En Sıcak Konular

Gülay Göktürk


Gülay Göktürk
0 0 0000

Bahçeli'nin Grup konuşması



Şoven milliyetçilikle hesaplaşmadanKürt meselesinin siyaset yoluyla çözümünde adımlar atmaya her niyetlendiğinde, AK Parti'nin yüreğine düşen iki büyük korkuyu biliyoruz: Asker ne der; MHP ne der...

Son dönemde gerek duyduklarımız, gerek gözlemlerimiz askerin Kürt meselesinde geçmişe göre çok daha açık görüşlü bir noktada bulunduğunu gösteriyor. Asimilasyon projesinin çöktüğünü, artık yeni politikalar, yeni fikirler lazım olduğunu bizzat askerlerin ağzından duyuyoruz. Dolayısıyla bugün Ak Parti hükümetinin Kürt açılımı konusunda o cenahtan yana çok fazla bir sıkıntısının olmadığını tahmin edebiliriz.

Sanıyorum, şu anda en büyük sıkıntı MHP tarafından gelen "ihanet" suçlamalarından kaynaklanıyor; daha doğrusu bu suçlamaların kendi saflarındaki yankılarından... Bir başka deyişle AK Parti kurmaylarının çekindikleri şey, bir muhalefet partisi olarak MHP'nin engelleme gücü değil; asıl, AK Parti içinde varolmaya devam eden  MHP zihniyetinin etkisi ve gücü...

Aslında Kürt meselesinde taa başından beri hükümetin çizdiği zigzagların önemli bir nedeni hep AK Parti içindeki bu milliyetçi damar oldu. Parti yönetimi reformları sürdürürken kendi tabanındaki şoven milliyetçi kesimi MHP'ye kaptırmamak için sürekli bu kesimin duyarlılıklarını dikkate almaya ve denge politikaları izlemeye çalıştı. İzlenen bu "denge" politikaları da sık sık  bizleri şaşkınlığa düşüren zigzaglara yol açtı.

Şimdi...

Eğer Cumhurbaşkanı Gül dahil bu ülkede yaşayan herkes Kürt sorununun Türkiye'nin en büyük sorunu olduğunu düşünüyorsa; eğer 2009 bu sorununun çözümü için bir "fırsat yılı"ysa, bu fırsatı kullanacak olan hükümetin bütün cesaretini toplayıp kendi saflarındaki şoven Türk milliyetçiliğiyle fikri planda bir hesaplaşmayı da göze alması gerekir.

Bahçeli "bizden hangi konuda katkı isteniyor" diye soruyor ve sıralıyor: Koruculuğun kaldırılmasına çanak tutulması mı? Milli kimliğin tartışılmasının kabul edilmesi mi? Eğitim dilinin çeşitlendirilmesine sessiz durulması mı? PKK affına göz yumulması mı? Barzani devletinin tanınması ve tek taraflı tavizlere kucak açılması mı? Yeni anayasa maskesiyle üniter yapının ve milli kimliğin tahrip edilmesi mi? Türkiye'nin bölünme senaryolarının demokratikleşme reçetesi olarak pazarlanmasına rıza gösterilmesi mi? Federatif bir yapılanmanın sinsice yürürlüğe konulmasına alkış tutulması mı? Bin yıllık kardeşlik hukukunun çiğnenmesi ve sosyal dokunun bozulmasına kayıtsız kalınması mı?

Sanırım artık AK Parti bu soruları duymazdan gelerek, bu fikirlerle polemik yapmaktan kaçınarak ilerleyemeyeceği bir noktaya varmış bulunuyor. Bu sorulara açık cevap vermek ve kendi fikirlerini ortaya koyarken "bin yıllık kardeşlik hukukunu" asıl bozanın, "bölünme senaryolarını asıl besleyenin" şoven Türk milliyetçiliği ve bu temelde oluşturulan devlet projeleri olduğuna kendi tabanını da ikna etmesi lazım.

Böyle bir siyasi-ideolojik mücadele AK Parti içindeki milliyetçi tabanın bütününü ikna edebilir mi? Elbette hayır; gidenler, kopanlar, soğuyanlar mutlaka olacaktır.

Doğrudur, AK Parti gibi büyük kitle partileri, halkın bütününün duyarlılıklarını dikkate alır, mümkün olan en geniş halk kesimlerine dayanmak isterler. Ama şu da doğrudur ki, bazı tarihi dönüm noktalarında, "zamanı gelmiş" büyük sorunların çözümü için cesaretli adımlar atılması gerektiğinde, o kitle partileri tabanlarının bir kesimi ile uygun adım ilerleyemeyebilirler.

İşte gerçek liderlik de böyle zamanlarda çıkar ortaya. Büyük liderler böyle zamanlarda yüzde 5'lik 10'luk kayıpların hesabını bir yana bırakıp "zamanın ruhuna uygun" davranmayı seçenlerdir.

Böyle bir seçim oy hesabıyla yapılmaz, ama sonuçta gidenlerden çok daha fazlasının gelmesine yol açacağı; AK Parti'yi şimdiye kadar hiç olmadığı kadar güçlü hale getireceği de kesindir.

bugün



Bu yazı 606 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Eylül 2012 Susmak için artık çok geç
    • 24 Eylül 2012 Darbecilik mahkûm oldu
    • 21 Eylül 2012 7 adımda çözüm planı
    • 14 Eylül 2012 Libya
    • 25 Ağustos 2012 Kürtler'i PKK'dan korumak
    • 8 Ağustos 2012 Tehditle canlı kalkan olunur mu?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye Kürdistanı
    • 2 Temmuz 2012 Zana kimi, neyi temsil ediyor?
    • 18 Haziran 2012 Kılıçdaroğlu Bahçeli'nin arkasına saklanıyor
    • 15 Haziran 2012 Olmayacak duaya amin
    • 11 Haziran 2012 Oslo süreci yeniden mi?
    • 8 Haziran 2012 Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesi
    • 4 Haziran 2012 Ses kayıtları
    • 30 Mayıs 2012 Parti kongreleri neden yapılır?
    • 21 Mayıs 2012 Sivil bayramlar dönemi
    • 11 Mayıs 2012 Yine mi?
    • 9 Mayıs 2012 Solun resmi tarihi
    • 25 Nisan 2012 Keşke CHP bölünse
    • 11 Nisan 2012 Kafası karışık bir Demirtaş
    • 9 Nisan 2012 Nizam-ı alem

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    3,447 µs