En Sıcak Konular

Murat Yetkin


Murat Yetkin
0 0 0000

Askerin ihbar furyası endişesi



Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün talebi üzerine askerlerin sivil yargıya tabi olma koşullarını genişleten yasa üzerine Genelkurmay ve Milli Savunma Bakanlığı’nın görüşlerini Köşk’e
bildirdiğini dün duyurmuştuk.
Özetlemek gerekirse, asker yasanın 1-Anayasa’ya aykırı olduğunu,
2- Bu nedenle askeri yargıyla sivil yargının, görev alanları çatışması
yaşayabileceğini ve 3- Askeri mahallerin sivil yargı ve kolluk kuvvetlerinin kısıtsız denetimine açılmasının her orduda bulunması gereken disiplin ve emir komuta zincirini zedeleyeceği, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin istihbarat örgütlerinin faaliyetine açık hale geleceği değerlendirmesi vardı. Ayrıca bu yolla kışlaya siyasetin gireceği tezi de vardı.
Özellikle bu son maddenin gerekçelendirilmesinde, karargâhlarda görevli asker kişiler aleyhine, siyasi, ya da kişisel husumet nedeniyle yazılacak ihbar mektuplarıyla kışlaların, karargâhların sürekli olarak -belki de sırf taciz etmek amaçlı kurmaca ihbarlarla- meşgul edilip asli görevinden alıkonulacağı endişesinin yattığı anlaşılıyordu.
Bu konuyu üst düzey askeri yetkililerle konuşma fırsatı bulunca ortaya çıkan manzara şöyle oldu:

* Askerler (Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un 26 Haziran’daki basın toplantısında sözünü ettiği, TSK’ne karşı) asimetrik psikolojik savaşın hedefinin bütün süreci (12 Haziran’da Taraf gazetesinde ‘AKP ve Gülen’i bitirme planı’ başlığıyla ve altında Genelkurmay’da görevli Albay Dursun Çiçek’in imzası olduğu iddiasıyla) yayımlanan ‘belge’ ile irtibatlı göstermek olduğuna inanıyorlar.

* Üst düzey askeri kaynaklar, Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın Albay Çiçek aleyhine kamu davası açılabilmesi için hem İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, hem de devletin diğer kurumlarından ilk günden itibaren bilgi ve belge talep ettiklerini, ancak şimdiye dek ellerine hiçbir şey ulaşmamış olduğunu özellikle vurguluyorlar.  Bu konuda bir üst düzey
kaynağın sözleri ilginç: ‘Hâlâ belge yok. Ama bu illa olacak anlamına gelmiyor. Belki de hiç çıkmaz’.

* Peki, sivillerin elinde Albay Çiçek’e kamu davası açılmasına yarayacak bir belge veya bilgi yoksa, ya da askere verilmemiş ise, Asker kendi istihbarat imkânları ile neden bunu araştırıp ortaya koymuyor? Bu soruya askeri yetkililerin yanıtı şöyle oldu: 1- Askeri Savcılık, iddia edilen belgenin Genelkurmay’da üretilmediğini ortaya koydu, 2- Bizce bu iddia edilen belge askerler tarafından değil siviller tarafından hazırlanmıştır, 3- Dolayısıyla araştırılması bizim yetki alanımıza girmiyor, sivil makamların araştırıp ortaya koyması gerekiyor.

* Bu arada önemli bir ayrıntı öne çıkıyor: Askerler, iddia edilen belgede imzası bulunduğu yazılan Albay Dursun Çiçek’in, İstanbul Başsavcılığı tarafından sorguya alınmasında bu ‘belge’nin değil iddia edilen Ergenekon örgütüyle irtibatının gerekçe gösterildiğine dikkat çekiyorlar.

* Hürriyet gazetesinde 4 Temmuz’da yayımlandığı üzere, Albay Çiçek önce 17 Haziran’da belge ile ilgili sorguya çağırılmış. Ancak Askeri Savcılık ‘kendi soruşturmasının devam ettiğini’ söyleyince İstanbul Başsavcılığı ‘Askeri yargıya güveniyoruz’ diyerek sorguyu ertelemişti. Çiçek’in 30 Haziran’daki sorgusu ise ‘Ergenekon şüphelisi’ gerekçesiyle yapılmış, Çiçek o gece tutuklanmış, ertesi gün delil yetersizliği gerekçesiyle tahliye edilmişti.
Yine de Albay Çiçek’in görevinden alındığı ve bir başka dairenin hizmetine verildiği doğrulanıyor.

* Askeri yetkililerin dikkat çektiği bir başka husus ise Albay Çiçek’in ikinci kez sorguya çağırılması ile Orgeneral Başbuğ’un basın toplantısı yapması arasında bağ olduğu yolundaki yorumlar. Yetkililer, bunu kesin dille yalanlıyor ve bunun da psikolojik savaşın parçası olduğunu söylüyorlar. Onlara göre, basın toplantısı 26 Haziran’da, duyurusu da 25 Haziran’da yapılmıştı. Oysa Çiçek’i 30 Haziran’da ifadeye çağıran İstanbul Başsavcılığı duyurusu 24 Haziran’daydı. (Çağrının Milli Güvenlik Kurulu’nun  toplanacağı 30 Haziran için çıkarılması bir tesadüf müydü? Şu anda bilemiyoruz.) 

* Askeri Savcılığın ‘Bu belge Genelkurmay’da üretilmemiştir, imzanın Albay’a ait olduğu kanıtlanamamıştır, kovuşturmaya gerek yoktur’ açıklaması 24 Haziran’da yayımlanır yayımlanmaz, İstanbul’daki savcılar toplanmış ve Askeri savcılığın işi tamamlandığına göre, kendilerinin devreye girebileceğini düşünmüşlerdi. Askeri yetkililer bu noktada İstanbul Savcılığı eyleminin meşru olduğunu, ‘psikolojik harekâtla’ ilgisi olmadığını söyleyip, ikisi arasında ilişki kuranları suçluyorlar.

* Askerler Albay Çiçek’in sorgulanıp tutuklanmasıyla Meclis’ten geçip Cumhurbaşkanı’nın değerlendirme sürecindeki yargı usulleri yasası arasında da doğrudan bağ kurmuyorlar. Çünkü böylelikle mevcut yasalarla da asker kişilerin sivil mahaller dışında, görevleriyle ilgili olmayan konularda sivil mahkemelerde yargılanabileceği bir kez daha görüldü. Nitekim iddia edilen Ergenekon davasında halen 10 subay üç astsubay tutuklu bulunuyor.

* Ancak askerlerin zihninde yasa değişikliği ile Albay Çiçek’in durumu arasında benzerlik kuran bir başka unsur; psikolojik bir unsur var. O da İstanbul Başsavcılığı’nın Çiçek’in sorgulanma gerekçesi olarak doğrudan iddia edilen belgeyi değil, Çiçek aleyhinde gönderilmiş bir ihbar mesajını göstermesi. Yani Albay Çiçek, askeri kaynakların verdiği bilgiye göre, iddia edilen belge nedeniyle değil, bir ihbar mektubuyla sorgulanıp, yargılanıyor.
Cumhurbaşkanı Gül’ün ekinde başka ne gibi yasal değişiklikleri uygun gördüğünü söyleyen bir metinle birlikte de olsa- yasayı onaylaması durumunda, TSK’nın disiplin, emir-komuta ve faaliyetini olumsuz etkileyecek bir ihbar furyasına maruz kalması endişesi duymasına işte bu atmosfer katkıda bulunuyor. Askeri kaynaklar bu çerçevede, medyada yer alan ‘Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarına milletvekillerine benzer dokunulmazlık zırhı’ konusuyla kendilerinin ilgilenmediğini, ancak yasanın Cumhurbaşkanının imzasıyla yürürlüğe girmesiyle, çıkarılacak olsa bile yeni yasaların çıkması arasında geçen sürede devlet işleyişinde onarılması güç hasarın oluşabileceğini söylüyorlar.
Tarih tuhaflıklarla dolu. Çünkü 1960, 1971 ve 1980’de demokrasiye askeri darbe süreçlerinde çok sayıda Türk vatandaşı çoğu asılsız birer ihbar mektubuyla kendilerini (bazıları işkenceli) sorgularda, hapiste bulmuş, suçsuzluklarını kanıtlamaları yıllar sürmüş, o arada sağlıklarını, işlerini ve hayatlarının normal akışını, bazıları hayatlarını kaybetmişti.
Şimdi askeriye, yasanın onaylanması halinde bir asılsız ihbar kampanyasına maruz kalacağından haklı olarak endişe ediyor. Geçenlerde Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız’ın da dediği gibi, hukuk devleti herkese gerekiyor.

radikal



Bu yazı 1,261 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 22 Mart 2012 İki önemli mesele
    • 15 Mart 2012 Türkiye'nin yeni deniz stratejisi üzerine
    • 23 Aralık 2010 Şahin'den çağrı: Siyasi partiler yasası değişmeli
    • 11 Aralık 2010 Üniversitelerde ikinci 68 mi?
    • 5 Aralık 2010 Ankara'dan Tel Aviv'e: Özür insani-siyasi diye ayrılamaz
    • 21 Kasım 2010 'Diyarbakır'da 3. bir yol açabiliriz'
    • 19 Kasım 2010 'Füze kalkanında mutabakata yakınız'
    • 15 Kasım 2010 2010 model Ecevit çıkışı
    • 7 Kasım 2010 Hem AK Parti hem de CHP'de merkeze açılım
    • 23 Ekim 2010 Bedelli görüşülmedi ama söz siyasetin
    • 18 Ekim 2010 Gül ve Demirel'le dinleme üzerine
    • 3 Ekim 2010 Siyaset sahnesinde bu kez çok güzel hareketler var
    • 30 Eylül 2010 ABD, Irak sınırında güvenlik şeridine destek verdi
    • 26 Eylül 2010 Bilim dünyasına biraz daha ilgi
    • 16 Eylül 2010 CHP'nin hatası ve faturası
    • 11 Eylül 2010 Öcalan 'boykot' dedi, tansiyon yükseldi
    • 30 Temmuz 2010 Kılıçdaroğlu: Geçmişteki yanlışları telafi ediyoruz
    • 25 Temmuz 2010 Orduda değişim
    • 22 Temmuz 2010 Başbakan hesaplaşacaksa madde 35 ve YÖK'ü kaldırsın
    • 20 Temmuz 2010 AB elçisi: Yeni bir İran istemiyoruz

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,068 µs