En Sıcak Konular

Gülay Göktürk


Gülay Göktürk
0 0 0000

'Devletin kara kutusu'



Aradan tam 12 yıl geçmiş... 12 yıl boyunca yargıyla köşe kapmaca oynadıktan sonra Mehmet Ağar nihayet yargı karşısına çıktı.
 
"Devletin kara kutusu" lakabı ona Susurluk günlerinden kalmadır. Ağar, isminin gündeme geldiği Susurluk kazasından bugünlere kadar ser verip sır vermedi, "Ne yaptımsa devletim için yaptım" dedi ve başka da bir şey söylemedi. 1997 yılı Aralık ayında Meclis kürsüsünden yaptığı "ideolojik savunma"yı bugün gibi hatırlıyorum.

Söze Osmanlı'dan girip, Lale Devri'nden, İslahat Fermanı'na oradan İkinci Meşrutiyet'e, Çanakkale'ye, Cumhuriyete ve bugünlere getirmiş, kendisine yöneltilen somut suçlamaların hiçbirine değinmeden; tamamen idelojik bir savunma yapmıştı. Bu ideolojik savunmanın esasını şu cümleyle özetlenebilirdi: "Devletin yüksek menfaatleri için yapılan her şey mübahtır"

Uzun tarihi geçmişimizi özetlemekten amacı, Osmanlı'dan bu yana hiç sarsılmadan sürüp giden bu devlet anlayışını vurgulamak ve "kutsal devlet" uğruna yapılan hiçbir şeyin hesabının sorulamayacağını anlatmaktı besbelli ki... Örnek verdiği "efsane subaylar", "kahraman polisler" ve "fedakar aşiret reisleri" hep bu devlet için çalışmıştı. Öyleyse, bunu nasıl ve hangi araçlarla yaptıklarının hiç ama hiçbir önemi yoktu.

Onun gözünde, iki çeşit vatandaş vardı: Devletin menfaati için çalışanlar ve devletin menfaati için çalışanlara köstek olanlar... Birinciler vatansever, ikinciler vatan haindi. Aradan geçen 12 yılın Mehmet Ağar'ın savunma taktiğini değiştirmediği mahkeme salonunda hep birlikte gördük.

 "Devletim isterse konuşurum" deyip mahkemeye geldi ve "devletin yüksek menfaatleri" nin ne kadar konuşmasını gerektirdiğini düşünüyorsa o kadar konuştu. 12 yıl önce "Vücudunda üç kurşun yarasıyla defalarca ölümden dönmüş kahraman Türk polisini madalyayla taltif etmek yerine yargılıyorsunuz" diye sahip çıktığı "dava arkadaşlarını" yine savundu.

Korkut Eken'e, İbrahim Şahin'e sahip çıkarken sesinde yine sitem vardı. Devletin bilgisi dahilinde ve devletin yüksek çıkarları için "mücadele eden" insanlara yapılan muamele karşısında hayal kırıklığını gizlemedi.

Evet, gördük ki, Mehmet Ağar cenahında değişen bir şey yok. Ama bu o kadar da önemli değil. Çünkü zaten kendisinden müthiş ifşaatlar beklemiyorduk. Önemli olan, verdiği ifade değil, ifade vermek üzere yargı önüne çıkması, 12 yıllık köşe kapmacanın son bulmasıydı. Ağar değişmedi ama Türkiye Susurluk'tan bu yana çok değişti. Şükürler olsun ki, artık "devletin menfaatleri" gerekçesiyle cinayetleri meşrulaştırmak mümkün olmuyor bu ülkede.

"Terörle mücadele bunu gerektiriyordu" bahaneleri ne yargıda ne de kamuoyu vicdanında herhangi bir meşruiyet yaratmıyor. Terörle mücadele arkasına gizlenen iktidar savaşlarının, kişisel hırsların, uyuşturucu rantlarının artık herkes farkında.

İbrahim Şahin tahliye olduğunda onu hapishane kapısında "Türkiye seninle gurur duyuyor" sloganlarıyla karşılayan, alnına kurban kanı sürüp omuzlarına alan kalabalıklar çoktandır ortada görünmüyor. Ergenekon'un avukatlığına soyunanlar hızla toplumdan tecrit oluyor.

Aslına bakarsanız, Susurlukçuların bel bağladığı devlet de ciddi değişiklikler geçirdi o zamandan bu zamana. Sivil ve askeri bürokrasi Susurluk yıllarındaki gibi yek vücut değil artık. Devlet içinden önemli bir kesim glasnost istiyor. Devletin asıl çıkarının ciddi bir arınma harekatıyla daha sağlıklı bir devlet yapısına kavuşmak olduğuna inanıyor. Siyasi iktidar ilk defa yargının projektörlerinin derin devletin karanlık labirentlerine doğru yönelmesine yeşil ışık yakıyor; arkasında duruyor.

Ve yargı, belki de ilk defa hukuku "kutsal/derin devlet"in üstüne çıkarmaya çalışıyor. Hukuk üste çıkınca "Kutsal/ derin devlet"in altı kazılmaya başlıyor. Kazıldıkça ortaya çıkan silah depoları ve ölüm kuyuları bir devrin bitişinin simgesi sanki...
 

bugün



Bu yazı 391 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 28 Eylül 2012 Susmak için artık çok geç
    • 24 Eylül 2012 Darbecilik mahkûm oldu
    • 21 Eylül 2012 7 adımda çözüm planı
    • 14 Eylül 2012 Libya
    • 25 Ağustos 2012 Kürtler'i PKK'dan korumak
    • 8 Ağustos 2012 Tehditle canlı kalkan olunur mu?
    • 30 Temmuz 2012 Suriye Kürdistanı
    • 2 Temmuz 2012 Zana kimi, neyi temsil ediyor?
    • 18 Haziran 2012 Kılıçdaroğlu Bahçeli'nin arkasına saklanıyor
    • 15 Haziran 2012 Olmayacak duaya amin
    • 11 Haziran 2012 Oslo süreci yeniden mi?
    • 8 Haziran 2012 Erdoğan-Kılıçdaroğlu görüşmesi
    • 4 Haziran 2012 Ses kayıtları
    • 30 Mayıs 2012 Parti kongreleri neden yapılır?
    • 21 Mayıs 2012 Sivil bayramlar dönemi
    • 11 Mayıs 2012 Yine mi?
    • 9 Mayıs 2012 Solun resmi tarihi
    • 25 Nisan 2012 Keşke CHP bölünse
    • 11 Nisan 2012 Kafası karışık bir Demirtaş
    • 9 Nisan 2012 Nizam-ı alem

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,242 µs