En Sıcak Konular

Ali Bulaç


Ali Bulaç
0 0 0000

Obama ne demek istedi?



Obama'nın Kahire konuşmasını Ankara'da yaptığı konuşma ile bir arada düşündüğümüzde şu soru önem kazanıyor: ABD, Türkiye'yi nereye yerleştiriyor? Bu sorunun cevabını bulabilmek için, bir parça zihnimizi özgürleştirmemiz lazım.
Zihinleri bulandırmak üzere yazıp çizenler yine başrollerde. Bush'un Afganistan ve Irak işgaline alkış tutanlar, bugün de aynı tempoda Obama'ya alkış tutuyorlar. Hiçbir tezleri, hiçbir öngörüleri doğru çıkmadı, buna rağmen sanki Washington'ın Beyaz Saray danışmanları veya yarı-resmî sözcüleriymiş gibi "Bu konuşmadan sonra hiçbir şey eskisi olmayacak. Kafanızı değiştirin. Obama işaretleri verdi. Pozisyonlarınızı alın" diyebiliyorlar. Bu ülkede fikr-i takip olsaydı ne iyi olurdu!

Bir kere her iki konuşma metninin satır aralarından anlaşılan şu ki; ABD'nin gözünde Türkiye, tartışmasız "Batı ittifakı içinde yer alan bir ülke". Bunun anlamı şudur: Türkiye, 1856'dan beri güvenliğini "bir Avrupa ülkesi" olma karşılığında sağlama almaya çalışmaktadır. 1918 Mondros, Sevr ve Cumhuriyet'in kurulması bu konsepti değiştirmiş değil, aksine Lozan'la pekiştirmiştir. Batı'dan gelen mesajlara bakın, şunu anlarsınız: Türkiye, iki taahhüdüne sadık kaldığı müddetçe bekasını koruyacaktır: İslamî geçmişine dönmeyecek ve İslam dünyası (özellikle Arap âlemi) ile herhangi bir birlik kurmaya yeltenmeyecektir.

Obama, herkese bölgenin üç büyük ülkesi Türkiye, İran ve Mısır arasında ince bir ayrım yaptıklarını ihsas ettirdi. Her üç ülkeye de ihtiyacı vardır. Bize anlatmaya çalıştığı şudur:

a) Türkiye, Batı'ya aittir, AB üyelik sürecine devam edecektir; tam üyeliğe kabul edilse de edilmese de bu süreç işleyecektir.

b) "Laikliği", "Müslüman kimliği"ne baskındır. Toplumsal talepler ve rahatsızlıklar varsa da, en çok "İslam ve laiklik"in bir arada yürütülmesine izin verilecektir. Bunun mümkün olup olmadığı küresel düzenin sorunu değildir.

c) Türkiye, NATO ve AB çerçevesinde Amerika ile birlikte hareket edecek olan ve hareket etmesi istenen müttefik bir ülkedir. Bugüne kadar süren ittifakın alanını bir miktar derinleştirip, bunu "model ortaklık" olarak yeniden tanımlamak mümkün. Tanımların veya isimlendirmelerin değişmesi, Türkiye'nin kendi başına bölgede aktif bir dış politika izleyebileceği anlamına gelmez.

Son yıllarda izlenen "çok boyutlu dış politika ve komşu ülkelerle sıfır ihtilaf" ABD açısından olumludur, sürdürülmelidir. Fakat "çok boyutlu dış politika", Türkiye'nin "Batı-ekseni"nden kaymasına, kendi adına 'merkez' olmasına veya 'özerk eksen' oluşturmasına izin verildiği anlamına gelmez. Graham Fuller'in, "Türkiye artık kendi başına politika tayin edebiliyor, bağımsız davranabiliyor" dediği fenomeni, "Türkiye, kendi başına politika tayin edebilen, bağımsız davranabilen bir ülke görüntüsü"yle kendini yeni duruma adapte etmesi" şeklinde tercüme etmek gerekir.

Obama'nın İran'da Musaddık'a karşı 1953'te ABD'nin giriştiği yüz kızartıcı darbe teşebbüsünü itiraf etmesi, nükleer enerji programına ilişkin sözleri ve 4 Temmuz'da İranlı diplomatların da resepsiyona davet edilebileceklerini belirtmesi ile İslam dünyasına seslendiği konuşmayı Kahire'de yapması; Türkiye'nin tek başına İslam dünyasını mobilize etmesine hayırhah bakmadıklarının işaretidir. Bölgenin üç önemli aktörü Türkiye, Batı ile birlikte hareket etmeye devam edecektir; İran, Arapları korkutmayacak, Afganistan-Pakistan hattına karışmayacaktır; Mısır, Arapların patronu veya ağabeyi olmasa bile bu dünya adına "muhatap" alınacak

Bush'tan sonra ABD'nin istediği budur. Tabii ki istemek başka, bu istekleri yerine getirmek başka. Mesele ne istendiğini doğru anlamaktır. Pakistan ve Afganistan'ı İslam ülkesi saymıyorsanız, Obama'nın İslam'la diyalog ve işbirliğine dayalı "yeni bir dönem" başlattığını düşünebilirsiniz.

zaman



Bu yazı 400 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 6 Nisan 2013 Neyin özgürlüğü?
    • 7 Nisan 2012 NATO'nun alan dışı stratejisi
    • 12 Kasım 2011 İdrak tutulması
    • 16 Temmuz 2011 Dört aktör
    • 25 Haziran 2011 Tiyatro bu
    • 19 Mart 2011 Afetler, felaketler!
    • 12 Mart 2011 Darbenin medya ayağı
    • 10 Mart 2011 Modelin altı parametresi
    • 7 Mart 2011 'Türkiye modeli'
    • 12 Şubat 2011 İhvan ve İslam korkusu!
    • 22 Ocak 2011 Kısır döngü
    • 13 Ocak 2011 Azınlık veya zımmi!
    • 10 Ocak 2011 Çatışmalar ve potansiyeller
    • 18 Aralık 2010 Başka bir dünya, başka bir iktisad!
    • 15 Kasım 2010 Diyanet'te 'yeni dönem'
    • 2 Ekim 2010 Millî Görüş'ten son kopuş!
    • 18 Eylül 2010 Ayrışmanın fotoğrafı
    • 2 Ağustos 2010 Askerler ve rolleri
    • 26 Temmuz 2010 Neden akletmiyoruz?
    • 24 Temmuz 2010 35. madde

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,063 µs