En Sıcak Konular

Eser Karakaş


Eser Karakaş
0 0 0000

İki konuşma - iki skandal



İki konuşma arka arkaya geldi.

Keşke gelmeseydi, hiç böyle konuşmasa idiler.

Konuşmaların birincisi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Abdurrahman Yalçınkaya’ya, ikicisi ise Genelkurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ’a ait.

Türkiye Devleti’nin bu çok önemli görevlerini üstlenmiş kişilerin kamuoyu önünde yaptıkları konuşmaların konumlarıyla, Türkiye’nin dünyadaki, bölgedeki iddiasıyla ve belki de en önemlisi Anayasa’nın ikinci maddesinde ifadesini bulan ilkelerle uyumlu olması şart.

Aksi durumda hatipler için doğrusu pek hoş olmuyor, söylemler çok niteliksiz duruyor ama yine en önemlisi bu şahısların görevlerinin üzerinden Türkiye zarar görüyor.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Yalçınkaya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı onur gününde yaptığı bir konuşmada ‘muhafazakar partilerin ekonomik büyümeyi ön plana çıkararak laikliği gündemden düşürmek istediklerini’ ifade ediyor.

Lütfen, hangi siyasi görüşten olursanız olun, bu sözleri Türkiye’nin bir başsavcısına yakıştırabiliyor musunuz?

Bu sözlerden bir anlam çıkarmak mümkün mü?

Bence anlam aramak zaten çok anlamsız çünkü ortada tam bir saçmalık var.

Sayın Yalçınkaya daha çok temel bir gerçeği, laikliği korumanın en sağlıklı yönteminin yüksek büyümeyi daima gündemde tutarak yurttaşları daha zengin kılmak olduğunu idrak edememiş; kanımca ne söylesek boş ama bu kadar önemli bir makamın tüzel kişiliği için gerçekten üzgünüm.

Gelelim Sayın Başbuğ’un Washington Büyükelçiliği’mizde yaptığı konuşmaya.

Başka konuların mesela mayın konusunun yanısıra Sayın Başbuğ kürt meselesinde gündemde olan demokratik açılımlar konusunda ‘bireysel özgürlüklerin genişletilmesine karşı olmadıklarını ama meselenin grup hakları konusuna çekilmesine izin vermeyeceklerini’ (mealen) ifade etti.

Ben bu konuşmayı izlerken söz konusu ‘izin vermeyiz’ ifadesinin öznesinin kim olabileceğine aklım takıldı.

Demokratik anayasal açılımlar konusunda, mesela grup hakları konusunda Sayın Başbuğ Türkiye adına yani özne yerine Türkiye’yi koyarak konuşmuş ise Türkiye adına bu konularda yani siyasi konularda konuşmak bir Genelkurmay Başkanı’nın işi değildir.

Şayet özne Türkiye değil de TSK ise durum çok daha vahimdir.

Anayasanın ikinci maddesinde ifadesini bulan demokratik bir hukuk devletinde anayasal açılımlar ve reformlar konusunda ordu bir izin makamı olamaz.

Grup hakları anlamlıdır, değildir, bu siyasi bir tartışma konusudur ama şayet TSK bu konularda kendini izin makamı olarak tanımlarsa ortada grup hakları meselesini aşan bir siyasi skandal var demektir.

Sayın Başbuğ’un siyasi alana, TBMM’nin yetki alanına, siyasi programlara bu açık tecavüzüne siyasi sınıfın tepkisizliğini de anlamakta zorlanıyorum doğrusu.

Muhalefette demokratik tepki kültürü olsa, en az siyasi iktidar ve TBMM Başkanlığı kadar onların da bu konuşmaya tepki vermesi şarttır.

Bu açıklamalar Türkiye için büyük talihsizliklerdir.

star



Bu yazı 659 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Ağustos 2011 Arap baharı Türkiye ve AB
    • 24 Mayıs 2011 AK Parti neden kazanıyor?
    • 7 Mayıs 2010 İstifa ya da yargılanma seçeneği
    • 23 Kasım 2009 Kimler çağdaş kimler değil
    • 3 Ağustos 2009 Ergenekon’un gerçek mirası
    • 27 Temmuz 2009 Kürt meselesi ve Kıbrıs
    • 8 Haziran 2009 İki konuşma - iki skandal
    • 3 Mayıs 2009 Süleyman Demirel ve 1 Mayıs 1977
    • 21 Ocak 2009 AK Parti karşıtlığı ve Ergenekon
    • 19 Ocak 2009 TSK baştan aşağıya yenilenmeli
    • 23 Kasım 2008 CHP neden türbana yaklaştı?
    • 5 Eylül 2008 Türkiye’yi kim yönetemez?
    • 17 Şubat 2008 ‘Genç Siviller Korkuyor!’ basın açıklaması
    • 16 Şubat 2007 Türkiye’yi bekleyen tehlike

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,240 µs