En Sıcak Konular

Nedret Ersanel



Nedret Ersanel
0 0 0000

Türkiye “eksen kayması”nı durdurabildi mi?



Türkiye’nin "küresel odak"taki durumunu yeniden derleyip/ toparlayalım…

Ankara’nın bir “eksen kayması” yaşadığına ilişkin iddialar, yaklaşık üç yıldır süren yorum ve analizler, genellikle Avrupa Kıtası’nın tamamı (İngiltere hariç), İsrail ve zaman zaman Arap ülkelerinin “bir kısmı”ndan geliyordu…

ABD, “mâna çıkaracak” kadar bu kervana katılmadı! (Özellikle Barack Obama'yı Beyaz Saray'a taşıyan uzun seçim sürecinden günümüze iyice azalarak.)

Avrupa Birliği ülkelerinin neredeyse tamamından bu konuda bakışlar gelirken, AB’nin “çekirdeğini” oluşturan Almanya ve Fransa bu pozisyonun üzerine açıktan gitmedi…

Ancak “zımnen”, Türkiye’nin AB sürecine diklenerek, kamuoyundaki katılım hevesini köreltmeye çalıştı.

Son 3-5 yıl içindeki eğilimler, Türk halkının yüzde 70’lik AB arzusunun, yüzde 35’in de altına sürüklendiğini gösteriyor.

Genel olarak Batılılara, özel olarak da AB üyesi ülkelerin diplomatlarına “eksen kayması diyorsunuz ama nereye doğru” diye sorduğunuzda, somut bir yanıt almanız zor.

Çoğunlukla “AB’den uzağa” cevabını alıyorsunuz. Yani Avrupa’nın rahatsızlığı, “kaydığınız yer kadar uzaklaştığınız yer”le de ilgili!

            *   *   *

Küresel ekonomik kriz, Türkiye’den ayrılan ve/veya ayrılma riski bulunan yabancı yatırımları riske soktuğunda, “açığın” nereden kapatabileceği arayışı, kendini genellikle Körfez Ülkeleri ve yukarıda yazdığım “bir kısım” Arap ülkelerinin “dışındakilerde” gösterdi.

Bu adres nasıl tespit edildi bilmiyoruz!

Böylece “iddia edilen” ve eğer varsa “eksen kayması”nın bir plakası Ortadoğu’ya meyillendi.

Arap dünyasının Türkiye’ye ikna edilmesi sürecinin bir parçası olarak Davos Krizi’ni de bu mânada okuyabiliriz.

Keza bir “turnusol kağıdı” olarak, Ankara’nın “İsrail-Suriye-Filistin” denklemindeki ayrıcalıklı konumuna diplomatik bir saldırı olarak görünen Fransız/Sarkozy adımları, Akdeniz Birliği  Projesi de bu listeye yazılabilir.

Bu noktada Mısır’ın durumu da önemli.

Gazze vahşeti sırasında Kahire’nin tutumu, yine Fransa’nın girişimleri, Başkan Barack Obama’nın dünya Müslümanlarına sesleniş arenası olarak Türkiye ve Mısır’ı seçmesi, iki ülke arasında bölgeye yönelik bir “rekabet” varmış havası doğurdu.

           *   *   *

Washington penceresinden ise hiç böyle bir şey yok. Mısır ve Türkiye, ABD’nin Ortadoğu ve Arap dünyasına bakışında ana ekseni oluşturuyor.

Artık bu önerme kesinleşmiştir ve “formül” diyebiliriz.

Türkiye gibi ağır bir ülkenin bölgeye yüklenmesi, Arap dünyası içinde kaygı da yarattı.

Ancak bunlar ikna edildiği gibi Türkiye’nin Arap dünyasına yakınlaşması bu ülkeler için büyük fırsat olarak görülmeye başlandı.

Zaman zaman ülkelerinin “ikincil” pozisyona sürüklendiğini hisseden bölgenin önemli ülkeleri de rahatlatılmaya çalışılıyor.

Baracak Obama’nın merakla beklenen Mısır ziyaretinden önce programını değiştirerek Suudi Arabistan’a da uğraması böyle anlaşılabilir.

Bugün bir çok Arap ülkesinin aydını ve yazarı, Türkiye’nin bölgeye gelişini “stratejik” bir kazanç olarak okuyor, oluşabilecek kaygıları da “öngörüsüzlükle” suçluyor.

           *   *   *

Eksen kayması iddialarından biri de Rusya ve Kafkaslar ile ilgiliydi.

Ağustos 2008’deki Gürcistan-Rusya savaşı ve ardından gelen Türkiye-Ermenistan yakınlaşması tüm boyutları ile çözülmediyse de, bu vektörde de farklı bir tezühürün ortaya çıktığını varsayabiliriz.

Ankara-Erivan denklemini etkileyen ayaklar Karabağ ve dost Azerbaycan’dan oluştuğundan, yakınlaşmanın tamamlanması için gereken süreç Minsk Grubu’na havale edildi.

Minsk Grubu Rusya, ABD ve Fransa’dan oluşsa da, bölgeye “yakınlığı” nedeniyle Moskova burada asal elemanı oluşturuyor.

Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasının önündeki sorunların aşılmasını Rusya’ya emanet etmek garip gelebilir.

Çünkü herkes biliyor ki, Kremlin ile Erivan arasında tarihin yakın dönemindeki ilişkiler hep özel oldu.

Ankara ve bizzat Dışişleri Bakanı Ahmed Davutoğlu zaman zaman Minsk Grubu’nu ve “parmağıyla işaret etmeden” Rusya’yı yavaş kalmakla kritik etse de, bize göre işin püf noktası da burası.

Yani…

Rusya, Batı’nın Türkiye üzerinden arka bahçesine girmeye tevessül etmediğine ikna olduğunda (ki bu da eksen kaymasının yönünden endişe duyan Avrupa ülkelerini rahatlatır), Batı da diplomatik destenin asını oluşturan enerji yollarına “makul” bir çıkış bulduğunda, Rusya herkesin elini rahatlatacak! (Bu aşamadaki baraj ise Nabucco!)

Çünkü unutulmamalı ki, Güney Osetya ve Abhazya savaştan sonra Rusya’ya “yapıştıysa” da, Ermenistan ile Rusya arasında “coğrafi bir bağ” kalmadı!

           *   *   *

Tabiî her şey yolunda demek değil bu. İran ve AFPAK meselesi Ankara açısından dengeleri korumayı zorlaştırabilir.

Özellikle de İran konusu.. Cumhurbaşkanlığı seçimini takip eden hararetli süreç, Tahran’ın iç dengelerini ne denli yerinden oynatır bilmek zor. (Burada da galiba İngiltere'ye bakmak gerekiyor!)

Ama özellikle nükleer silahlanma dosyası, İran-İsrail-ABD üçgeninin açılarını daraltabilir.

Bu zaviyede de Türkiye’nin İran politikası hakkında farklı görüşler var…

Kimilerine göre; Türkiye’nin bölgedeki yeni silüeti otomatik olarak İran’ı doğal rakip haline getiriyor .. Tahran yönetiminin akl-ı selim çizgiye çekilmesi gerektiğine inananlar var.

Tersine; İran problemi ABD-İsrail’in buraya müdehalesini getirirse, bu vakum Türkiye’nin bölgesel terazilerini bozar tezi de ortada.

Bunlar da önümüzdeki sürecin muallaktaki kilit taşları.



Bu yazı 2,457 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 13 Mayıs 2014 Ruslar UFO’larla bizim gibi it dalaşı yapabilir mi?
    • 6 Mayıs 2014 Berlin, Obama’nın (en iyi) arkadaşı değil
    • 29 Nisan 2014 'Manidar Zamanlama'ları Ayarlama Enstitüsü
    • 22 Nisan 2014 Albino çocuk ve beyaz kurdeleli uzaylılar inlere girebilir mi?
    • 15 Nisan 2014 'ABD'den Türkiye çıkışı' yazılır, 'ABD'den sakın çıkma' okunur!
    • 8 Nisan 2014 İsrail yanımıza, Rusya kolumuza, ABD nereye?
    • 31 Mart 2014 Erdoğan'ın yolu 'oralarda' anlaşıldı mı?
    • 25 Mart 2014 Twitter'ı kapatan Facebook'u niye kapatmadı?
    • 17 Mart 2014 Tokalaştığınız el işe yaramaz, diğer el önemli!
    • 10 Mart 2014 Büyük resme çıplak gözle bakılmaz
    • 4 Mart 2014 Dünyanın söküldüğü yer
    • 25 Şubat 2014 Aurens'in raksını Hüseyin alkışlıyor...
    • 11 Şubat 2014 Uçak gemisinden korkabilirsiniz ama büyüğü var
    • 4 Şubat 2014 Angel(a)’nın kanatları ve ışığın askerleri!
    • 28 Ocak 2014 MİT’i kelepçelemekten daha 'sembolik delil' ne olabilir...
    • 21 Ocak 2014 Akdeniz’de Çin-Rus tatbikatı ‘devlet TIR’larını rahatlatır mı?
    • 13 Ocak 2014 Rusya, İran yüzünden Londra'ya elinin tersiyle...
    • 7 Ocak 2014 Enerjiniz olmadan enerjiyi mi kontrol edeceksiniz?
    • 31 Aralık 2013 2014: Bize ne olacaksa, tüm bölgeye o olacak!
    • 24 Aralık 2013 Türkiye'nin canını o yüzden yakıyorlar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,680 µs