En Sıcak Konular

Gülay Göktürk


Gülay Göktürk
0 0 0000

Zigzagların ana yönü



Başbakan şaşırtmaya devam ediyor.İki gün önce Azerbaycan'ın gönlünü almaya çalışırken yaptığı konuşmada Türkiye'deki 40 bin kaçak Ermeni'yi sınır dışı etme tehdidi savurduğunda (ve Ermenistan'la ilişkileri normalleştirme babında son birkaç yıldır yapılan çalışmaları tek bir konuşmayla tarumar etmeyi göze aldığında) nasıl şaşırttıysa bugün de "farklı etnik kimliklerin kovulması faşistliktir" diyerek bir kez daha şaşırtıyor.

Hatırlarsınız, iktidarının ilk yıllarında yaptığı ünlü Diyarbakır konuşmasında devletin kendi hatalarıyla yüzleşmesi gerektiğini söylediğinde de şaşırtmış ama daha sonraki yıllarda içine girdiği ataletle bu umutları kırmıştı. Sonra bir baktık; Kürtçe TV açmak gibi son derece radikal bir reforma imza atan yine o oldu.

Şemdinli'de derin devletle uzlaşan da oydu; derin devletin çanına ot tıkayacak olan Ergenekon Davası'na siyasi destek vererek şimdiye kadar hiçbir TC hükümetinin yapamadığını yapan da yine oydu.

Aktütün Olayı'nda Genelkurmay'la ağız birliği yapan da oydu; 27 Nisan Muhtırası karşısındaki cesur direnişe imza atan da...

Seçim arifesinde MHP'yle yağlı urgan yarışına giren de Erdoğan'dı, bugün siyasal çözümün yolu açılsın diye MİT müsteşarının görev süresini uzatan; bu konuda devlet içinde konsensus kurmaya çalışan da Erdoğan...

Yine hatırlayın; bundan birkaç ay önce "Ege'de Rumlar devam etseydi ve Türkiye'nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi?" diyen Vecdi Gönül de bu partinin içinden çıktı; bugün "farklı etnik kimliklerin kovulması faşistliktir" diyen başbakan da.

Aslında yaşadığımız bunca örnekten sonra garipliğin bu zigzaglardan ziyade, zigzaglara şaşıran bizlerde olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz.

Bazılarımızın bir türlü anlayamadığı ya da kabullenemediği şey, AK Parti gibi çok geniş toplum kesimlerine dayanan büyük kitle partilerinin hem kendi toplumsal tabanlarında varolan farklı siyasi-ideolojik eğilimleri yansıtmalarının; hem de devlet içi dengeleri gözetmelerinin kaçınılmazlığı.

Evet,  AK Parti'den küçük ve marjinal partilerin ya da düşünce kuruluşlarının "saf"lığını beklemek;  marjinal bir partide bulunabilecek "ideolojik yekpareliği" ve istikrarlı çizgiyi beklemek zaten boş hayal olurdu. Bu partide reformculuk ve statükoculuk, sivillik ve devletçilik, demokratlık ve milliyetçilik her zaman bir arada, yan yana varoldu. Zaman zaman, içinde taşıdığı bu eğilimlerin birinin ağır basması sonucu birçok yalpalama yaşadı, bundan sonra da yaşayacak.  Sadece AK Parti değil, DP de, ANAP da, Adalet Parti de çok yaşadı bu yalpalamaları.

Yalpalamalar sadece tabanın yapısından değil, aynı zamanda devletin yapısından kaynaklanıyor. Bakıyoruz; sadece bizde değil bütün dünyada değişim sloganıyla gelen hareketler "milli devlet"lerin kemikleşmiş felsefeleriyle, politikalarıyla, söylemleriyle, tabularıyla yüz yüze geldiklerinde şöyle bir duralayıp önüne dikilen barikatlarda gedik açma yollarının arayışına giriyor. Hiçbir siyasi hareket -eğer radikal bir kırılmayı, bir "devrim"i öngörmüyorsa - dümdüz bir siyasi çizgi izleyemiyor. Eski dengeleri belli ölçüde gözeterek, zaman zaman yalpalayarak, tavizler vererek ve tavizler kopararak ilerliyor. Hele devletin felsefesi ve politikası toplumun önemli bir kesimi tarafından da içselleştirilmişse ve savunuluyorsa, değişimcilerin işi çok daha zor oluyor.

İşte zigzagları anlamak için bütün bu faktörleri görmek ve gerçekçi olmak lazım.

Ama asıl soru şu: Peki bu zigzaglar yüzünden, Türkiye bir adım ileri, bir adım geri derken olduğu yerde mi duruyor? Siyasetin zemini, toplumun bilinci yerinde mi sayıyor?

Kesinlikle hayır!

Aslında AK Parti'nin geri adımlarının siyasetin düzeyinde ve toplumsal bilinçte herhangi bir değişim yapması mümkün değil. Çünkü bunlar devletin ve bütün tutucu partilerin on yıllardır kullandığı klişeler ve davranış tarzı.  Hepimiz bu söylem içinde büyüdük; devletten ve devletçi partilerden bunları duymaya alışığız. Örneğin Vecdi Gönül "azınlıklar gitti, iyi oldu" dediği zaman, çok iyi bildiğimiz resmi söylemi bir kez daha duymuş oluyoruz, hepsi bu...

Buna karşılık her özgürlükçü çıkış ve davranış gerek siyasetin düzeyinde, gerekse toplum bilincinde geri dönüşü olmayan bir adıma yol açıyor ve demokrasinin çıtasını yükseltiyor. Daha sonra AK Parti ya da  bizzat Başbakan tersini söylese ya da yapsa da, yapılan demokratik açılım toplumsal bilinçte geri alınamaz etkiler yaratıyor ve bir kazanıma dönüşüyor.

Yani bugünkü gidişat "bir adım ileri bir adım geri"den çok "bir adım ileri bir adım yerinde say"a benziyor.

Bugün Türkiye'de bir Kürtçe televizyon kanalı varsa, artık kimse Kürtçe kanal olmasın, kapansın diyemez, dese de hiçbir şansı olmaz.

Terörün sadece askeri yöntemlerle çözülebileceği fikri artık sadece küçük bir azınlığın savunduğu marjinal bir fikir haline gelmiş; toplumun büyük çoğunluğun kulağı "siyasi çözüm" fikrine alışmışsa bu zigzaglara rağmen yaşanan süreç sayesindedir.

Bugün Türkiye'de muhafazakar bir hükümetin sözcüleri misyonerliğin suç değil hak olduğu söylemişse, muhafazakar kitleler bu sözü onlardan duymuşsa, önemli bir kesim hala içselleştirememiş olsa da kimse aksini yüksek sesle savunamaz, savunan ayıplanır.

Askeri vesayet rejimi ve darbeci gelenek bu kadar açığa çıkarılmış ve mahkum edilmişse, artık kimse kolay kolay "iyi darbe-kötü darbe ayrımı" yapamaz ya da açıktan askeri vesayet savunucuğu yapamaz.

Dolayısıyla çizdiği bütün zigzaglara rağmen, AK Parti'nin yaptığı demokratik çıkışlarla Türkiye'yi daha ileri bir noktaya taşıdığını; bu zigzagların daha üst düzey bir demokrasi ve özgürlük anlayışına doğru giden çizgide yaşanan zigzaglar olduğunu görmemiz lazım.

Üstelik yaşanan süreç içinde AK Parti sadece toplumu değil, kendisini de dönüştürüyor. Toplumla birlikte kendisini de daha üst düzey bir özgürlük anlayışına, daha olgun demokrasi kavrayışına doğru taşıyor.

bugün



Bu yazı 373 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Eylül 2012 Susmak için artık çok geç
    • 24 Eylül 2012 Darbecilik mahkûm oldu
    • 21 Eylül 2012 7 adımda çözüm planı
    • 14 Eylül 2012 Libya
    • 25 Ağustos 2012 Kürtler'i PKK'dan korumak
    • 8 Ağustos 2012 Tehditle canlı kalkan olunur mu?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye Kürdistanı
    • 2 Temmuz 2012 Zana kimi, neyi temsil ediyor?
    • 18 Haziran 2012 Kılıçdaroğlu Bahçeli'nin arkasına saklanıyor
    • 15 Haziran 2012 Olmayacak duaya amin
    • 11 Haziran 2012 Oslo süreci yeniden mi?
    • 8 Haziran 2012 Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesi
    • 4 Haziran 2012 Ses kayıtları
    • 30 Mayıs 2012 Parti kongreleri neden yapılır?
    • 21 Mayıs 2012 Sivil bayramlar dönemi
    • 11 Mayıs 2012 Yine mi?
    • 9 Mayıs 2012 Solun resmi tarihi
    • 25 Nisan 2012 Keşke CHP bölünse
    • 11 Nisan 2012 Kafası karışık bir Demirtaş
    • 9 Nisan 2012 Nizam-ı alem

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,624 µs