimsel liderlik" eğitimini devre farkıyla kaçırdığı için filmlerdeki kötü kahramanları bile şaşırtacak kadar zalimleşebilmiş.

 X X X

Doğrusunu isterseniz benim olayla ilgili çok daha basit ve sade açıklamalarım var: Bu teğmeni bu kadar zalim ve bu kadar fütursuz yapan şey yaptıklarının hesabını vermeyeceğine duyduğu güvendir.

Evet, sonuçta bu da bir "eğitim" sonucudur. Ama formel bir eğitimin değil, ordu içinde bulunduğu yıllarda gözlemlerine ve deneyimlerine dayanarak edindiği eğitimin sonucudur. Bu eğitimin ders notları yoktur; hocası yoktur. Ama olayımızdaki teğmen daha harp okuluna ayağını attığı andan itibaren öğrenmeye başlamıştır ki, kendisi Türk toplumu içinde imtiyazlı bir yere sahiptir. Özeldir, dokunulmazdır, eleştirilmezdir, hesap sorulamazdır. Daha sonraki görev yıllarında tanık olduğu nice olay; Şemdinli'deki suçluların yargıdan kaçırılışı, Dağlıca'da, Aktütün'de komutanlarının takındığı tutum; bulunan LAW silahlarıyla ilgili inkârlar; askerler

ordunun kendi döşediği mayınlarda patladığı zaman yapılan "PKK yaptı" açıklamaları; bütün bunlar onda hayatı boyunca topluma karşı "ordunun koruyucu kanatları altında" olacağı; hatalarının örtbas edileceği, "kol kırılır yen içinde kalır" geleneğine sonuna kadar güvenebileceği inancını yaratmıştır.

İşte onu bu kadar zalim ve bu kadar fütursuz kılan "eğitim" budur.

Hayat ona -ve bütün diğer teğmenlere- bunun aksi bir eğitimi vermedikçe de, filmlerde bile rastlamadığımız türden tüyler ürpertici suçlar işlenmeye devam edecektir.

bugün



Bu yazı 436 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Eylül 2012 Susmak için artık çok geç
    • 24 Eylül 2012 Darbecilik mahkûm oldu
    • 21 Eylül 2012 7 adımda çözüm planı
    • 14 Eylül 2012 Libya
    • 25 Ağustos 2012 Kürtler'i PKK'dan korumak
    • 8 Ağustos 2012 Tehditle canlı kalkan olunur mu?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye Kürdistanı
    • 2 Temmuz 2012 Zana kimi, neyi temsil ediyor?
    • 18 Haziran 2012 Kılıçdaroğlu Bahçeli'nin arkasına saklanıyor
    • 15 Haziran 2012 Olmayacak duaya amin
    • 11 Haziran 2012 Oslo süreci yeniden mi?
    • 8 Haziran 2012 Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesi
    • 4 Haziran 2012 Ses kayıtları
    • 30 Mayıs 2012 Parti kongreleri neden yapılır?
    • 21 Mayıs 2012 Sivil bayramlar dönemi
    • 11 Mayıs 2012 Yine mi?
    • 9 Mayıs 2012 Solun resmi tarihi
    • 25 Nisan 2012 Keşke CHP bölünse
    • 11 Nisan 2012 Kafası karışık bir Demirtaş
    • 9 Nisan 2012 Nizam-ı alem

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,401 µs