En Sıcak Konular

Haşmet Babaoğlu


Haşmet Babaoğlu
0 0 0000

Gece... Mevlana... Düşünceler...



Siyasetçilerden rica etsek... Allah aşkına Mevlana üzerine konuşmasanız, yorum yapmasanız, olmaz mı, diye sorsak...

Olur, derler mi?

Çünkü hani yine Mevlana'nın söyleyişiyle...

" Testinin içinde ne varsa dışarı o sızıyor."

Ya tatsız tuzsuz bir övgü oluyor söylenen...

Ya güncel siyasete yönelik mesajlar veriliyor...

Ya da Mevlana hakkında bir parça fikir edinmek isteyeni bundan caydıracak her türden çelişkili ve yanlış bilgi üst üste yığılıyor.

Sonuçta... En hafifinden ayıp mı oluyor, ne!

Gecenin bir vakti...

İnternetteki haber sitelerine bakarken Mevlana'nın 735. Vuslat Yıldönümü törenlerinde Baykal 'ın yaptığı konuşmanın metni dikkatimi çekiyor.

Parlak bir konuşma.

Ama Mevlana " İslam'da tasavvufu zirveye çıkartan kişi" olarak tanımlanmış, " başarı "larından söz edilmiş.
" Zirve", " başarmak " gibi kavramların tasavvufun ve Mevlana'nın dünyasına temelden yabancı olması bir yana...
"Anadolu İslamı " fikrine dayalı olmasına karşın 60'lardan beri sol aydınlarca kullanıla kullanıla yorgun düşmüş klişelerle dolu bir konuşma... Geçen yılki törenlerde de Başbakan Erdoğan pek manidar biçimde Mevlana'nın " Ben Kur'an'ın kölesiyim" deyişini vurgulamıştı.

Geçen yıl törende Cumhurbaşkanı da ilginç bir gönderme yapmış ve Mevlana'nın " Dün dünde kaldı " sözünü öne çıkarmıştı.

Yani siyasetçiler ne zaman Mevlana 'ya uzansalar, tuttukları yeri kopartıyorlar. Yüzlerce yıllık eşsiz bir tefekkür geleneğinin canı acıyor, farkında değiller!

Gece sabaha dönmek üzere... Bakıyorum; Başbakan konuşmasında geçirmeden yapamamış ama şu meşhur " gene gel gene " şiirinin Mevlana algımıza koyduğu ipotekten yavaş yavaş kurtulmanın eşiğine geldik.
Yıllarca çok yazıp çizilmişti bu gerçek ama kimse kulak vermemişti.

Nihayet yakın zamanlarda bu dizelerin Mevlana'ya değil, ondan yüzlerce yıl önce yaşayan bir şaire ait olduğu gerçeği daha popüler bir bilgi haline geldi. Bu önemli bir gelişme...

Umuyorum ki, kitleler bu dizelerin çabuk gönül çalan fakat Mevlana'yı gerçekten derinlemesine tanıma arzusunu engelleyen slogan perspektifinden kurtulacaklar!

Belki böylece gençlerin internet yazışmalarında pek sık kullandıkları " Mevlana değilim dönüp dönüp geri gelme, beni deli etme " gibi deyimlerinin referans hükmü kalmayacak!

Bir yandan bu düşünceler zihnimde dolaşıyor, bir yandan içimde nedeni belirsiz bir sıkıntı büyüyor. Yerimden kalkıp kitaplığıma gidiyorum.

Mevlana 'dan dizeler bulup okumaya...

Beni sarsacak, uykumu iyice açacak dizeler...

İşte tam o sırada, gerçekten tam o sırada cep telefonumun ekranı yanıp sönüyor.

Bir dosttan mesaj...

Mevlana'nın kendi ölümü üzerine bir sözünün biraz değiştirilmiş hali...

" Cenaze görünce 'ah ayrılık, ayrılık' deme/Sana ölüm görünür, aslında doğmaktır."

Sabahın ilk ışıkları belirdi bile... Yazımı artık burada noktalasam iyi olacak! Oysa daha ne çok şey var değinilecek!

Ayakkabı mı, soru mu?

Iraklı gazeteci El Zeydi'ye " o ayakkabıyı fırlatacağına Bush'un canını yakacak sorular sorsaydın " diye kızanlar var.
İlke olarak haklılar.

Ancak eğri oturup doğru konuşalım: Bush'un canını yakacak bir soru var mı? O basın toplantısında "Evet kimyasal silahların varlığı konusunda kandırıldım" dedi Bush. Ama "bunu bahane ederek üzerinize binlerce ton bomba yağdırdım, özür dilerim" mealinde bir şey söyledi mi? Hayır.

Dünyaya hükmettiğini düşünen muktedirlerin pişkinliğine hangi soru nüfuz edebilir ki!
Bazen fırlatılan bir ayakkabı durumu karikatürleştirse bile daha çok şey anlatır!

vatan



Bu yazı 1,218 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 29 Nisan 2011 Çılgın projeyi eleştirenlere bakıyorum da...
    • 17 Temmuz 2010 Cep telefonu beyne zararlı mı?
    • 19 Aralık 2008 Gece... Mevlana... Düşünceler...
    • 16 Ağustos 2008 Giderayak İzmir, Çeşme, Alaçatı...
    • 17 Kasım 2007 Kaybedersek çok üzülmeyeceğim!
    • 27 Ekim 2007 Uçuruma doğru ilerleme
    • 13 Ekim 2007 Bayram gibi bayram!
    • 15 Eylül 2007 Kırılgan dünyalar, gergin tel gibi insanlar
    • 14 Temmuz 2007 İçimizdeki korkunç yalnızlık: Kıskançlık
    • 7 Temmuz 2007 Bu değil halkı, kendini bile tanımamaktır!
    • 5 Mayıs 2007 Mavi tuhaf ve karanlık bir renktir!
    • 21 Şubat 2007 Film deyip geçme, içinde ne çok şey var!
    • 26 Ocak 2007 Irkçılık, Şeytan ve Adem (insan)
    • 1 Ocak 2007 Beş yeni hayat... İşte bayram!
    • 11 Aralık 2006 Merakım dindi, geriye pek bir şey kalmadı!
    • 7 Aralık 2006 Papa ne yaptığını bilmiyor mu?
    • 6 Aralık 2006 Su bitecek, ilgileniyor musunuz?
    • 25 Kasım 2006 Philippe Noiret ölmüş diyorlar
    • 19 Kasım 2006 Romeo ve Jülyet yaşasaydı...
    • 8 Kasım 2006 Ecevit’in trajedisi: Bizi değil kendisini aldattı!

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    4,404 µs