En Sıcak Konular

Şahin Alpay


Şahin Alpay
0 0 0000

Genelkurmay Başkanı'na açık mektup



Sayın Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ. Son yıllarda ve günlerde ülkemizde demokrasi ve hukuk devletini geri dönülmez bir şekilde yerleştirme sancılarını yaşıyoruz.
Başkomutanı olarak, TSK'nın demokrasi ve hukuk devletine bağlılığını, bağlı olmayanların ordu içinde barınmasına izin verilmeyeceğini her vesile ile ifade ediyorsunuz. Bunlar bir Genelkurmay Başkanı'ndan duymaya alışık olmadığımız, sevindirici sözler. Ve tabii ki büyük çoğunluğuyla toplumun sizden beklediği, uygulamada da bu beyanlara sıkı sıkıya bağlı kalmanız. Ben beyanlarınızın samimiyetine inanıyorum ve bu inançla demokrasi ve hukuk devleti üzerine size kısaca seslenmek istiyorum. "Akredite" ettiğiniz gazetecilerden biri olmadığım için, açık bir mektupla...

Demokrasinin evrensel olarak kabul gören tanımı, "halkın, halk tarafından, halk için yönetimi"dir. Demokrasilerde, sadece ve sadece halkın meşru seçimlerle işbaşına getirdiği hükümetler yönetir. Hukuk devleti ise, hangi çoğunlukla iktidara gelmiş olurlarsa olsunlar hükümetlerin yurttaşların temel hak ve özgürlüklerinin özüne dokunamamalarının güvencesidir.

Türkiye'de maalesef yaygın olan bir anlayış, halkın kendi kendini yönetmeye yetkin olmadığı, onun için demokrasinin asker-sivil bürokrasinin velayeti ve vesayeti altında olması gereği. Bu zihniyet, en olgun ifadesini 1982 anayasasında buldu. Bu anayasa ile demokrasi üzerinde asker–sivil bürokrasinin vesayeti tesis edildiği gibi, TSK'ya siyasi özerklik tanındı, bu özerklik askere ayrı bir yargı sistemiyle, çiftbaşlı yargıyla da pekiştirildi. Özellikle Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde bu anayasanın maddelerinin yaklaşık üçte biri değiştiği halde, "ruhu" değişmedi. Demokratik hukuk devletlerinde asker ile siyasetin kesin olarak birbirinden ayrılması, askeri otoritenin mutlak olarak siyasi otoriteye tabi olması esas olduğu halde, bizde bu ilkeler maalesef çok sık ve çok ağır biçimlerde çiğnendi. Demokrasi ve hukuk devletine askeri ve yargısal darbeler ve darbe tehditleri sürdü.

Toplumumuzda demokrasi ve hukuk devletine yaygın sadakatsizliğin başka bir gerekçesi de, demokrasi ve hukuk devletinin tümüyle benimsenmesi halinde, bunun laikliğin ve ülke bütünlüğünün sonu olacağı iddiası. Bu iddiayı kimileri ideolojik nedenlerle, yani okullarda öyle belletildiği için, kimileri de ayrıcalıklarını koruma aracı olarak ileri sürmekte. Oysa Türkiye olarak tecrübelerimiz açıkça gösteriyor ki, yurttaşların ezici çoğunluğu din ile devletin birbirine karışmadığı, gerçek anlamda laik bir düzenden ve ülke bütünlüğünden yanadır. Asıl demokrasi ve hukuk devletinden uzaklaşıldıkça, ülke bütünlüğüne tehditler büyümüştür. Öte yandan gerek bizim gerekse başka ülkelerin tecrübeleri açıkça gösteriyor ki, laikliğin de ülke bütünlüğünün de güvencesi demokrasi ve hukuk devletidir. Sorunlara en iyi ve en kalıcı çözümler ancak demokratik hukuk devletinde bulunabilir, yanlışlar ancak böyle bir düzende düzeltilebilir.

Eğer demokrasi ve hukuk devletinin herkesi bağlamasını istiyorsak, 12 Eylül darbesinin getirdiği anayasa değişmeli; yeni bir anayasa ile gerek bürokratik vesayet rejimine, gerekse askerin özerkliğine ve siyasi rolüne son verilmeli. Çünkü askerin siyasi rolü demokrasiyle bağdaşmadığı gibi, ordunun esas görevini gereğince yerine getirmesini engelliyor, bütün milletin değil de bir kesimin ordusuymuş izlenimini doğurarak saygınlığını sarsıyor, kimi siyasilerin orduyu aralarındaki rekabette kullanmaya çalışmaları sonucunda siyaseti de yozlaştırıyor.

Son bir nokta: Demokratik hukuk devletinde medyaya düşen özel bir sorumluluk var. Medya kamuoyuna sadece sansürsüz haber ve yorum vermekle yükümlü değil. Dördüncü kuvvet olarak siyasi, idari, iktisadi güç sahiplerinin demokrasiye, hukuk devletine ve ahlaka uygun davranıp davranmadıklarını denetlemek zorunda. Bu görevi yerine getirmesi hiçbir şekilde "asimetrik psikolojik harekat" olarak nitelenemez. Saygılarımla.

zaman



Bu yazı 438 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 21 Temmuz 2012 Oyumu geri alıyorum
    • 2 Haziran 2012 Nükleer yalanlar ve gerçekler
    • 19 Mayıs 2012 Uludere, Ankara'nın karanlık dehlizlerinde
    • 29 Ekim 2011 Anadolu'daki bekleyiş, AB standartları
    • 20 Ağustos 2011 Şiddet, çözüm değil şiddet üretir
    • 19 Ekim 2010 Türkiye gittikçe Batı'ya yaklaşıyor
    • 26 Haziran 2010 Türk dış politikası liberaldir
    • 22 Mayıs 2010 Ey asker, siyasete karışma!
    • 8 Mayıs 2010 İsmet İnönü'ye de adil olmalıyız
    • 1 Mayıs 2010 Niye profesyonel ordu?
    • 3 Nisan 2010 'Lider sultası'ndan kurtulabilir miyiz?
    • 20 Mart 2010 Ermeni sorunu, aydınlar ve siyasiler
    • 6 Mart 2010 Vesayet rejimi nasıl kuruldu ve işledi?
    • 20 Şubat 2010 Demokrasilerde 'kontrol ve denge' nasıl sağlanır?
    • 13 Şubat 2010 Militarizm ne Ortaylı'ya, ne de MHP'ye yakışır
    • 2 Temmuz 2009 Genelkurmay Başkanı'na açık mektup
    • 11 Haziran 2009 'Türkiye çantada keklik değil'
    • 23 Nisan 2009 Zorunlu asimilasyon başarılı olamadı
    • 12 Şubat 2009 TSK'nın saygınlığını korumalıyız
    • 7 Haziran 2008 Militan demokrasi değil, militan devlet

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,728 µs